Öykü Sanatı ve Eskişehir’de Öykü

İnsanın en eski ihtiyaçlarından biri; konuşmak, dertleşmek, birbirine birşeyler anlatmaktır. Canlılar arasında belki de en çok konuşanıdır İnsan.

Bu anlattıklarında, kişinin kendisini anlatması kadar başkasının da yaşadığı mutlu, mutsuz, çektiği acılar, sevinçler, üzüntüler gibi olaylar anlatır. Daha çok anlardır bunlar. Gördükleri, dinledikleri duydukları, yaşam deneyimleri  gibi duyguları düşleri de vardır. Esasında bir paylaşmadır konuşmak, anlatmak, dertleşmek…

      Bu anlatmanın karşısında bir de dinleyeni vardır. Anlatan ne kadar etkili, güzel anlatıyorsa, karşısındaki dinleyeni de o kadar sıkılmadan dinleyenidir. Çünkü, anlatma bir sanattır. Onu biraz irdelediğimizde; anlatacaklarımızın bizde yaratılan birikimlerimizden zenginleşerek kurgulandığıdır.

Ninni ezgileri ile başlayan insan yaşamı masallara, masallardan hikayelere yönelir. Hikaye sözlü anlatımdır. Hikayenin yazılı anlatıma da öykü sanatı diyoruz. Beğenilen öykü, anlatımdaki  konu ya da olayın anlatımıyla  kurgulamadaki ustalığıdır, ya da başarısıdır. Kısaca öz,biçim birleşimidir.

     En eski öykü olarak Mısır’da MÖ 3200 yıllarından kalma “İki Kardeş” adlı eser gösterilmektedir. Esasında Homeros Destanı, Herodot Tarihi de birer öyküdür. Tevrat’ın her bölümünün de birer öykü olduğunu görürüz. Günümüz öykü sanatının İtalya’da Boccaccio’la (1313-1375) başladığı kabul ediliyor. Bizde öykü sanatı Tanzimatla başlamıştır ve zengin bir öykü yazarlığı  çevresine ve birikimine sahipiz. 1997 yılında Ankara’da başlayan “Ankara Öykü Günleri” etkinlikleri ile ülkemizde öykü etkinlikleri de başlamıştır.

      Eskişehir’de öykü yazarlığı Halkevleri döneminde başlamıştır. İlk yayınlanan öykü; 1932 yılında Eskişehir Halkevi dergisinde Mehmet Ali imzası ile yayınlanan “Taze Simit” öyküsüdür. O yıllarda Faruk Şükrü Yensel, Cemal Duru, Adil Zeytinoğlu, Tahir Yalnız gibi öykü yazarların da aynı dergide yayınlanan öykülerini görüyoruz. Bu öykülerde daha çok Kurtuluş savaşı ve Yunan askerlerinin Eskişehir’i işgal ettiklerinde yaşanan acıları yazdıklarıdır.

Daha sonra ki yıllarda Recep Bilginer, Abdülkadir Gürol, Rüştü Yetilmezer onları takip eden 1950’lı yıllarda Vehbi Cem Aşkun, Hıfzı Tan, Fahrtettin Cüretlibatur (Cüneyt Arkın) 1960’larda Ergun Hiçyılmaz, Can Günay, Meral Kutlu, Hakan Özgür(Yücel Saraçoğlu), Muammer Çullu, Neşet Tınaztepe . 1970’lerde Gönül Öktem, Hasan Seçkin, Şehabeddin Tosuner, Haydar Koyunoğlu, Şaban Bağcı, Hakan Arı, Rahmi Emeç, Mehmet Emin Töreci,Sabri Oytan. 1990’larda Ali Panduran, Erol Büyükmeriç. 2000’li yıllarda Ayten Özkan,Ayşe Yamaç,Orhan Aydın, İbrahim Bilek, Münevver İzgi, İlkay Noylan, Ekrem Budak, Namık Özkan, Ahmet Taşçıoğlu, Atilla Polat, Nejat Elibol, İsmet Nadir Atasoy, Nilüfer Altunkaya, Tayfun Ak,  Latif Acarlıoğlu,Güngör Kibaroğlu, Ahmet Fenar, Çiçek Kıral, ErdoğanEkiner, Nedime Köşgeloğlu, Kader Polat, Zerrin Saral, Dilek Üstündağ, Canan Tümen, Mehmet Sadık Bozkurt, Rıza Özdemir, Yalın Tunalı, Esma Söğüt, Efnan Ezenel,Gürler Koçak, Gürcan Banger  Eskişehir’in öykü yazarlarıdır.

     Eskişehir’de öykü sanatını değerlendirdiğimizde öyküleri kitaba dönüşmüş 1940-1960 arasında  Vehbi Cem Aşkun’un 1958 yılında yayınlanmış “Öksüz Yusuf” kitabını görürüz. 1960-2000 yılları arasında, Neşet Tınaztepe’nin “Garip Ali, “Çürük Ayşe”, Köyün Yası” gibi çocuk öykülerini, Sabri Oytan’ın 1979 yılında yayınlanan “Zerik Taşı”kitabını görürüz. 2000’li yıllarda Orhan Aydın’ın “Kırk Küpün Altındaki” (2003), İbrahim Bilek’in “Uzakistan” (2003), Mehmet Emin Töreci’nın “Yolculuk”(2005),İlkay Noylan’ın “Dokunuşlar”(2007),Ayşe Yamaç ‘ın  “Yaşam Kırık Beş Geçe”ve “Düşlerin Ötesi”(2007),Ayten Özkan’ın “Bir Demet Hüzün” (2010) Mehmet Sadık Bozkurt’un “Memleket çok laftan battı” (2010),Münevver İzgi’nin “Savruluşlar” (2014), Gürler Koçak’ın “Boşanma Öyküleri”(2018),Rıza Özdemir’in “Büyük Yangın”(2019), Tayfun Ak’ın “Gökyüzü Yıldızlar”(2020), Güngör Kibaroğlu ‘nun “Kapıyı Çalan Kimdir?”(2020) kitapları yayınlandı *Devam edecek

Patateslerin arasında fotoğraf dergisi

    Pazaryerlerinden çok ender geçerim. Kestirmeden geçmek için girdim. Kış olduğundan mıdır, geçim sıkıntısından mıdır pazaryeri fazla kalabalık değildi. Gözümün ucuyla satıcılara, sattıklarına bakarak yürürken gözüm patateslerin yanında duran Gültekin Çizge’nin 1970’lerde çıkardığı “Yeni Fotoğraf” dergisine ilişti. Geçmiştim, geri döndüm. Dikkatlice baktıktan sonra  “Satılık mı?” diye sordum. “Evet” dedi. 4 tane idi. Baktım, bende eksik olan sayılar. Sahaflarda satılan ender dergiler gibi bir fiat da istemedi. “Her hafta bir iki, bir iki getirdim, bitti” dedi. “Siz fotoğrafçı olmalısınız, nereden icap etti de aldınız bunları, niçin satıyorsunuz?” diye sordum. “Evet, eski bir fotoğrafçıyım, şimdi ekmek derdindeyim, işlerde iyi değil, sattım” dedi. “Eskişehirli misiniz?” diye sordum. Önce “Ankaralıyım”, sonra “Sakaryalıyım” dedi ismini sormak istedim, anladım kimliğini gizlemek istiyor, konuşmak da istemiyor. Sanatçılıktan pazarcılığa düşmüş dememem için böyle davranıyordu. Fazla meraklıyım gibime geldi, üzülerek ayrıldım.

     “Yeni Fotoğraf” ı Gültekin Çizgen 1976 yılında yayınlamaya başladı sanıyorum 4 yıl sürdü. Ülkemizin o güne kadar yayınlanmış en iy, en kapsamlı fotoğraf sanatı dergisi idi. Eskişehir’den abone olmuştum. Kimi sayıları postada kayboluyordu. Kimi sayıları verdiğim dostlarımdan geri dönmüyordu. Gözüm gibi hala koruduğum dergilerimdendir. Pazarçı da bazı sayıları için hususi İstanbul’a gidip alıyormuştu. Eksik sayıları bulduğum için sevinirken, yaşayan , zor günündeki bir fotoğraf sanatçısının elinde yıllarca benim gibi koruduğu dergilerini satın aldığıma da üzüldür.

     Mehmet Bayhan’ın bir yazısı vardır. Ülkelerdeki fotoğraf derneklerine üyelerin sayısını verir. Ülkelerde 75 bin kişi gibi rakamlar. Sanıyorum 1980’ler bizde o yıllar 2-3 bin civarında idi.  Avrupa’da bir milyonluk trajı olan fotoğraf sanatı dergileri vardı. Fotoğraf sanatı ile ilgilenen herkes birkaç dergiyi takip ediyordu. Bizde bugün fotoğraf sanatıyla ilgilenen sayımız gelişti. Ne var ki fotoğraf sanatı dergileri okuru yok yani herkes fotoğraf çekiyor ama fotoğraf sanatı kültürü yok. Herkes kendine büyük sanatçı… İnternette siteler var, herkes şu kadar beğeni aldım ile övünüyor.

    1970’li yıllarda İFSAK, AFSAD ve Yeni Fotoğraf dergisi çok iyi sonuçlar verdi ve ülkemizde Fotoğraf sanatı’nın altın yılları diyebileceğimiz yıllar yaşandı, çok önemli sanatçılarımız çıktı. Yurt dışından peş peşe ödüller taşıdılar…