İçişleri ve Adalet Bakanlığında yapılan değişikliklerle birlikte gözler yeniden kabineye çevrildi. Ankara kulisleri her zamanki gibi hareketli, her zamanki gibi iddialı.
Ancak bu yazıda kulisleri değil, daha yapısal bir meseleyi konuşmakta fayda görüyorum.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın mevcut yapısına bakıldığında, tek bir kurumsal çatı altında son derece geniş ve birbirinden oldukça farklı iki devasa alanın yönetildiği açıkça görülmektedir.
Bir tarafta;
* Tarımsal üretim
* Gıda arz güvenliği
* Hayvancılık politikaları
* Çiftçi destek mekanizmaları
* Kırsal kalkınma
Diğer tarafta ise;
* Orman varlığının korunması
* Ağaçlandırma stratejileri
* Yangınla mücadele
* Su havzalarının yönetimi
* Ekolojik denge ve doğal yaşam
Bu başlıkların her biri, başlı başına ayrı bir politika evrenidir.
Bugün tarım yalnızca üretim değildir; ekonomi, strateji ve milli güvenlikle doğrudan bağlantılı hayati bir alandır.
Aynı şekilde ormancılık da artık yalnızca ağaçtan ibaret değildir.
Ama meseleye biraz da sahadan, hayatın içinden bakmak gerekir.
Orman dediğimiz şey;
Köylünün geçim kapısıdır.
Yangında yanan yalnızca ağaç değil, insanın yüreğidir.
Kesilen yalnızca dal değil, gelecektir.
Kuruyan yalnızca toprak değil, umuttur.
Orman;
* İklim değişikliğiyle mücadelenin merkezidir
* Afet yönetiminin kritik unsurudur
* Su kaynaklarının güvencesidir
* Biyolojik çeşitliliğin temelidir
* Gelecek nesillerin yaşam sigortasıdır
Hal böyleyken şu soruyu sormak kaçınılmaz hale gelmektedir:
Bu kadar farklı ve yoğun iki alanın aynı kurumsal yapı içinde yönetilmesi ne kadar sürdürülebilir?
Tam da bu noktada kanaatim nettir:
Ormancılık, kendi başına ayrı bir bakanlık yapılanmasını fazlasıyla hak eden stratejik bir yönetim alanıdır.
Burada özellikle altını çizmek gerekir ki;
Orman Genel Müdürlüğü’nün bugüne kadar ortaya koyduğu çalışmalar, kurumsal disiplini ve sahadaki organizasyon kabiliyeti takdire şayandır.
Yangınla mücadeleden ağaçlandırma faaliyetlerine kadar birçok alanda, köklü bir devlet geleneğini temsil eden son derece disiplinli bir kuruluş yapısının varlığı açıkça görülmektedir.
Tam da bu nedenle mesele bir performans tartışması değil, yapısal bir değerlendirme meselesidir.
Çünkü ormancılık; tarımın alt başlığı değil, kendine özgü dinamikleri, riskleri ve uzmanlık gereksinimleri olan bağımsız bir sahadır.
Yangınla mücadele, ağaçlandırma, karbon dengesi, erozyon kontrolü, su kaynaklarının korunması ve ekosistem yönetimi gibi kritik başlıklar; sürekli dikkat, teknik derinlik ve güçlü kurumsal odak gerektirir.
Bu mesele yalnızca bürokratik bir düzenleme meselesi değildir.
Bu mesele;
Yanan ormana ilk koşan işçinin meselesidir.
Dağda, taşta, sıcakta çalışan emekçinin meselesidir.
Toprağına, ağacına, suyuna sahip çıkan milletin meselesidir.
Tarım politikaları ise zaten başlı başına devasa bir yük taşımaktadır.
Gıda arz güvenliği, üretim planlaması, maliyet baskıları ve kırsal kalkınma gibi konular; tek başına dahi yoğun bir yönetim enerjisi talep etmektedir.
Modern kamu yönetiminin temel ilkesi nettir:
Uzmanlaşma verimlilik getirir.
Orman Bakanlığı’nın yeniden kurulması;
* Kurumsal odağı güçlendirir
* Stratejik öncelikleri netleştirir
* Politika üretiminde derinleşme sağlar
* Kriz yönetiminde hız kazandırır
* Hesap verebilirliği artırır
Bu yaklaşım bir bürokratik bölünme değil, fonksiyonel bir güçlendirme olacaktır.
Çünkü mesele kurum sayısı değil, yönetim etkinliğidir.
Bugünün dünyasında ormanlar yalnızca korunması gereken alanlar değil; iklim, su ve çevre politikalarının tam merkezinde yer alan stratejik varlıklardır.
Ve bazı alanlar vardır ki, kendi başına bir bakanlık olmayı fazlasıyla hak eder.
Ormancılık da tam olarak bunlardan biridir.