Nezaket mi, Geçici Bir Kurtuluş mu?

Modern dünyanın en büyük iletişim krizlerinden birini yaşıyoruz: Ulaşılamamazlık. Eskiden birine ulaşamamak teknik bir imkânsızlıktı; şimdiyse bu, bilinçli bir tercih ya da bir "nezaket" maskesi altına gizlenmiş bir ihmal haline geldi. Özellikle o meşhur cümle: "Şu an çok yoğunum, ben sizi döneceğim."

Çoğu zaman bu cümle, karşı tarafı kırmadan başından savmanın en "estetik" yolu olarak görülüyor. Oysa gerçek şu ki; dönülmeyen her telefon, cevaplanmayan her mesaj, aslında karşımızdakine "Senin zamanın ve varlığın benim için bir öncelik taşımıyor" demenin en gürültülü yoludur.

Toplum olarak "Hayır" demeyi bir kabalık sanıyoruz. Bir teklifi reddetmek yerine, "döneceğim" diyerek zaman kazanmaya çalışıyoruz. Oysa gerçek nezaket, karşındakini belirsizliğe mahkum etmek değil, ona dürüst bir cevap vermektir. Çünkü bekletmek, en sert "Hayır" cevabından çok daha kırıcı ve yorucudur.

Birinin telefonuna dönmemek ya da sahte bir umut vermek, o kişinin zamanını ve size duyduğu güveni hiçe saymaktır. "Kırmayayım" derken aslında karşı tarafın zihnini ve vaktini meşgul ederek daha büyük bir yük oluşturuyoruz. Oysa net bir şekilde durumu ifade etmek, hem kendimize hem de karşımızdakine duyduğumuz saygının bir göstergesidir.

Unutmayalım ki; söz ağızdan bir kere çıkar ve o sözün değeri, tutulduğu sürece bakidir. Belirsizliğin yarattığı o soğuk mesafe yerine, dürüstlüğün sıcaklığını tercih etmeliyiz. Çünkü bu çağda birine verebileceğiniz en kıymetli hediye, onun vaktine saygı duymak ve net olmaktır.

{ "vars": { "account": "UA-99020016-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }