Kendi hikayelerimizi yazalım

Bir yanda Hürjet & Kaan Müzikali… Diğer yanda Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın öğrencilerle buluşması. İlk bakışta iki ayrı etkinlik gibi görünebilir. Ama aslında aynı hikâyenin iki farklı anlatımı bunlar.

Müzikalle başlayalım… Milli Eğitim Bakanlığı ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii iş birliğinde hazırlanan bu çalışma, klasik bir etkinliğin çok ötesinde. Çocuklara havacılığı anlatıyorsunuz ama ders gibi değil, hayatın içinden bir hikâye gibi. Sahne var, müzik var, duygu var. En önemlisi de çocukların zihninde bir kapı aralayan o sihirli cümle var: “Sen de yapabilirsin.”

Gazetecilik refleksiyle bakınca şunu görüyorsunuz; mesele sadece bir müzikal değil. Mesele, bu ülkenin kendi hikâyesini çocuklarına anlatma biçimi.

Çünkü biz uzun yıllar boyunca başkalarının hikâyelerini dinleyerek büyüdük. Başarı denildiğinde akla hep başka ülkeler geldi. Uzay denildiğinde, havacılık denildiğinde, teknoloji denildiğinde kendimizi çoğu zaman o fotoğrafın dışında gördük.

Sonra bir gün bir haber düştü ajanslara… Türkiye, insanlı ilk uzay misyonunu gerçekleştiriyor.

Ve o görevin içinden çıkan isim, Alper Gezeravcı, öğrencilerin karşısına geçip şunu söylüyor: “Bu başarı benim değil, devletimizin başarısı.”

Bu cümle önemli. Çünkü burada bireysel bir başarı hikâyesi değil, kolektif bir irade vurgusu var. Yani “bir kişi yaptı” değil, “bir ülke başardı” mesajı veriliyor.

Gezeravcı’nın anlattıkları da en az bu mesaj kadar kıymetli. 22 gün süren uzay yolculuğu, yapılan deneyler, yıllarca “biz yapamayız” diye içimize yerleşmiş o kalıpların kırılması… Bunların hepsi aslında yeni bir zihniyetin göstergesi.

Çünkü orada sadece bir astronot konuşmuyor. Orada bir ülkenin gençlerine verdiği mesaj yankılanıyor: “Hayal kurmaktan vazgeçme.”

Burada ailelere de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Gezeravcı’nın özellikle altını çizdiği bir konu var: gençlerin özgüveni. Belki de en kritik nokta bu. Çünkü siz ne kadar imkân sunarsanız sunun, eğer bir genç “ben yapamam” duygusuyla büyüyorsa o kapıdan içeri girmesi zor.

Tam da bu yüzden, müzikallerle, etkinliklerle, rol modellerle gençlere ulaşmak çok değerli. Çünkü hayal kurabilen çocuk, bir gün o hayali gerçekleştirecek cesareti de bulur.

Bugün geldiğimiz noktada şunu net görüyoruz; Türkiye artık sadece gelişmeleri takip eden bir ülke değil. Kendi hikâyesini yazmaya çalışan bir ülke.

Ama asıl mesele şu: Bu hikâyeyi kim devam ettirecek? Cevap çok net… Bugün o müzikali izleyen çocuklar, o salonda astronotu dinleyen gençler. Eğer onlara doğru ilhamı verirsek, yarının mühendisleri, bilim insanları, pilotları, astronotları o sıralardan çıkacak.

Ve belki de yıllar sonra biz yine bir haber yazacağız. Ama bu kez başlık çok daha iddialı olacak: “Biz yaptık.” İşte o gün geldiğinde, bugün atılan bu küçük ama etkili adımların ne kadar büyük bir anlam taşıdığını çok daha iyi anlayacağız. O yüzden gelin… Başkalarının hikâyelerini konuşmayı biraz kenara bırakalım. Ve artık kendi hikâyelerimizi yazalım.