Muhabirlik yaptığım yıllarda en sık gittiğim adreslerden biriydi inşaatlar. Yeni bir bina yükseliyor mu, aklıma ilk gelen şey metrelerce yukarıda, bir demir yığını üzerinde, çoğu zaman kaderine bırakılmış işçiler olurdu. Baret var mı, yok. Emniyet kemeri takılı mı, hayır. File çekilmiş mi, o da yok. Ama iş var, hız var, teslim tarihi var. Gerisi teferruat.
Aradan yıllar geçti, manzara değişti mi diye sorarsanız… Ne yazık ki çok da değişmedi.
TOKİ’nin Aşağıçağlan Mahallesi’ndeki inşaatında yaşanan son kaza bunun en net örneği. Esat T. isimli işçi, yüksekten düşerek ağır yaralanıyor. Şu an ESOGÜ Tıp Fakültesi’nde yaşam mücadelesi veriyor. Hayati tehlikesi sürüyor. Yani bir ailenin ocağına ateş düşmüş durumda. Ve bu, “bir anlık dikkatsizlik” ya da “talihsiz bir kaza” değil. Bu, göz göre göre gelen bir ihmal zinciri.
Çünkü bu inşaat daha önce de gündeme geldi. Kanal 26, Aralık ayında bu şantiyedeki iş güvenliği eksiklerini açık açık haber yaptı. Ne denildi? İşçiler iskelelerde baretsiz çalışıyor. Emniyet kemeri yok. Yukarıdan düşebilecek malzemeler için koruyucu file yok. Yetkililer göreve çağrıldı. Yani herkes biliyordu. Uyarı yapılmıştı. Kamera kaydı vardı. Görüntüler ortadaydı.
Peki ne oldu? İki ay sonra bir işçi yüksekten düştü. Ağır yaralandı. Hayati tehlike… Daha acısı ne olabilir?
Daha da acı olan şu: O kazadan sonra bile şantiyede hayat normale dönmüş gibi devam etti. İşçiler yine iskelelerde, yine baretsiz, yine kemersiz çalışmaya devam etti. İnsan ister istemez şunu soruyor: Daha ne olması gerekiyor? Bir can daha mı gidecek? Kaç haber daha yapılacak? Kaç “geçmiş olsun” mesajı paylaşılacak?
Muhabirlik dönemimde bir gün, tüm iş güvenliği önlemlerinin alındığı bir inşaatı haber yapmıştım. Baretli işçiler, emniyet kemerleri takılı, fileler gerilmiş, her şey olması gerektiği gibiydi. O haber manşet olmuştu. Düşünün… Olması gereken bir durum, manşet oluyor. Çünkü normal değil artık. Çünkü nadir.
İşte asıl problem de burada başlıyor.
Türkiye’de inşaat sektöründe iş güvenliği hâlâ bir “maliyet kalemi” olarak görülüyor. Önlem almak pahalı geliyor, denetim yapılmıyor ya da yapılmış gibi yapılıyor. Kağıt üzerinde her şey tamam. Sahaya indiğinizde ise tablo bambaşka. Denetimler çoğu zaman kaza olduktan sonra başlıyor. O zaman da soruşturma, rapor, açıklama… Ama giden can geri gelmiyor.
TOKİ gibi kamu eliyle yürütülen projelerde bu tür ihmallerin yaşanması ise gerçekten kabul edilemez. Çünkü burada “örnek olması gereken” bir yapıdan söz ediyoruz. Devletin konut projesinde işçi güvende değilse, özel sektörden ne bekleyeceğiz?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’nün, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın bu tabloya seyirci kalma lüksü yok. Sadece kaza sonrası açıklama yapmak yetmez. Sadece “inceleme başlatıldı” demek de yetmez. Sahaya inilecek, önlem alınacak, denetim yapılacak ve en önemlisi sorumlular hesap verecek.
Çünkü iş kazası dediğimiz şey çoğu zaman kaza değildir. İhmaldir. Göz yummadır. “Bir şey olmaz” anlayışıdır. Ta ki bir şey olana kadar…
Esat T. hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yarın başka bir şantiyede başka bir işçi aynı kaderi yaşayabilir. Eğer bu düzen böyle devam ederse, bu yazılar yazılmaya, bu haberler yapılmaya, bu acılar yaşanmaya devam edecek.
Ve biz her seferinde aynı cümleyi kuracağız: “Kaza geliyorum dedi. Ama yine kimse duymadı.”