Kaza değil öngürülebilir bir tercih, büyük sorumsuzluk!

Eskişehir, her zaman gençliğin enerjisiyle atan kalbiyle bilinir. Ancak bu kez o kalp, bir yarışın ortasında, asfaltın üzerinde durdu. Üç gencimizin hayatını kaybettiği o korkunç kaza, bize bir kez daha gösterdi ki; kamusal yollar pist, otomobiller ise birer oyuncağa dönüştürüldüğünde ölüm kaçınılmaz bir son oluyor.

Bir Anlık Adrenalin, Bir Ömürlük Yas

O gece o direksiyonun başına geçenler, muhtemelen sadece hızın verdiği o geçici sarhoşluğu yaşıyorlardı. Arkadaşlarıyla girdikleri bir iddia, sosyal medyada paylaşılacak bir hız göstergesi ya da sadece "ben buradayım" deme çabası... Sebebi ne olursa olsun, hiçbir heyecan, üç ailenin evine düşen o simsiyah yasla kıyaslanamaz.

Gencecik yaşta hayalleri, eğitimleri ve yarınları olan üç insan, şimdi sadece birer istatistik olarak haber bültenlerinde geçiyor. Oysa onlar birer evlat, birer arkadaştı.

Sokaklar Kimin?

Bu noktada sormamız gereken sorular var:

Şehrin en işlek caddelerini yarış pistine çeviren bu cesaret nereden geliyor?

Denetimler, bu "hız tutkusunun" önüne geçmekte neden yetersiz kalıyor?

Toplum olarak, modifiye araçlarla ve yüksek hızla övünen bu tehlikeli alt kültürü neden normalleştiriyoruz?

Sokaklar hepimizindir. Hiç kimsenin kendi eğlencesi veya egosu için başkasının yaşama hakkını tehlikeye atmaya, güvenliğimizi gasp etmeye hakkı yoktur.

Artık "Kaza" Demeyi Bırakmalıyız

Bilerek ve isteyerek hız limitlerini aşmak, trafik kurallarını hiçe sayarak yarışmak bir "kaza" değildir. Bu, sonucu öngörülebilir bir tercihtir. Eğer bir eylemin sonunda birilerinin öleceği matematiksel bir kesinlikse, buna kaza değil, ihmalin ve sorumsuzluğun en ağır biçimi denir.

Eskişehir’in caddelerinde bir daha böyle çığlıkların yükselmemesi için sadece cezaların artması yetmez; zihinlerin değişmesi, "hızın bir güç gösterisi değil, bir felaket davetiyesi" olduğunun idrak edilmesi gerekir.

Gidenleri geri getiremeyeceğiz ama geride kalanları korumak bizim elimizde. Başımız sağ olsun Eskişehir