Bir zamanlar teknoloji dediğimiz şey sadece cebimizde taşıdığımız telefonlardan ibaretti. Şimdi ise teknoloji, cebimizde taşınmıyor; zihnimizin içine yerleşiyor.
Son birkaç aydır dünyada en çok konuşulan konuların başında yapay zekâ gözlükleri, insan gibi konuşan robotlar ve düşünceyle kontrol edilen cihazlar geliyor. Özellikle yeni nesil yapay zekâ sistemleri artık sadece “sorulara cevap veren programlar” olmaktan çıktı. İnsanların ses tonunu analiz ediyor, yüz ifadelerini okuyabiliyor, ne hissedebileceğimizi tahmin ediyor. Hatta bazı şirketler, insanların anılarını dijital olarak saklayabilecek sistemler üzerinde çalışıyor.
Kulağa bilim kurgu gibi geliyor ama değil.
Bir sabah uyanıp “Bugün ne hissediyorum?” sorusunun cevabını kendimizden önce bir cihazın vermesi çok uzak görünmüyor. Belki de en korkutucu tarafı bu. Çünkü teknoloji ilerledikçe makineler insanlaşmıyor; insanlar biraz daha makineleşiyor.
Yeni çıkan yapay zekâ destekli cihazlara baktığımda bazen hayran kalıyorum. Bir gözlük düşünün… Karşınızdaki insanın adını size fısıldıyor, gördüğünüz bir tabelayı anında çeviriyor, hatta sizin yerinize not tutuyor. Bir başka teknoloji ise uyurken beyninizi analiz edip size “Bugün stres seviyen yüksek” diyebiliyor.
Bunlar gerçekten etkileyici gelişmeler.
Ama başka bir soru daha var:
İnsan, kendi zihnini bir cihaza teslim etmeye ne kadar hazır?
Eskiden insanlar bir şeyi unutunca üzülürdü. Şimdi hiçbir şeyi unutmamaya çalışıyoruz. Fotoğraflar, videolar, bulut depolamalar, yapay zekâ arşivleri… Her an kayıt altında. Belki de geleceğin en büyük problemi bilgi eksikliği değil; fazla bilgi yüzünden insanın kendini kaybetmesi olacak.
Önümüzdeki yıllarda evlerimizde robot yardımcılar göreceğiz. Doktorlar bazı teşhisleri yapay zekâ ile koyacak. Filmler kişiye özel hazırlanacak. Hatta yalnız insanlar için dijital arkadaşlar üretilecek. Ve muhtemelen birçok insan, gerçek bir insanla konuşmak yerine kendisini anlayan bir yapay zekâyı tercih edecek.
İşte tam bu noktada teknolojiyle insanlık arasındaki çizgi bulanıklaşıyor.
Çünkü mesele artık “Ne üretebiliyoruz?” sorusu değil.
Mesele şu:
“Ürettiğimiz şey bizi neye dönüştürüyor?”
Teknoloji ilerlemeli. Buna karşı çıkmak mümkün değil. Ama insanlığın da aynı hızda gelişmesi gerekiyor. Yoksa bir gün çok akıllı cihazlarımız olacak ama birbirini anlamayan insanlar hâline geleceğiz.
Belki de geleceğin en büyük icadı yeni bir telefon değil… İnsan kalabilmeyi başarabilen son nesil olacaktır.