Hedef alınan sadece Zeynep Akgün değil

Geçtiğimiz günlerde Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Akgün’e yönelik yapılan çirkin saldırıyı okuyunca insanın aklına ilk gelen kelime şu oluyor: hadsizlik.

Eleştiri başka bir şeydir, hakaret bambaşka.

Siyaseti, yapılan hizmetleri, tercih edilen politik dili eleştirirsiniz… Buna kimse itiraz etmez. Ama bir insanın kimliğine, kıyafetine saldırmak ne siyasettir ne de fikir özgürlüğü.

Ortaya saçılan cümleleri tekrar tekrar yazmaya gerek yok ama kullanılan dil; kadını aşağılayan, emeği yok sayan, sınıfsal ve cinsiyetçi bir zihniyetin dışa vurumudur. Sözde bir belediye başkanını hedef alıyor gibi görünse de, aslında hedefte olan o kıyafetle yaşayan, o şekilde var olan tüm kadınlardır.

Zeynep Akgün siyasi bir figürdür. Evet, eleştirilebilir. Beğenmeyebilirsiniz, oy da vermeyebilirsiniz. Ama hakaret etmek kimsenin haddi değildir.

Burada mesele sadece bir belediye başkanı meselesi değil. “Şalvarlı kadın” diyerek aşağılanan; tarlada çalışan, evini geçindiren, ilçesini yöneten, üretim yapan binlerce kadındır. “Annem daha iyi yönetir” diyerek küçümsenen; kadın emeğinin siyasette, kamuda ve hayatta hâlâ ciddiye alınmamasıdır.

İşte bu yüzden mesele Eskişehir sınırlarını aştı.

İşte bu yüzden Türkiye’nin dört bir yanından tepki geldi.

Eskişehirlilerin, parti ayrımı gözetmeksizin Zeynep Akgün’e sahip çıkması da bu yüzden çok kıymetli. Çünkü bu sahiplenme bir partiye değil, insan onuruna yapılmış bir sahiplenmedir. Kimsenin susmak zorunda olmadığı, kimsenin “aman bana da sıra gelir mi” diye düşünmediği bir refleks ortaya kondu.

Bu şehir her zaman bunu yapabiliyor. Doğru yerde durabiliyor.

Bir parantez de hukuka açmak lazım. Başsavcılığın hızlı şekilde harekete geçmesi ve şahsın tutuklanması, “nasıl olsa söylerim, yanına kalır” rahatlığının artık eskisi kadar karşılık bulmadığını gösteriyor. Umut ederim ki hukukun gereği en uygun şekilde yerine getirilir ve bu tür saldırılar için caydırıcı bir örnek olur.

Çünkü bugün susarsak yarın sıra başkasına gelir. Bugün görmezden gelirsek yarın normalleşir. Kadını kıyafetiyle, yaşam biçimiyle, tercihiyle aşağılamayı marifet sanan bu dil; sadece hedef aldığı kişiyi değil, toplumun tamamını zehirler. Bu zehirle mücadele etmenin yolu da net durmaktan geçer.

Zeynep Akgün’ü savunmak, bir belediye başkanını savunmak değildir sadece. Kadını, emeği, saygıyı savunmaktır.

Ve şunu da net söylemek gerekir: Bu ülke ahırda inek sağmış kadınlarla da, tarlada çalışmış annelerle de, ilçesini yöneten belediye başkanlarıyla da bugünlere geldi. Kimsenin haddine değildir bunu aşağılamak.

Eleştirin, sorgulayın, denetleyin… Ama hakaret etmeyin. Çünkü orası artık fikir özgürlüğü değil, insanlık sınırının dışıdır.