Gökyüzünde yerli imza büyüyor

Savunma sanayii söz konusu olduğunda, bazen tek bir imza, sayfalar dolusu strateji belgesinden daha fazla şey anlatır. İşte Türk Havacılık ve Uzay Sanayii ile TUSAŞ Motor Sanayii arasında imzalanan son anlaşma da tam olarak böyle bir anlam taşıyor.

Uzun zamandır Türkiye’nin insansız hava araçları alanında geldiği noktayı konuşuyoruz. ANKA ve AKSUNGUR artık sadece envanterdeki birer araç değil; aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesinin sahadaki karşılığı. Üstelik bu platformlar sadece yurt içinde değil, yurt dışında da kendini kanıtlamış durumda. Ancak işin en kritik tarafı, bu platformların “kalbi” dediğimiz motor meselesiydi.

İşte tam da bu noktada atılan adımın önemi ortaya çıkıyor. TUSAŞ ile TEI arasında 100 adet TEI-PD170 motorunun tedarikine yönelik imzalanan sözleşme, sıradan bir alım-satım anlaşması değil. Bu, Türkiye’nin “kendi motorunu üretme” iradesinin bir kez daha teyit edilmesi demek.

Daha önce teslim edilen 40 motor aslında bu sürecin bir provasıydı. Şimdi gelen 100 adetlik yeni anlaşma ise işin artık ölçek büyüttüğünü gösteriyor. Yani mesele artık “yapabiliyor muyuz?” sorusunu çoktan geçmiş, “ne kadar hızlı ve ne kadar fazla üretebiliriz?” noktasına gelmiş durumda.

Burada bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü savunma sanayiinde dışa bağımlılık, sadece ekonomik bir mesele değildir; doğrudan doğruya bir güvenlik meselesidir. Kendi motorunu üretmeyen bir ülkenin, en gelişmiş platformu bile eksik kalır. İşte TEI tarafından geliştirilen PD170 motoru bu anlamda kritik bir boşluğu dolduruyor.

3 bin 600 saatlik motor ömrü, yüksek irtifa performansı, yakıt verimliliği ve sağladığı elektrik kapasitesi gibi teknik detaylar elbette önemli. Ama bence daha da önemlisi şu: Bu motorun yerli imkanlarla üretilebiliyor olması. Çünkü bu, sadece bugünü değil, yarını da güvence altına almak anlamına geliyor.

AKSUNGUR’un 2025’in sonunda envantere girmesiyle birlikte bu motorun sahadaki performansını da görmeye başladık. Şimdi bu iş birliğiyle birlikte hem üretim artacak hem de platformların yerlilik oranı daha da yukarı çıkacak. Bu da Türkiye’nin uluslararası pazardaki rekabet gücünü doğrudan etkileyecek.

Kısacası, atılan imza sadece iki kurum arasında değil; Türkiye’nin teknoloji bağımsızlığı yolculuğunda atılmış güçlü bir adımdır. Belki manşetlerde birkaç gün yer alacak, sonra gündem değişecek. Ama bu tür adımlar, yıllar sonra dönüp bakıldığında “işte kırılma noktası buydu” denilecek türden gelişmelerdir.

Ve görünen o ki Türkiye, artık sadece İHA üretmiyor… Onların kalbini de kendisi yapıyor.