Eskişehir’in trafikle imtihanı yeni başlıyor

Eskişehir’in trafiğini konuşurken hâlâ “şimdilik idare ediyoruz” cümlesine sığınanlar var. Ama gerçek şu ki, özellikle pik saatlerde yaşanan sıkışıklık artık geçici bir yoğunluk değil; kalıcı bir sorunun habercisi. Hatta daha açık söyleyeyim: Bugün yaşadığımız, buzdağının sadece görünen kısmı.

Çünkü araç sayısı artıyor. Artmaya da devam edecek. Ve biz hâlâ bu gerçeğe göre değil, bugünün konforuna göre hareket ediyoruz.

Tam da bu noktada, ESOGÜ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Karacasu’nun tespitleri meseleyi oldukça net ortaya koyuyor. Diyor ki; insanlar evinin otoparkından çıkıp gideceği yerin kapısına kadar özel araçla ulaşmak istiyor. Sorunun özü tam olarak burada.

Rakamlarla anlattığında daha da çarpıcı hale geliyor. 2,5 metreye 4 metrelik bir aracın içinde iki kişi var. Kişi başına trafikte kapladığınız alan yaklaşık 5 metrekare. Aynı yolu bir otobüsle gittiğinizi düşünün; 60 kişi taşıyan bir araçta kişi başına düşen alan 0,5 metrekareye kadar iniyor. Arada 10 kat fark var. Yani mesele sadece trafik değil, alan kullanımı meselesi. Kentin sınırlı alanını nasıl paylaştığımızla ilgili bir tercih.

Ve asıl dikkat çekici uyarı şu: Henüz yolun başındayız. Amerika’da her 1000 kişiden 850’sinin, Avrupa’da 700’ünün aracı var. Eskişehir’de ise bu sayı 400 civarında. Yani daha alınacak çok yol, yaşanacak çok yoğunluk var. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde bugünü bile arayabiliriz.

İşte bu tabloyu doğru okuyabilmek önemli. Çünkü Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemde attığı adımlar da tam olarak bu geleceğe hazırlık niteliğinde.

Örneğin katlı otopark hamlesi. Hoşnudiye ve Eskibağlar’da planlanan iki ayrı proje, toplamda yaklaşık 600 araçlık kapasite oluşturacak. Kent merkezindeki park sorununa nefes aldırması hedefleniyor. Bu yatırımı küçümsemek mümkün değil. Çünkü bugün yaşanan trafik sıkışıklığının önemli bir kısmı, araçların dolaşıp park yeri aramasından kaynaklanıyor.

Ama burada ince bir çizgi var. Otopark yapmak bir çözüm mü, yoksa daha fazla araç kullanımını teşvik eden bir unsur mu? Kısa vadede rahatlatır, evet. Ama uzun vadede tek başına yeterli olmaz. Çünkü siz park alanını artırdıkça, insanlar “nasıl olsa yer bulurum” diyerek özel araç kullanımından vazgeçmez. Hatta daha fazla tercih eder.

Tam da bu yüzden ikinci başlık çok daha kıymetli: Arabasız Pazar. Belki bir gün. Belki sembolik. Ama etkisi düşündüğümüzden daha büyük. Atatürk Bulvarı’nda, Porsuk Bulvarı’nda, Turgut Reis Caddesi’nde araçların çekildiği o saatlerde ortaya çıkan manzara aslında bize şunu hatırlattı: Bu şehir sadece otomobiller için değil.

Çocukların sokakta özgürce oynayabildiği, insanların yürüyerek sohbet ettiği, bisikletlilerin rahatça hareket edebildiği bir şehir mümkün. Ve en önemlisi, bu deneyim insanların zihninde bir alternatif oluşturuyor. Çünkü alışkanlık dediğimiz şey, biraz da seçenek görmemekten kaynaklanıyor.

Eğer siz kentte sadece araç odaklı bir düzen kurarsanız, insanlar da ona göre davranır. Ama bir günlüğüne bile olsa “başka bir Eskişehir” gösterirseniz, işte o zaman düşünme başlar. O yüzden Arabasız Pazar’ı sadece bir etkinlik olarak görmek eksik olur. Bu, bir zihniyet dönüşümünün küçük ama önemli bir adımı.

Sonuçta tablo net: Bir yanda artan araç sayısı, diğer yanda sınırlı kent alanı. Bu denklemin tek çözümü daha fazla yol yapmak ya da daha fazla otopark üretmek değil. Asıl çözüm, özel araç kullanımını azaltacak politikaları güçlendirmek.

Toplu taşımanın cazibesini artırmak, bisiklet ve yaya ulaşımını yaygınlaştırmak, kent merkezinde araç kullanımını sınırlamak… Yani biraz konforumuzdan vazgeçmek. Kolay mı? Değil. Ama aksi durumda önümüzdeki 5-10 yılın Eskişehir’i, bugün şikâyet ettiğimiz trafiği bile aratabilir.

Bugün yaşadığımız sıkışıklık, yarının fragmanı gibi. Asıl film henüz başlamadı.