Akademi…
Akademinin sahaya yansımaları…
Özellikle iletişim…
Son otuz yılda baskın ve etkin bir güç…
Anadolu İletişim…
Kameraların ve mikrofonların önünde olmayıp…
Orada kimler olacak ve ne diyecek kısmını dizayn eden güç…
Bu gücü isimler , etkileri ve yansımaları üzerinden bir analiz edelim…
Bir yazıda bitmez elbette…
Bir başlayalım…
Türkiye’nin İletişim Yarığı: Etkiyle Anlam Arasında…
Türkiye’nin son otuz yılı, sessiz bir zihin savaşına sahne oldu…
Bir yanda “nasıl söyleriz” diyen stratejik akıl,
öte yanda “neden böyle söylüyoruz” diyen entelektüel akıl…
İki taraf da haklıydı ama birbirini hiç duymadı…
Sonuç: çok söz, az anlam…
Anadolu’dan çıkan iki zihin…
1980’lerde Yılmaz Büyükerşen’in kurduğu Anadolu Üniversitesi İletişim ya da ilk adıyla Sinema&Televizyon,
Türkiye’de iletişim eğitimini baştan tanımladı…
O okuldan iki farklı damar doğdu…
Birincisi, Ali Atıf Bir, Haluk Gürgen ve Ferruh Uztuğ çizgisiydi…
İletişimi stratejik bir alan olarak gördüler;
marka, imaj, hedef kitle gibi kavramları üniversiteye taşıdılar…
Etkiyi önemsediler, görünürlüğü büyüttüler.
Ama çoğu zaman derinliği kaybettiler…
İkincisi, aynı fakülteden çıkan Cemalettin Taşçı hattıydı…
O, iletişimi bir toplum bilinci, bir kültürel refleks olarak ele aldı.
Mesaj üretmek yerine anlam çözümledi…
Ama bu dil, sahaya inmedi; teoride kaldı.
Etki mi, anlam mı?..
Bugün Türkiye’nin bütün iletişim düzeni bu iki hattın arasında sıkışmış durumda…
Bir taraf toplumu “yönetilebilir kitle” olarak görüyor,
diğeri “anlaşılması gereken insan” olarak…
Biri hızla etki yaratıyor ama kalıcı iz bırakamıyor;
diğeri doğru söylüyor ama duyuramıyor…
İletişim ya manipülasyona dönüşüyor ya da soyut entelektüelizme…
Bu yüzden Türkiye hâlâ düşüncenin siyasete, siyasetin düşünceye dönüşemediği bir ülke…
Yeni bir dil zamanı…
Artık üçüncü bir dile ihtiyaç var.
Etkiyle anlamın, stratejiyle derinliğin birleştiği bir dile…
Bu, ne reklamcı dili ne akademik jargondur…
Bu dil, hem “ne söylendiğini” hem “neden söylendiğini” bilen bir bilinçtir…
Yeni nesil iletişimciler hem anlamalı hem anlatabilmeli…
Gerçeği tahrif etmeden etkili kılabilmeli…
Yani hem Ali Atıf Bir’in stratejik aklını hem Cemalettin Taşçı’nın çözümleyici derinliğini taşımalı…
Fikrî bağımsızlığın yolu buradan ilerleyebilir…
Cumhuriyet boyunca Türkiye’de düşünce ile siyaset arasına kalın bir duvar örüldü…
Üniversite soyutlaştı, medya yüzeyselleşti, siyaset hızlandı ama sığlaştı…
Şimdi o duvarı yıkma zamanı…
Akademi, medya ve siyaset aynı masada “anlam ve etki dengesini” kurmak zorunda…
Çünkü fikir, sahaya inmediği sürece devlete dokunamaz…
İletişim de hakikati anlatmadıkça değer taşımaz…
Yani…
Ali Atıf Bir hattı bize nasıl söyleneceğini,
Cemalettin Taşçı hattı neden söylendiğini öğretti…
Şimdi üçüncü hattın zamanı:
“Ne söylediğimizin sorumluluğunu bilen bir Türkiye.”…
AZ DA SAĞLIK…
Hapşırığı tutmanın yani burnu ve ağzı kapatarak engellemenin nadir görülen ama çok ciddi komplikasyonları vardır.
Hapşırma sırasında solunum yollarında yüksek basınç oluşur (normal hapşırmada bile hava 160 km/s hıza ulaşabilir). Bu basıncı içe hapsederek tutmak, basıncı 5-24 kat artırabilir ve şu riskleri doğurur:
✅ Kulak zarının yırtılması (rüptür): Basınç orta kulağa kaçarak kulak zarına zarar verebilir. Bu, ağrı, işitme kaybı veya enfeksiyona sebep olur.
✅ Göz ve burunda damar yırtılması: Kılcal damarların patlaması sonucu gözde kızarıklık, burun kanaması veya nadiren daha ciddi göz hasarı (örneğin glokomlu kişilerde kötüleşme).
✅ Boğaz veya soluk borusu yırtılması: Belgelendirilmiş vakalarda, hapşırığı tutmak boğazda yırtığa, konuşma ve yutkunma zorluğuna yol açabilir.
✅ Kaburga kırığı veya diyafram hasarı: Özellikle yaşlılarda veya zayıf kemikli kişilerde basınç kaburgaları zorlayabilir.
✅ Beyin damarlarında sorun: Nadir olsa da, mevcut anevrizması olanlarda yırtılma riski artabilir, bu da beyin kanaması veya felce yol açabilir.
✅ Akciğer veya göğüs hasarı: Hava deri altına veya göğse kaçarak şişlik (subkutan amfizem) veya nadirde akciğer sönmesi yaratabilir.
✅ Kulak enfeksiyonu: Mukus ve bakteriler orta kulağa itilerek enfeksiyona neden olabilir.
Peki, ne yapalım?
Hapşırığı tutmayın, salın gitsin.
Etrafa virüs, bakteri saçmamak için de bir mendile hapşırın. Bu, hem mikropların başkalarına yayılmasını azaltır hem de sizi korur.
Tabii ki en mühimi de "Çok yaşa, iyi yaşa" temennileridir…
-Prof. Dr. Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA
NE DEMİŞ?..
Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz…
-Süleyman Demirel