Eskişehir yapay zekâya hazır

Yapay zekâ artık bir “gelecek” meselesi değil, doğrudan bugünün konusu. Ve şunu açıkça söyleyebilirim: Eskişehir bu konuda doğru bir refleks veriyor.

Anadolu Üniversitesi Bilişim Teknolojileri Meslek Yüksekokulu tarafından yürütülen Yapay Zekâ Akademisi programına yapılan 638 başvuru, sıradan bir sayı değil. Bu rakam, şehirdeki merakı, farkındalığı ve en önemlisi dönüşüme hazır bir insan kaynağının varlığını gösteriyor.

Daha da önemlisi şu: Başvuruların yüzde 84,9’unu öğrenciler, yüzde 15,1’ini ise akademisyenler ve öğretim elemanları oluşturuyor. Yani yalnızca gençler değil, eğitimi verenler de bu sürecin içinde olmak istiyor. Bu tablo, Eskişehir’in meseleye sadece “izleyici” olarak bakmadığını; üretmek, öğrenmek ve yön vermek istediğini gösteriyor.

En çok başvuru yapılan bölümler arasında Yazılım, Uygulama Geliştirme ve Çözümleme, İşletme ile İktisat’ın yer alması da ayrıca dikkat çekici. Bu bize şunu söylüyor: Yapay zekâ artık sadece mühendislerin konusu değil. Ekonomiden yönetime, üretimden hizmet sektörüne kadar her alanın merkezine yerleşiyor.

Bir başka önemli veri ise katılımcı niteliği. Programa başvuranların yüzde 98,4’ü zaman planına uyabileceğini belirtmiş. Yüzde 95,6’sı ise eğitimler için gerekli İngilizce yeterliliğine sahip. Bu, “merak ettim başvurdum” yaklaşımının ötesinde, bilinçli ve hazırlıklı bir profil anlamına geliyor. İşte sevindirici olan tam da bu.

Yapay Zekâ Akademisi’nin sadece teorik bir eğitim sunmaması da önemli. Gerçek problemler üzerinden ürün geliştirme deneyimi sunulması, proje çıktılarının uygun görülmesi hâlinde pilot uygulamalara dönüştürülmesinin teşvik edilmesi, işi “sertifika programı” olmaktan çıkarıp üretim ekosistemine taşıyor. Eskişehir’in ihtiyacı olan tam da bu: Konuşan değil, üreten bir yapay zekâ iklimi.

Ben bu tabloyu birkaç açıdan önemsiyorum.

Birincisi, Eskişehir uzun yıllardır “üniversite kenti” kimliğiyle anılıyor. Ancak artık mesele sadece öğrenci sayısı değil; hangi alanda, hangi derinlikte bir akademik ve teknolojik kapasite oluşturduğunuz. Yapay zekâ gibi stratejik bir alanda bu kadar yoğun ve nitelikli başvuru gelmesi, şehrin potansiyelini gösteriyor.

İkincisi, bu ilgi tesadüf değil. Türkiye’de ve dünyada yapay zekâ yatırımları hızlanırken, gençler de kariyer planlarını buna göre şekillendiriyor. Eskişehir’deki öğrencilerin bu dönüşümü erken yakalaması, şehrin rekabet gücü açısından ciddi bir avantaj.

Üçüncüsü ise iş birliği kültürü. Eskişehir’deki üç üniversitenin birlikte Uluslararası Yapay Zeka Zirvesi düzenleyecek olması, bu alandaki kurumsal vizyonun göstergesi. Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi’nin aynı masa etrafında buluşması, yalnızca bir etkinlik organizasyonu değildir. Bu, şehrin yapay zekâda ortak bir iddia ortaya koymasıdır.

Uluslararası bir zirve demek; akademisyen, girişimci, yatırımcı ve kamu temsilcilerinin aynı platformda buluşması demek. Bu da Eskişehir’in sadece eğitim veren değil, fikir üreten ve yön belirleyen bir merkez hâline gelmesi anlamına gelir.

Şunu net söyleyeyim: Yapay zekâ trenini kaçıran şehirler, önümüzdeki 10–15 yıl içinde ekonomik olarak geri düşecek. Sanayide verimlilik, kamuda dijitalleşme, sağlıkta teşhis süreçleri, tarımda akıllı uygulamalar… Hepsinin merkezinde veri ve yapay zekâ var.

Eskişehir’in avantajı; genç nüfusu, güçlü üniversite altyapısı ve yeniliğe açık yapısı. Yapay Zekâ Akademisi’ne gösterilen ilgi, bu avantajın farkında olunduğunu gösteriyor.

Artık mesele şu: Bu ilgiyi sürdürülebilir projelere, girişimlere ve somut çıktılara dönüştürebilecek miyiz?

Eğer akademi, kamu ve özel sektör birlikte hareket ederse, Eskişehir yalnızca bu dönüşümü izleyen bir şehir olmaz. Dönüşümün aktörlerinden biri olur.

Ve ben görüyorum ki; bu şehir, o potansiyele fazlasıyla sahip.