SÖYLEŞİ

Engin BAYRI

Derim ki, meslekte duayen seviyesine yükselmiş, Sakarya Gazetesinin çalışma rekortmeni bir meslektaş; Engin BAYRI.

Kökünü kökenini biliyordum. Ne anlama geldiğini de.  Hani şimdilerde hemen her “meslek eskisine” yakıştırıldığını da bilmekteydim. 

Bir ülkede “diplomatların en kıdemlisine” uygun görülen bir “onur sıfatı” idi Duayen…

Meslektaşlarım tarafından olmasa bile, kimi dostların benim için de o sıfatı  uygun buldukları olur!  O nedenle bir kez daha başvurdum “her şeyi bilen” amcaya!

“Bir meslekte uzun yıllar çalışmış, mesleğinde eski, emek vermiş bilgi sahibi, kıdemli kişidir.”

Uzatmadan söylemek gerekirse Engin Bayrı bu tanıma “cuk oturan” biridir;

-Eskişehir’de gazetecilerin duayeni yani…

Benim meslek kıdemimden bir 10 yıl kader yenidir Engin’inki. Yani yarım asra az kalmış bir kıdem.  Kendisini tanımam, zaman zaman aynı gazetede birlikteliklerimde. İşte o kadar eskiye dayanır tanışıklık.

Düşündüm ki, meslekteki deneyimi kadar zengindir “kent hafızası” da.. Bana ilettiği notlardan anlıyorum  bunu.

O halde başlayalım!..

Yeşil betona kurban!..

Pek çok Eskişehirli gibi Balkan göçmeni  bir çekirdek aileden. İlk yerleşim yerleri de Güllük Mahallesi. 60’lı yılların başından sonrasında  ise Vişnelik.

Oradan başlıyor:

“Tapu kaydında ‘Kızılyer’ yazıyor. Bölge birinci sınıf tarım alanı. Sulama kanalları ve kanallardan tarlalara kadar açılmış, bizim ark dediğimiz küçük kanallar var. Her taraf tarla ve bahçe.”

Engin’in tanımladığı bu durum; Vişnelik, Akarbaşı, Kırmızıtoprak Osmangazi, Sümer  gibi şehrin güneyindeki mahallelerin o günlerini anlatıyor. Ki bu hal, 1980’lerin başından itibaren değişecek, bağlar-bahçeler  birer-ikişer yok olup gidecektir. Yine Bayrı’nın tanımlamasıyla;

-Yeşil, betona kurban edilecektir.


***



Bunun sonucunu da oralarda yaşayanların bir “avantajını” anımsatarak anlatıyor Engin;

“Bu bölgede yetişen sebze ve meyveler ‘yerli bahçe’ diyerek satılırdı. O yıllarda stadyum yanında pazar kurulurdu. Ama biz ve komşular  daha çok seyyar satıcılardan alış/veriş yapardık. Hem daha ucuz, hem daha taze. Bir anlamda belediyelerin uygulamaya çalıştığı üretici pazarları gibi.”

Engin Bayrı’nın, bir 60 yıl ötelere gidip anlattığı o günlere, biraz katkıda bulunayım! Kaynağım; merhum Prof. Dr. Orhan Oğuz Hocamızın “Cumhuriyetle yaşıt bir ömür- 80 YIL”  Kitabı;

“-Şimdi Atatürk Stadının bulunduğu yer, Odunpazarlıların harman savurduğu yerlerdi.”

Rahmetle anıyorum Orhan Hocamızı.  Bir de haberim olsun kendisine!

-Şimdi orası; Eskişehir basının savaşımı sonucu Rezidanslarla donatılmaktan kurtarılmış olarak,  Millet Bahçesi gibi bir yerdir Hocam!.. 




***


Alman Car’ı, Nuri Bey Çiftliği.

Yaşadığı çevre itibariyle Vişnelik anıları sürüyor Bayrı’nın:

“-Boş zamanlarımızda boş arsalarda futbol oynardık. Hatta, Vişnelik Camii yanında bir voleybol sahası bile yapmıştık. Her akşam büyük-küçük, genç-yetişkin voleybol oynardık. Mahalle sakinlerinden Ticaret Lisesi Beden Eğitimi öğretmeni Hüseyin Mor da eşlik ederdi bizlere.”

Anlaşılan, daha sonraları Eskişehirspor Futbol Okulu’nda ve Gazeteciliğinde “Spor Muhabiri” olarak devam edecek olan “spor tutkusu” böyle başlamış olmalı.  Örnek,  Vişnelikspor olayı.

“Mahallenin hali vakti yerinde sakinlerinden Özpak Ailesi bizlere forma ve top hediye etti. Formalar vişne çürüğü ve beyaz renkliydi. Özel turnuvalara katıldık. Aşağı mahalle- yukarı mahalle rekabetini tattık. Yukarı mahalle (Odunpazarı) takımları ile dostluk maçları yaptık.”


***



Son yıllara kadar adıyla sanıyla anılan,  yerel literatüre geçen Alman Carı’nı da “Demiryollarında çalışan Alman İşçiler burada temizlenirlermiş” diyerek anıyor.

Öyledir, diyorum ben de!.. Demiryollarının Eskişehir Cer Atölyelerinin, hastanenin ve lojmanlarının yapımında çalışan Alman teknisyen ve işçilerin,aynı zamanda piknik alanıydı oralar…

Geldik Nuri Bey Çiftliği’ne!..  Bildiğim kadarı ile Engin’in orayla ilgisi, izin günlerinde arkadaşlarıyla buluştuğu “ayaküstü pikniklerle” süre gelmiştir. Her ne kadar;

-Pek çoğumuz yüzmeyi Nuribey doğal plajında söktü, dese de!..

‘Annem çorbaları yapar…’

“Balkan göçmeni aile” demiştik ya, muhacir olan baba Ferhat Bey. Bartın’da, subay gazinosunda  askerliğini yaparken Şaziye hanımla tanışıp evlenirler. Terhis sonrası birkaç şehirde şanslarını denedikten sonra son durak Eskişehir’dir. Ailenin ilk geçim kaynağı da;

-Şaziye hanımın evde yaptığı çorbaları, Ferhat Bey’in dükkanında satması. 

Güllük Mahallesindeki evleri 20 Şubat 1956 depreminde yıkılır. Neyse ki kimseye bir şey olmaz. Ferhat bey “elinden her iş gelen” bir Avrupalı olarak… Gerisini Engin Anlatsın:

“-O kerpiç evin yerine tuğladan bir ev yapmak için kolları sıvıyor. Önce bodrum kat tamamlanıyor, kendi evimize taşınıyoruz.  Sonra zemin kat tamamlanıyor, biz o kata taşınıyoruz.”

Bodrum kat ise kiralıktır. Sonrası çocukların eğitimi. Büyük ağabey Erol, abla Emel, İkieylül okulundan mezun. Engin’in ilköğretimi ise “gezgin” örneği, biraz karışık!


***



Tunalı’daki  Habib Tören, ardından Mithat Paşa ve iki Eylül. Vişnelik Mahallesine taşındıktan sonra ise Adalet ve Milli Zafer İlkokulları.

Neredeyse 5 yılın her yılı başka okullar. Ardından Ticaret Lisesi’nin orta kısmı, Naklen Osmangazi Ortaokulu. Lise yine ayrı;

“-İnşaatı tamamlanan Kanatlı Lisesi. Bu lisenin ilk öğrencilerinden ve mezunlarındanım.”

Üniversite eğitimi, bizim kentin ünlü İktisadi ve Ticari İlimleri Akademisi’nin İktisat-Maliye bölümü. Sonrası yine Bayrı’nın anlatımı:

“İkinci sınıfa geçtiğimde gazeteciliğe adım attım. Öğrenci hareketlerinin ve sağ-sol çatışmalarının yoğunlaştığı yıllar. Derslere devam etmek zorlaşıyor. Böyle bir kaos ortamında mesleğim ile öğrenciliği bir arada yürütmek zor. Gazetecilik ağır basıyor.”

Düşündüm ki, bu anlamda kesişmiş Engin ile kader çizgimiz!..




O yılların ‘kurtarılmış bölgeleri.’

Hani, eğitimi yarıda kesişini “kaos ortamı” olarak niteliyor ya Engin, o yılların “sosyal ortamını” da “Vişnelik Mahallesi ikiye bölünüyor!” sözcükleriyle başlayıp devam ediyor;

“-45 Evler bölgesi sağcıların, diğer bölüm solcu gençlerin denetiminde. Sağdan solun bölgesine girmek yasak, soldan sağcıların bölgesine girmek tehlikeli. En kötüsü de çocukken birlikte gezip tozduğumuz Porsuk Çayı’nda. Kanlıkavak’ta, Alman Carı’nda birlikte yüzdüğümüz arkadaşlarımızın bir kısma sağı, diğer kıs mı solu savunuyor. Biliyorsundur, ‘kurtarılmış Bölgeler’ oluşuyor.”

Biliyorum sevgili Engin! Hatta evinizin az uzağında, Savaş Caddesindeki bir kahvenin sağcı militanlar tarafından tarandığını da!..





Notlarla kariyer yılları 

Yerimiz azaldı! O nedenle küçük anekdotlarla tamamlamaya çalışalım.

-Mesleğe ilk adım atış 1974’de amatör spor muhabiri olarak İstikbal gazetesi. Aynı gazetede 1975 yılında profesyonel başlangıç. “İşleyişi kısa sürede öğrendim” diyerekten.

-Aynı yıl aldığı bir teklifle Köksoy’ların Yeni Haber Gazetesi . Para pulu umursamadan üstelik. Bir masa, bir daktilo yeterlidir! Yine bir yıl sonrasında Sakarya gazetesi…

Gazetecilik ve kendi deyimi ile “Sakarya Serüvenine”  başlangıç böyledir.  Nasıl derler “başlayış o başlayış”,  Halen Sakarya’da… Benim tespitim;

-Sakarya’nın tarihinde en uzun süre çalışan (45 yıl) gazeteci kimliği ile birlikte. Sanırım bir rekordur ve asla kırılamayacaktır!..

Biri spor, diğeri aktüel iki köşe sahibidir aynı zamandan; Kırmızı kart ve Açık Perde. Sonuncusunun isim babası da
-Sevgili arkadaşımız rahmetli Önder Baloğlu olmak üzere…

***

Bitirelim artık!.. 

Gerek mesleki, gerekse ilgisini hiç koparmadığı spor alanında sayısız kuruluşlarda, (antrenörlük diploması ve çalışması dahil) aktiftir Engin Bayrı .

Son bir not;

Eşinin adı da kayınvalide ile aynıdır,  Şaziye. Ve ikisinden olma delikanlı iki evlat;

-Eğemen ve Ata Can…

{ "vars": { "account": "UA-99020016-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }