Engeller bedende değil, zihniyettedir

Her yıl Dünya Engelliler Haftası geldiğinde ekranlarda benzer görüntüler beliriyor; birkaç farkındalık mesajı, temsili etkinlikler, iyi niyet cümleleri ve ardından hızla unutulan gerçekler… Oysa mesele birkaç gün hatırlanıp sonra rafa kaldırılacak kadar basit değil. Çünkü engelli bireylerin yaşadığı sorunlar, sadece onların değil; toplumun ortak vicdan sınavıdır.

Bugün şehirlerimize baktığımızda aslında kimin engelli olduğunu açıkça görebiliyoruz. Kaldırımları işgal eden araçlar, rampasız kamu binaları, çalışmayan asansörler, sesli uyarı sistemi olmayan kavşaklar… Bunlar fiziksel eksiklikten çok, toplumsal duyarsızlığın fotoğrafıdır.

Engelli bireyler yıllardır aynı şeyi söylüyor:

“Bize acımayın, haklarımızı teslim edin.”

Ne yazık ki toplumun önemli bir kısmı hâlâ engelliliği yardım kampanyalarıyla çözülebilecek bir mesele sanıyor. Oysa gerçek çözüm; erişilebilir şehirler, eşit eğitim hakkı, üretime katılım imkânı ve ayrımcılığın tamamen ortadan kaldırılmasıdır. İnsan onuru, yardım paketleriyle değil; eşit yaşam koşullarıyla korunur.

Eskişehir ise bu konuda Türkiye’de örnek gösterilen şehirlerden biri olma iddiasını uzun yıllardır taşıyor. Geniş kaldırımları, tramvay sistemi ve sosyal belediyecilik anlayışıyla dikkat çeken kentte önemli çalışmalar yapıldığı inkâr edilemez. Ancak mesele sadece modern görüntü vermek değildir. Şehrin bazı bölgelerinde hâlâ işgal edilen engelli rampaları, bozuk kaldırımlar ve erişimde yaşanan sıkıntılar engelli bireylerin günlük yaşamını zorlaştırmaya devam ediyor.

Eskişehir gibi öğrenci ve kültür kenti kimliği taşıyan bir şehir için asıl hedef, engelli bireylerin yalnızca ulaşımda değil; sosyal yaşamda, sanatta, istihdamda ve kamusal alanda tam anlamıyla görünür olabilmesidir. Çünkü bir şehir ancak herkes özgürce yaşayabiliyorsa gerçekten gelişmiştir.

Asıl sorun çoğu zaman bedensel engeller değil, önyargılardır. İş başvurularında geri plana itilen, sosyal yaşamda görmezden gelinen, toplu taşımada zorluk yaşayan milyonlarca insan var. Üstelik bu insanlar hayatın içinde olmak için ekstra mücadele vermek zorunda bırakılıyor.

Bir başka önemli konu da dil meselesidir. Günlük hayatta farkında olmadan kullanılan kırıcı ifadeler, alaycı yaklaşımlar ve dışlayıcı tavırlar görünmeyen yaralar açıyor. Empati, yalnızca üzülmek değildir; karşımızdakinin yaşam hakkını kendi hakkımız kadar değerli görebilmektir.

Hepimizin düşünmesi gereken önemli bir gerçek daha var:

Engellilik, hayatın herhangi bir anında herkesin karşılaşabileceği bir durumdur. Bu nedenle erişilebilir yaşam istemek bir ayrıcalık talebi değil, temel insan hakkıdır.

Dünya Engelliler Haftası’nın gerçek anlamı; birkaç sembolik mesaj paylaşmak değil, eksiklerimizi dürüstçe kabul edip harekete geçmektir. Belediyelerden kamu kurumlarına, medyadan ailelere kadar herkesin sorumluluğu var.

Çünkü engelleri kaldıracak olan şey yalnızca teknoloji ya da yasalar değil; vicdanlı bir toplum iradesidir.

Ve unutmayalım:

Bir toplumun insanlığı, en çok da dezavantajlı bireylere gösterdiği saygıyla ölçülür.