Dimyat’a Pirince Giderken Eldeki Bulgurdan Olmak…

Atasözlerimiz bazen en karmaşık siyasi trajedileri tek cümlede özetler. “Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olmak” tam da bu: Daha büyük bir hayalin peşinde koşarken, eldekini hepten yitirmek.

Bugün Suriye sahasında SDG/YPG’nin yaşadığı tam da bu.

Yunus Paksoy’un “Örgüt Kafası” yazısındaki röntgen, örgütün nasıl kendi sonunu hazırladığını acımasızca gösteriyor.

8 Aralık 2024’ü hatırlayalım: Esad rejimi çöktüğü gün, Biden Beyaz Saray’dan Şara’ya yeşil ışık yakmıştı. “Doğru şeyler söylüyor ama eylemlerini göreceğiz” diyerek, ABD’nin devlet aklı daha ilk andan “büyük sorumluluk” testini koymuştu masaya.

SDG/YPG ise bu mesajı duymadı bile.

Onlar hâlâ “ABD bize borçlu, sonsuza dek koruyacak” hayaliyle yatıp kalkıyordu. Dimyat’taki pirinç, bağımsız bir yapı hayaliydi; ellerindeki bulgur ise Suriye’deki mevcut güvenlik ve haklar.

12 gün sonra, 20 Aralık’ta Barbara Leaf Şam’a indi.

Şara ile görüşmenin ardından çıkan sözler netti: “Kürtlerin kendilerini savunmak zorunda kaldığı şartlar çarpıcı şekilde değişti.” Ve devamı: “SDG’nin rolü, yönetilen bir geçişle dönüşmeli.” Yani bilet kesilmişti.

ABD, örgütü “kullanışlı aparat” olmaktan çıkarıp entegre bir yapıya dönüştürme sinyalini veriyordu.

Örgüt ise hâlâ “devlet” kafasıyla direniyordu.

Trump’ın yemin ettiği Ocak 2025’te bile değişen bir şey olmadı. Biden’la taban tabana zıt görünen Trump, “Suriye’nin anahtarı Erdoğan’ın elinde” diyerek aynı çizgiyi sürdürdü.

Türk ordusunun bölgedeki gücünü övdü, Riyad’da Erdoğan’ın telkiniyle Şara’yla buluştu, yaptırımları kaldırdı.

Tom Barrack Ankara-Şam arasında mekik dokurken SDG’ye “entegre ol” talimatı açıktı.

ABD politikası kişilere değil, çıkarlara bağlıydı.

Peki örgüt ne yaptı?…

10 Mart mutabakatını sabote etti, ayak diretti, Şara’nın devrilmesini bekleyerek gizli güç toplama planları kurdu.

Sandılar ki ABD onlara “devlet” borcu var. Sandılar ki petrol, silah ve koltuk sonsuza dek garanti.

Hiçbir sinyali okumadılar.

Şara Suriyeli Kürtlerin haklarını teminat altına alırken, onlar “hak” değil “koltuk” peşinde koştu. Petrolü, silahı, örgüt iktidarını Kürtlerden önde tuttular.

Trump bu hafta her şeyi özetledi: “Kürtlere muazzam paralar ödendi, petrol verildi. Bu ortaklık bizden ziyade kendileri içindi.” Kullanılıp kenara atılmanın en çıplak itirafı.

Sonuç ortada: SDG, Dimyat hayaliyle eldeki bulguru kaybetme noktasına geldi.

Şara konsolide olurken, örgüt dağılma ve etkisizleşme riskiyle yüz yüze.

Bu hikâye tüm benzer yapılara ders: Dış desteklere körü körüne güvenmeyin.

Gerçek güç diplomaside, halkın meşru haklarında ve gerçekçi okumalarda yatar.

Aksi takdirde pirinç hayaliyle bulgursuz kalırsınız – hem de kendi ellerinizle…

AZ DA SAĞLIK…

Sabah Kahveniz Sizi Uyandırmaktan Daha Fazlasını Yapıyor Olabilir

Koyu kavrulmuş kahvenizin vücudunuzun şekeri yönetmesine sessizce yardımcı olabileceğini biliyor muydunuz? Bilim insanları, koyu kavrulmuş kahvedeki bazı doğal bileşiklerin, α-glukozidaz adı verilen önemli bir enzimi bloke ederek bağırsaklarınızdaki şeker emilimini yavaşlatabileceğini keşfetti. Laboratuvar çalışmaları ve hayvan deneylerinde, bu etkinin yemeklerden sonra kan şekeri yükselmelerini azaltmaya yardımcı olduğu görüldü.

Kahve, diyabet ilaçlarının yerini tutmasa da, günlük kahve tüketiminiz metabolizmanız için sandığınızdan daha fazla fayda sağlıyor olabilir. Bu yüzden bir sonraki sefer ilk yudumunuzu aldığınızda şunu hatırlayın: Bu sadece bir uyanma içeceği değil, aynı zamanda vücudunuz için küçük bir yardımcı.

NE DEMİŞ?…

“18 Eylül 1997:

Ecevit’e randevu talebimi birkaç kere yinelemiştim. Nihayet 18 Eylül öğleden sonrası için randevu verdi. O sırada Başbakan Yardımcısı idi. Onunla makamında görüştük. “Sayın Ecevit” dedim, “Bu ülkede kontrgerillayı telaffuz eden ilk siyasetçi sizsiniz. Şimdi de başbakan yardımcısısınız. Bizim size neyin ne olduğunu ne olmadığını söylememiz gereksiz. Eşimin öldürülmesinin soruşturulabilmesi için sizden de yeniden destek ve gerekli girişimlerde bulunmanızı rica ediyorum”

“Ben Uğur Bey'i severdim” dedi, “Bana yapılan suikastı, ardındakileri araştırırken hep duvarlara çarptım. Eşiniz arı kovanına çomak sokmuştu”

Doğrusu ne diyeceğimi şaşırmıştım. Beklemediğimiz birinden hiç düşünmediğiniz bir sözle karşılaşınca bazen kalakalırsınız ya, sözün bittiği noktalardan biriydi bu da!!..”

Kaynak: Güldal Mumcu, İçimden Geçen Zaman...