Eskişehir’in en büyük avantajlarından biri, yıllardır sadece üretim yapan bir kent olmaması. Aynı zamanda düşünen, geliştiren ve teknoloji üreten bir şehir olması. Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatında üst sıralarda yer alan bir kentten söz ediyoruz. Havacılıktan raylı sistemlere, savunma sanayiinden makine üretimine kadar birçok alanda önemli bir birikim var. Ancak artık günümüz dünyasında yalnızca güçlü sanayi altyapısı yetmiyor. O altyapıyı bilgiyle, akademik akılla ve inovasyonla beslemek gerekiyor.
İşte bu nedenle geçtiğimiz günlerde ATAP ev sahipliğinde gerçekleştirilen üniversite-sanayi iş birliği toplantısını oldukça kıymetli buluyorum.
Toplantıya bakıldığında sadece bir protokol buluşması yapılmadığı çok net görülüyor. Masada gerçekten Eskişehir’in geleceğine dair önemli başlıklar konuşulmuş. Üniversitelerin bilimsel gücü ile sanayicilerin üretim tecrübesinin nasıl ortak noktada buluşturulabileceği değerlendirilmiş. Aslında yıllardır konuşulan ancak çoğu zaman istenen seviyeye ulaştırılamayan bir konu yeniden ciddi şekilde gündeme alınmış durumda.
Çünkü kabul etmek gerekiyor ki Türkiye’de üniversite-sanayi iş birliği denildiğinde hâlâ bazı eksikler var. Sanayici bazen akademiyi teorik buluyor, akademi ise sanayinin kendisini yeterince anlamadığını düşünüyor. Oysa iki taraf arasında güçlü bir güven ilişkisi kurulabilirse ortaya çok büyük işler çıkabilir. Hele ki bunu Eskişehir gibi hem güçlü üniversitelere hem de güçlü organize sanayi bölgelerine sahip bir şehirde başarırsanız, sonuç sadece bölgesel değil ulusal ölçekte etkili olur.
Toplantıda dikkatimi çeken en önemli başlıklardan biri de yapay zeka oldu. Artık dünya bambaşka bir yere gidiyor. Yapay zeka yalnızca teknoloji şirketlerinin konusu olmaktan çıktı. Üretimden sağlığa, eğitimden lojistiğe kadar her alanı dönüştüren bir süreçten geçiyoruz. Böyle bir dönemde Eskişehir’de “Yapay Zeka Uygulama Merkezi” kurulmasının konuşulması son derece önemli bir gelişme. Çünkü şehirler artık klasik sanayi anlayışıyla değil, teknoloji geliştirme kapasitesiyle yarışıyor.
Burada önemli olan nokta şu: Üniversitelerde üretilen bilginin raflarda kalmaması gerekiyor. Akademisyenlerin geliştirdiği projelerin ticarileşmesi, girişimcilerin akademik destek alabilmesi ve sanayinin yaşadığı problemlerin ortak akılla çözülebilmesi lazım. Eğer bu zincir doğru kurulursa, Eskişehir’den çok başarılı teknoloji girişimlerinin çıkmaması için hiçbir neden yok.
Zaten Eskişehir’in geçmişi buna uygun. Bu şehir yıllardır nitelikli insan kaynağı yetiştiriyor. Genç nüfusu, üniversite kültürü ve sanayi tecrübesiyle Türkiye’nin en önemli üretim merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Şimdi yapılması gereken şey ise bu potansiyeli daha organize ve daha vizyoner bir şekilde bir araya getirmek.
ATAP’ta gerçekleştirilen toplantıyı bu nedenle sıradan bir buluşma olarak görmüyorum. Eğer burada konuşulan başlıklar somut projelere dönüşürse, Eskişehir önümüzdeki yıllarda yalnızca üretim yapan değil, teknoloji geliştiren ve yön veren şehirlerden biri olabilir.
Çünkü artık yeni dönemin en büyük gücü; bilgi, teknoloji ve ortak akıl.