Bilal Erdoğan Üzerinden Siyaset Okuması

Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği, bölgemizde ve dünyada hızla gelişen süreçler dikkate alındığında, ülkemiz için büyük bir şanstır. Cumhurbaşkanımıza en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde “Erdoğan sonrası” tartışmasını açmak, bana göre yersiz ve gereksizdir. Bu nedenle bu başlık altında bir tartışmanın parçası olmayı dahi doğru bulmuyorum.

Bugün değinmek istediğim asıl konu; Bilal Erdoğan üzerinden yürütülen iddialar ve onun siyasette yer alıp almayacağına dair yapılan yorumlara ilişkin, kendi perspektifimden bir değerlendirmedir.

Türkiye’de siyasetçilerin çocukları ya da aile bireyleri, geçmişten bugüne siyasetin içinde yer almışlardır. Bu durum ne yeni ne de istisnaidir. Nasıl ki bu ülkede yaşayan her vatandaşın siyaset yapma hakkı varsa, siyasetçilerin çocuklarının da aynı hakka sahip olması son derece doğaldır.

Örneğin, İsmet İnönü, 12 yılı kesintisiz olmak üzere toplam 17 yıl 11 ay başbakanlık yapmıştır. Oğlu Erdal İnönü, siyasete girerek başbakan yardımcılığına kadar yükselmiş; hiçbir zaman yalnızca “babası üzerinden” anılan bir figür olmamıştır.

Benzer şekilde Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes, farklı partilerde siyaset yapmış, uzun ve inişli çıkışlı bir siyasi yolculukla kendi kimliğini inşa etmiştir. Menderes soyadının siyasette sağladığı avantaj, onun kalıcı olmasını tek başına açıklamaya yetmemiştir.

MHP siyasetinin kurucu lideri Alparslan Türkeş’in vefatının ardından oğlu Tuğrul Türkeş, genel başkanlığa aday olmuş, farklı siyasi duraklardan geçerek başbakan yardımcılığı görevine kadar yükselmiştir. Aynı dönemde kardeşi Kutalmış Türkeş’in başka bir partiden milletvekili seçilmesi, soyadının siyasette nasıl bir etki alanı oluşturabildiğini göstermiştir.

Bugün de bu tablo devam etmektedir. Alparslan Türkeş’in kızı Aybüke Türkeş, İYİ Parti’de milletvekilliği yapmaktadır. Diğer oğlu Kutalmış Türkeş ise AK Parti’den 24. Dönem milletvekili olarak TBMM’de görev almıştır.

Benzer şekilde, TBMM Başkanlığı yapmış Bülent Arınç’ın oğlu Ahmet Mücahit Arınç siyaset sahnesinde yer almış, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulunmuş Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek ise halen milletvekilliği görevini sürdürmektedir.

Türk siyasetinin dikkat çeken figürlerinden Osman Bölükbaşı’nın oğlu Deniz Bölükbaşı, MHP’den milletvekilliği yapmış; siyasi hayatı farklı tartışmalarla sona ermiştir.

Cumhuriyet tarihine damga vuran liderlerden Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, uzun yıllardır siyasetin içinde yer almakta; milletvekilliği, parti kuruculuğu ve genel başkanlık gibi roller üstlenmektedir.

Millî Görüş hareketinin kurucusu Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan ise Yeniden Refah Partisi’ni kurarak bugün aktif bir siyasi lider olarak yoluna devam etmektedir.

Son olarak Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal, CHP’ye yönelik eleştirileri ve siyasal çıkışlarıyla kısa sürede kamuoyunun dikkatini çeken bir figür hâline gelmiştir.

Tüm bu örnekler açıkça göstermektedir ki;
Türkiye’de siyaset yalnızca soyadından ibaret değildir. Ancak bilinen bir soyadı, siyasete girerken bir kapı aralayabilir. O kapının ardında kalıcı olup olmamak ise kişinin duruşuna, emeğine ve toplumsal karşılığına bağlıdır.

Bu nedenle Bilal Erdoğan üzerinden yürütülen “olur mu, olmaz mı” tartışmaları da siyasetin doğal akışı içinde değerlendirilmelidir. Siyaset kimsenin tekelinde olmadığı gibi, kimse için de yasaklı bir alan değildir.

Bu konuda örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bilal Erdoğan’ın siyasetin içinde yer alıp almayacağı tamamen kendi tercihidir. Sivil toplum alanında bugüne kadar yaptığı çalışmalar, toplum nezdinde büyük ölçüde olumlu karşılık bulmuştur. Buna rağmen bazı çevrelerin şimdiden bu konuyu sürekli gündeme taşıyarak bir anti-propaganda yürütmesi, iyi niyetten uzak bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.