Yerel yönetimler, halkın en doğrudan temas kurduğu kurumlardır. Bu nedenle belediyelerde atılan her adım, alınan her karar yalnızca bürokratik bir işlem değil, aynı zamanda kamu vicdanına verilen bir mesajdır. Ancak son dönemde kulislerden yükselen bazı iddialar, bu mesajın giderek bulanıklaştığını gösteriyor.
Belediyelerde görev yapan bazı isimlerin asli görevlerinin dışına çıkarak, kişisel siyasi hesaplar doğrultusunda hareket ettiği yönünde ciddi bir rahatsızlık söz konusu. Özellikle danışmanlık makamının, olması gerektiği gibi bilgi üretmek, projelere katkı sunmak ve başkana yol göstermek yerine; kulis kurmak, medya yönlendirmek ve rakip tasfiye etmek için kullanıldığı iddiaları, üzerinde dikkatle durulması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor.
Danışmanlık; strateji üretme işidir, entrika değil.
Rehberlik etme işidir, yönlendirme değil.
Katkı sunma işidir, gölge iktidar kurma hiç değildir.
Bir belediye başkanının en yakınındaki isimlerin, onun siyasi itibarını güçlendirmek yerine zedeleyecek hamleler içinde olması, sadece bireysel bir sorun değil, kurumsal bir zafiyettir. Hele ki bu süreçte medya üzerinden algı oluşturma çabaları, finanse edildiği iddia edilen yazılar ve hedef gösteren içerikler devreye giriyorsa, mesele artık çok daha ciddi bir boyuta ulaşmış demektir.
Daha da önemlisi, bu tür girişimlerin yalnızca hedef alınan kişilere değil, doğrudan belediye başkanına zarar verdiği gerçeğidir.
Çünkü kamuoyu şunu sorgular: “Başkan bunları bilmiyor mu, yoksa biliyor da sessiz mi kalıyor?”
İşte tam da bu noktada belediye başkanlarına düşen en önemli görev, etraflarındaki kadroyu yeniden ve dikkatle değerlendirmektir. Sadakat ile liyakat arasındaki farkı doğru okumak, kişisel hırslarla kurumsal sorumlulukları ayırt edebilmek zorundadırlar.
Öte yandan, sahada çalışan, halkla temas kuran, projeler üretmeye çalışan isimlerin sistematik şekilde yıpratılmaya çalışılması, siyasetin doğasına da aykırıdır. Rekabet elbette olur; ama bu rekabet hizmet üzerinden yapılır, itibarsızlaştırma üzerinden değil.
Eğer birileri gerçekten siyasi bir hedef taşıyorsa, bunun yolu bellidir: Danışmanlık koltuğunun arkasına saklanmak değil, sahaya çıkmak, halkın karşısına geçmek ve demokratik yarışa girmektir.
Aksi takdirde yapılan her hamle, sadece hedef alınan kişiye değil, içinde bulunulan kuruma ve en nihayetinde kamu güvenine zarar verir.
Şeffaflık, liyakat ve etik; bir tercih değil zorunluluktur. Bunu göz ardı edenler ise er ya da geç bunun sonuçlarıyla yüzleşir.