Behlül Dânâ, gariban takımından bir kişi. Kimsesiz, avare, fukara, garip yaşamış. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında Bağdat’ta yaşadığı söylenir. Onunla ilgili anlam dolu yaşanmış veya yaşanması muhtemel pek çok hikâye anlatılır. Hikâyedeki benzeri olaylar herkesin başına gelebilecek türden… Hikâye ibretlik derslerle dolu… Hikâyelerde zamandan, mekândan ve kişilerden öte önemli olan alınacak derslerdir. İsteyen aklı çapında istediği dersi çıkarır. Behlül, Bağdat sokaklarında bir gün birileri tarafından taş yağmuruna tutulduğunda yerden küçük bir taş alıp onlara: “Attığınız taşlar bunun gibi küçük olsun da bir tarafım kırılmasın! Ayağım kırılırsa, yürüyemem. Elim kırılırsa iş göremem. Kafam kırılırsa akıl edemem. Başkasına muhtaç kalmak istemem.” demiş. Taşlayanların halden anlamadığını görün Behlül Bağdat’ı terk edip Basra’ya gitmeye karar kılmış.
Gecenin bir vakti Basra’ya ulaşmış. Yorgun vaziyette karanlıkta bir mahalde uyumak için uzanmış. Tan yeri ağardığında Behlül, daha evvel öldürülmüş kan, revan içerisindeki bir kişinin yanına yattığını ve her tarafının da kana boyandığını fark etmiş. Durumu gören ahali: “Adamı öldürdün ha!” diyerek yaka, paça onu Hükümdar’a götürmüşler. Hükümdar, Behlül’ü görmeyi, tanımayı çok arzu ediyormuş. Vezir, Behlül’ü bildiği için Hünkârım görmeyi hasretle istediğiniz Behlül Dânâ, işte bu!” demiş. Etraftakiler: “Ama efendim, bu bir katil. Cezası ölüm olmalı.” demişler. Hükümdar: “O zaman, asın bunu.” fermanını vermiş. Cellat, darağacına Behlül’ü çekmiş. İnfaz sırası Behlül: “Hadi bakalım Behlül, Bağdat’ta taş yağmurundan kurtuldun. Ya bu cellattın idamından nasıl kurtulacaksan kurtul.” demiş. Cellat’ın, Behlül’ün başından ipi geçirmeye çalıştığı sıra yüreği yanık Behlül’ün dudakları sesiz vaziyette kıpırdayıvermiş. O an kalabalık içerisinden biri: “Durun! O, suçsuz. Adamı ben öldürdüm. İdamı gereken benim. Bu yükü taşıyamam. ” diyen bir sesle, idam durdurulmuş.
İtirafçı ile Behlül Hükümdarın huzuruna götürülmüş. Behlül’ü yanına oturtan Hükümdar, katile: “Hadiseyi anlat! Nasıl oldu da cesurca suçunu itiraf ettin.” demiş. Katil: “Cellat, bu masumun boynuna ipi geçirirken karşıma ağzından ateş püsküren korkunç bir ejderha çıkıverdi. “Bana, kalk doğruyu söyle. Masumu yakma. Suçunu kabullen. Yoksa ilelebet işin bitik.” demiş. Hükümdar, bu kez Behlül’e: “Ya sen ne yaptın, ne dedin.” deyince, Behlül: “Ya Rab! Şu masum kulundan ne istersin. Bunları başıma musallat eden sensin. Beni şu an öldürürlerse kan diyetimi onlardan değil senden isterim. Bunları bilmem, tanımam. Bu aciz halimle onlardan ne isteyebilirim ki, ben… Ama seni biliyorum, tanıyorum. Şu dünyada senden başka da kimsem yok. Benim işim, gücüm, varlığım gayem sensin, sen! Duçar olduğum bu hâl senin hükmünle başıma geldi. Yine kendi hükmünle bu sıkıntıyı başımdan def et! Diye duada bulunduğum anda kalabalık arasından bu gencin sesi yükseldi.” demiş. Harun Reşit, o hâlde bu genç asılsın!” demiş. Behlül, Harun Reşit’e: “Sen bir hükümdarsın sana yakışan şekliyle davran. Maktulün yakınlarını çağır. Hükmü onların rızasını alarak ver.” demiş.
Hükümdar, maktulün yakınlarını çağırtmış. Yakınınızı öldürmesi üzerine bu gencin de ölmesi gerek. Siz ne dersiniz!” demiş. Onlar da, Behlül’ü işaretle: “Kararı o versin.” demişler. Hükümdar, Behlül’e: “Söyle, kararın nedir?” deyince, Behlül: “Bu katil, suçunu itiraf etti. Kıyamete kadar o cinayetin ateşiyle yanıp, tutuşacak. Olayın sıkıntısını hep yaşayacak. O, öldürdü de başını derde sokmaktan başka eline ne geçti? Siz de bunun öldürülmesiyle ne elde edeceksiniz? İyisi, maktulün diyetinin yakınlarına ödenmesi... Onların da bu hükme rıza vermeleri.” demiş. Harun Reşit: “Diyet, hazineden karşılansın. Bu gençte Behlül’ün dediği veçhe affedilsin.” emrini vermiş. Bazen insanlar aklıselim dışı düşüncelere kapılırlar. İşte o anlar tehlikeli anlardır. Taif’te ayak takımı Hz. Peygamberi taşlamadı mı? Peygamber, Mekke’den Medine’ye ne için hicret etti? Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından kuyuya atılmadı mı? İftira nedeniyle zindana kapatılmadı mı? Hz. Zekeriya testere ile biçilmedi mi? Ne mutlu hak sahibine hakkını teslim edenlere!
Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!