Önceki gün meslek büyüğüm ve Kanal 26 ekranlarının sevilen yüzü Muharrem Esen, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etti.
İstifa sebebi Cemiyet Başkanı Yılmaz Karaca’nın, isim vermeden yaptığı açıklamaların Kanal 26’yı hedef gösterdiğini düşünmesi. Esen, “Mesleki hayatını basın ahlakı, sorumluluk ve dürüstlük ilkeleri üzerine inşa etmiş bir gazeteci olarak; bu tür mesnetsiz, yakışıksız ve çirkin ithamları kabul etmem mümkün değildir” dedi.
Karaca’nın açıklamasında gazete ve televizyon patronlarının mafyalık yaptığı, bazı gazetecilerin de tetikçi olduğu ve insanları tehdit ettiği iddiaları da yer alıyor.
İddialara itibar etmemiz için önce söyleyen kişinin güvenilir olması gerekiyor. Malum Yılmaz Karaca daha önce Medya 26 Grup Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Yıldırım hakkındaki gümüş kaçakçılığı iftirasını sosyal medya hesabından paylaşmış, gerçek ortaya çıkmasına ve soruşturmanın gümüş kaçakçılığı ile ilgisi olmamasına rağmen ne bir özür dilemiş ne de paylaşımını silmişti. Paylaşım da hala duruyor bu arada.
Kanal 26 Televizyonu’nda yaşanan ve Süha Bozkurt’un yaptığı açıklamaları kimse savunmuyor. Zaten Süha Bozkurt, Medya 26 Grup’un bir çalışanı da değil, programa katılan bir yorumcu. Zaten program sonrasında da çok hızlı aksiyon alınarak, program tüm sosyal medya hesaplarından kaldırıldı. Hemen ertesi gün de Süha Bozkurt’un bir daha programa çıkmayacağı duyuruldu.
Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erkan Sağlam bile dostluk mesajları verirken, Karaca’nın bu olay üzerinden medya patronlarına yüklenmesini de doğru bulmuyorum.
Karaca, gazete patronlarının hayali kadrolarla işi yürüttüğünü de söylemiş. Dışarıda bir sürü işsiz gazeteci olduğunu belirtmiş. Hayali kadrolarla götürüp, zarar etmemek için gazetesini sattığını da ifade etmiş. Vallahi çok güzel açıklamalar, eski patronum olmasa inanacağım neredeyse.
Geçtiğimiz günlerde, Marmaris’teki oğlunun kadrosunun Eskişehir’de bir yerel gazetede olduğu iddiası ortaya atılmıştı, bunu henüz yalanlamadı bildiğim kadarıyla.
Neyse o da bir iddiadır. Doğrudur yanlıştır bilemeyiz. Şimdi ise bir gerçek paylaşayım. Karaca, bu konularda sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia etse de, pandemi döneminde Milli İrade Gazetesi’nin sahibi iken, kısa çalışma ödeneğinden yararlanmıştır. Hatırlarsınız kısa çalışma ödeneğini, işçiler haftada 2 gün işe giderdi. Hal böyleyken, ben her gün gazeteye gidip çalıştım. Evden falan da değil bakın pandemide her gün ofise giderek çalıştım. Tam 15 ay boyunca, sigorta bildirimimde kısa çalışma ödeneği yazıyor. 18 gün eksik günüm görünüyor bu 15 ay boyunca, oysaki her gün ofise giderek çalışmama rağmen. Tabii sorsanız Karaca, hayali kadro gibi, kısa çalışmadan yararlanıp, personelini tam çalıştırmak gibi katakulli işlere asla bulaşmaz.
Demem o ki ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Yılmaz Karaca, çuvaldızı başkasına batıracaksa en azından iğneyi de kendine batırsın. Kendi personelinin hakkını, emeğini savunmayıp ondan sonra Türkiye’deki işsiz gazetecileri, asgari ücretten az maaş alan gazetecileri anlatmasın. Kendisi de asgari ücretten az maaş vermiş, sebebini ise kimseyi işten çıkarmak istememesi olarak göstermiştir. Daha çok anlatırım da şimdilik bu kadarı yeterli.