Türkçe, bir dil olmanın çok ötesinde; bir hafıza, bir medeniyet ve bin yılların içinden süzülüp gelen büyük bir kültürün taşıyıcısı. Bugün dünyada hangi ülkeye giderseniz gidin, diliyle var olan, diliyle ayakta duran toplumların geleceğe daha güçlü yürüdüğünü görürsünüz. Türkçe de tam olarak böyle bir yerde duruyor. Anadolu Üniversitesi ise son yıllarda bu gerçeği yalnızca dile getirmekle kalmıyor, somut adımlarla Türkçeyi dünyaya taşıyan güçlü bir misyon üstleniyor.
Anadolu Üniversitesi’nin “Türkçeyi dünyaya açma” vizyonu, tesadüfi bir hedef değil. Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in göreve geldiği günden bu yana üniversitenin uluslararasılaşma anlayışında Türkçenin merkezde yer aldığı açıkça görülüyor. Açıköğretim Fakültesi bünyesinde hayata geçirilen Türk Dili ve Kültürü Programı, bu anlayışın en somut örneklerinden biri. 123 ülkeden yaklaşık 4 bin öğrencinin ilk derse katılması, aslında Türkçeye olan ilginin ne kadar güçlü olduğunu da ortaya koyuyor.
“Merhaba Türkçe” ifadesi, kulağa basit bir selam gibi gelebilir. Oysa bu sözün ardında çok büyük bir iddia var. Dünyanın dört bir yanındaki insanlara Türkçeyi öğretmek, sadece kelime ezberletmek ya da dil bilgisi kurallarını aktarmak değildir. Bu, aynı zamanda Türkiye’yi, Anadolu’yu, bu toprakların kültürünü ve tarihsel birikimini anlatmaktır. Adıgüzel’in özellikle “kültürü öğrenmenin olmazsa olmazı dili öğrenmektir” vurgusu da bu yüzden son derece kıymetli.
Bugün birçok ülke, kendi dilini bir “yumuşak güç” unsuru olarak kullanıyor. İngilizce, Fransızca, Almanca nasıl ki ülkelerinin dünyadaki etkisini artırıyorsa, Türkçe de aynı potansiyele sahip. Anadolu Üniversitesi’nin Açıköğretim Fakültesi gibi dev bir altyapıyı bu hedef için kullanması, işin ciddiyetini gösteriyor. Dünyanın en büyük fakültelerinden birine sahip olan bir üniversitenin, Türkçe öğretimini merkeze alması sıradan bir akademik tercih değil; stratejik bir duruş.
Üstelik bu program, yalnızca dil öğrenmek isteyenler için değil, geleceğini Türkçe üzerinden şekillendirmek isteyenler için de önemli kapılar aralıyor. A1’den C1’e kadar kademeli bir yapı sunulması, Türkçe bilmeyenler için süreci ulaşılabilir kılıyor. Programı tamamlayan öğrencilerin Anadolu Üniversitesi bünyesindeki diğer programlara devam edebilmesi ise Türkçenin bir akademik köprüye dönüştüğünü gösteriyor. Türkçe, artık sadece bir iletişim aracı değil; eğitim, istihdam ve uluslararası kariyer için de güçlü bir anahtar.
Anadolu Üniversitesi’nin Türkçe adına attığı adımlar bununla da sınırlı değil. Türk edebiyatının kurucu metinlerinin açık erişime sunulması, belki de en az Türk Dili ve Kültürü Programı kadar önemli bir hamle. İlk Türk romanından, düşünce dünyamızı şekillendiren eserlere kadar uzanan yaklaşık 150 yıllık bir birikimin dijital ortamda herkesin erişimine açılması, kültürel mirasın korunması açısından tarihi bir adım.
Bu çalışmalar, sadece akademisyenler için değil, genç kuşaklar için de büyük anlam taşıyor. Metinlerin aslına uygun biçimde korunması, ancak ayrıntılı bir sözlükle desteklenmesi sayesinde bugün gençler, eski Türkçeyle yazılmış eserleri daha rahat anlayabiliyor. Bu da geçmişle bugün arasındaki kopukluğu azaltıyor. Kendi edebiyatını, kendi düşünce dünyasını tanımayan bir toplumun geleceğe güvenle bakması mümkün değil.
Rektör Adıgüzel’in “genç kuşakların kültürel birikimiyle bağını güçlendirme” vurgusu da tam bu noktada önem kazanıyor. Dijitalleşme çoğu zaman yüzeysellikle eleştirilir; ancak doğru kullanıldığında kültürel aktarımın en güçlü araçlarından biri haline gelebilir. Anadolu Üniversitesi’nin yaptığı tam olarak bu: Dijital olanakları kullanarak Türkçeyi ve Türk kültürünü kalıcı hale getirmek.
Sonuç olarak, Anadolu Üniversitesi bugün sadece bir eğitim kurumu değil; Türkçenin dünyaya açılan kapılarından biri. Türk Dili ve Kültürü Programı ile dünyanın dört bir yanına “Merhaba Türkçe” diyen üniversite, klasik eserleri açık erişime sunarak kendi kültürüne de sahip çıkıyor. Dilini yaşatan, edebiyatını koruyan ve bunu dünyayla paylaşabilen toplumlar geleceğini sağlam temeller üzerine kurar. Anadolu Üniversitesi’nin attığı bu adımlar, Türkçenin geleceği adına umut veren, gurur duyulması gereken adımlardır.