Alın terinizi dilencilere kaptırmayın

Bir tarafta sabahın erken saatinde işe gitmek için yollara düşen, ay sonunu getirebilmek için hesabını kitabını yapan milyonlar… Diğer tarafta ise bir gün içinde 30 bin lirayı aşan “kazanç” elde eden dilenciler.

Rakamı bir kez daha yazalım ki hafızalara kazınsın: 30 bin 200 TL. Bugün asgari ücret 28 bin 75 TL. Yani bir vatandaşın bir ay boyunca alın teriyle kazandığını, bir başkası bir günde topluyor.

Üstelik bu artık münferit bir durum da değil. Sistemli, organize ve adeta profesyonel bir “meslek” haline gelmiş durumda. İl il dolaşan, hangi şehirde hangi noktada daha fazla para toplanacağını bilen, buna göre hareket eden bir yapıdan söz ediyoruz.

Odunpazarı Belediyesi Zabıta ekiplerinin Çarşı bölgesinde yaptığı denetim bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Niğde’den geldiğini söyleyen bir şahsın üzerinden çıkan para, zabıta ekiplerini bile şaşkına çevirdi. Saymakta zorlandıkları para tam 30 bin 200 TL.

Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor. Bu parayı kim verdi? Cevap basit: iyi niyetli vatandaşlar. İşte tam da bu noktada asıl mesele başlıyor. Çünkü ortada sadece bir “dilencilik” sorunu yok. Aynı zamanda bir vicdan istismarı var. İnsanların merhameti, duyguları, yardımlaşma isteği adeta suistimal ediliyor.

Defalarca söyledik, yine söyleyelim: Dilencilere para vermek çözüm değil, sorunun kendisi. Bu tabloyu gören devlet de elbette boş durmuyor. Önceki dönem Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy’un yayımladığı genelgeyle dilenciliğe karşı ciddi bir mücadele başlatılmıştı. Bugün de Vali Erdinç Yılmaz aynı kararlılıkla bu mücadeleyi sürdürüyor. Zabıta ekipleri sahada, denetimler aralıksız devam ediyor.

Ama açık konuşalım… Sadece denetimle bu iş bitmez. Bugün yakalanan yarın başka bir şehirde yeniden ortaya çıkıyor. Çünkü bu işin “talep” tarafı hâlâ güçlü. Yani vatandaş para vermeye devam ettiği sürece bu döngü kırılmıyor.

O yüzden en az denetimler kadar önemli bir şey daha var: bilinç. Vatandaşın artık şunu net şekilde görmesi gerekiyor: Verdiğiniz her para, gerçekten ihtiyaç sahibine gitmiyor. Aksine bu sistemi büyütüyor.

Gerçek ihtiyaç sahiplerine yardım etmek istiyorsak bunun yolu bellidir. Kurumlar var, vakıflar var, resmi kanallar var. Ama sokakta, köşe başında, duygu sömürüsüyle para toplayanlara verilen her kuruş, bu düzenin devamına katkı sağlıyor.

Zabıta ekiplerine de ayrıca bir parantez açmak lazım. Sahada ciddi bir mücadele veriyorlar. Kolay değil… Hem vatandaşın hassasiyetini gözetmek hem de kamu düzenini sağlamak zorundalar. Bu çaba takdiri hak ediyor.

Ama tekrar edelim, altını kalın çizgilerle çizelim: Bu işin çözümü sadece zabıta değil, toplumun kendisi. Artık biraz daha uyanık olmak zorundayız. Duygularımızla değil, aklımızla hareket etmeliyiz.

Çünkü görünen o ki dilencilik artık bir ihtiyaç değil, bir sektör haline gelmiş durumda. Ve bu sektörün yakıtı da bizim cebimizden çıkan paralar.

O nedenle son bir kez daha uyaralım: İyilik yapmak istiyorsanız doğru yere yapın. Ama dilencilere paranızı kaptırmayın.