38 Trilyon Dolarlık Borç Dünyayı Nereye Götürüyor?

Tarih boyunca hiçbir imparatorluk, krallık ya da ulus-devlet “sonsuza kadar borçlanabilirim” yanılgısından kurtulamadı.

Roma borçlandı, battı.

Osmanlı borçlandı, Düyun-u Umumiye’ye teslim oldu.

Şimdi sıra, insanlık tarihinin gördüğü en büyük borç dağının sahibi ABD’de gibi görünüyor.

Ocak 2026 itibarıyla *ABD’nin federal kamu borcu 38 trilyon doları* çoktan aşmış durumda.

Bu rakam, şu anlamlara geliyor:

- Her bir Amerikalı (bebekler dahil) yaklaşık *113-115 bin dolar* borçlu

- Çin+Hindistan+Japonya+Almanya+İngiltere’nin *bir yıllık toplam GSYH’sına* yakın bir yük

- Avrupa Birliği’nin ekonomik üretiminin yaklaşık *iki katı*

- ABD’nin yıllık faiz ödemelerinin savunma bütçesini geçtiği, hatta 1,2-1,3 trilyon dolara yaklaştığı bir gerçeklik

Peki bu uçurumun kenarındaki dünya ne tarafa yuvarlanıyor?

1. En Muhtemel Senaryo: Yavaş Yavaş Kaynayan Kurbağa (Enflasyonist Çürüme)

ABD, dünyanın rezerv para birimine sahip olduğu için klasik bir temerrüt pek olası görünmüyor.

Onun yerine çok daha sinsi bir yol izleniyor: *kontrollü enflasyonla borç eritme*.

Ancak 2020’lerden beri bu yöntem bile eskisi gibi işlemiyor.

Çünkü borç o kadar büyük ki, %3-4 enflasyon bile artık yetmiyor.

%6-8 gibi yüksek enflasyon dönemlerine ihtiyaç duyuluyor.

Bu da şu anlama geliyor:

- Orta sınıfın alım gücü eriyor

- Emeklilik birikimleri eriyor

- Sabit getirili varlıklar (tahvil, mevduat) gerçek anlamda yok oluyor

- Varlık fiyatları (hisse, konut, altın, bitcoin) şişiriliyor

Yani zengin daha zengin, fakir daha fakir oluyor.

Toplumsal kutuplaşma artıyor → popülizm yükseliyor → siyasi istikrarsızlık artıyor.

2. Kötü Senaryo: Mali Hakimiyet (Fiscal Dominance) Tuzağı

Eski Fed Başkanı Janet Yellen’in bile açıkça dillendirdiği korku bu:

Borç o kadar büyük hale geliyor ki, *para politikası bütçe politikasının esiri* oluyor.

Faizleri yükseltmek istesen devlet faiz ödemeleri patlıyor → bütçe açığı büyüyor → daha çok borç gerekiyor → daha çok para basılıyor → enflasyon kontrolden çıkıyor.

Faizleri düşük tutmaya devam etsen → doların güveni sarsılıyor → yabancı yatırımcılar tahvilleri satıyor → dolar zayıflıyor → ithal enflasyon patlıyor.

Bu döngüden çıkmanın yolu yok gibi görünüyor.

İşte bu noktada “mali hakimiyet” başlıyor ve merkez bankaları bağımsızlığını büyük oranda kaybediyor.

3. En Kötü Senaryo: Sert Kırılma (Hard Landing / Reset)

Çoğu ciddi ekonomist hâlâ “ABD asla temerrüde düşmez” diyor.

Ama tarih bize şunu öğretti: “Asla” denen şey, genellikle “henüz olmadı” anlamına gelir.

Eğer bir gün güven kaybı çok hızlı olursa (mesela büyük bir jeopolitik kriz + Çin’in tahvil satışı + iç siyasi kriz kombinasyonu) şu zincir çalışabilir:

1. ABD tahvillerine talep düşer

2. Faizler fırlar

3. Dolar ani değer kaybı yaşar

4. Küresel likidite krizi başlar

5. Gelişmekte olan ülkeler zincirleme çöker

6. Altın & Bitcoin gibi “güvenli liman” varlıkları astronomik seviyelere çıkar

Böyle bir senaryoda dünya yeni bir *Bretton Woods* benzeri düzenleme arayışına girer.

Belki SDR’ler güçlendirilir, belki dijital merkez bankası paraları devreye sokulur, belki altın standardına geri dönüş hayalleri yeniden konuşulur.

….

38 trilyon dolarlık borç, sadece ABD’nin değil, *tüm insanlığın* yaşadığı bir uygarlık sınavıdır.

Bu borç, son 40 yılın “para bedava, borçlan sınırsız, tüketim kutsaldır” anlayışının nihai faturasıdır.

Ve fatura kesildiğinde, en çok bedel ödeyecek olanlar yine en az borçlananlar, en çok çalışıp en az tüketen toplumlar olacaktır.

Tarih tekerrürden ibaret değildir ama bazen aynı hataları biraz daha büyük ölçekte tekrarlar.

Şu an o büyük ölçeğin tam ortasındayız.

Dikkatli olalım.

Çünkü bu sefer batan sadece bir imparatorluk değil, modern finans sisteminin ta kendisi olabilir.

AZ DA SAĞLIK…

Kronik hastalıkların pek çoğu doğru ve dengeli beslenme ile ve egzersiz ile tedavi edilebilir…

NE DEMİŞ?

RFK Jr., vergi gelirlerinin %40'ının önlenebilir kronik hastalıkların tedavisine gittiğini açıkladı.

Bu istatistikler sizi ŞOK edecek:

"ABD'deki gençlerin üçte birinde prediyabet (diyabet öncesi durum) var."

"Yüzde 35'ten fazlası fazla kilolu veya obez."

“Genç yetişkinlerin %20'sinde alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı bulunmaktadır.”

“Çocukluk çağı obezite oranımız Fransa gibi ülkelerden 5 kat daha yüksek.”

"Amerika Birleşik Devletleri, gelişmiş ülkeler arasında obezite ve tip 2 diyabet oranının en yüksek olduğu ülkedir."

"Sağlık hizmetlerine kişi başına Avrupa Birliği'nden 3 kat daha fazla harcama yapıyoruz, buna rağmen ortalama yaşam süremiz beş yıl daha düşük."

"Johns Hopkins Üniversitesi'nin bir analizine göre, federal vergi mükelleflerinin harcadığı her doların %48'i sağlık hizmetlerine gidiyor."

"CDC'nin raporuna göre, sağlık harcamalarının %90'ı kronik hastalıkların tedavisine ayrılıyor."

"Bu, vergi mükelleflerinin bu ülkede ödediği her doların 0,40 dolarının, iyi beslenmeyle önlenebilecek hastalıkların tedavisine gittiği anlamına geliyor."

“Eğer Amerika Birleşik Devletleri obeziteyi, tip 2 diyabeti, kalp hastalığını ve Alzheimer hastalığını Japonya seviyelerine indirirse, yılda yaklaşık 600 milyar dolar tasarruf sağlayabiliriz; bu da Medicare'in öngörülen uzun vadeli açığının yaklaşık %50'sine veya aile başına yıllık 5.000 dolara denk geliyor.”

-RFK Jr.( ABD Sağlık Bakanı)