10.05.2017, 10:26

YOLUNUZ YOL DEĞİL!

Bazı konular beyaz perdeye çok kez konu olmuştur. Örnek vermek gerekirse benim aklıma ilk olarak perili ev hikayeleri gelir. Yanlış yola giren araba hikayeleri de azımsanmayacak kadar fazladır. Bu yazıda size anlatacağım film “Korku Yolu (In Fear)” tam da bu konuyu eşeliyor. *** Henüz iki haftalık taze çift olan Lucy ve Tom İrlanda’nın masalsı topraklarında ıssız ve sakin bir otele gidecektir. Otele oldukça tekinsiz bir taşra yolundan ulaşılmaktadır. Yol tabelalarını takip eden çift sürekli aynı noktaya döner. Bir labirentin içine hapsolmuşlardır ve hava da kararmaktadır. *** Filmin konusu klişe batağına saplanmış bir hikaye izleyeceğimizi söylüyordu ve filme bu çekincelerle gittim. 2003 yapımı “Dead End” filminin benzer konuyu büyük ustalıkla işlemesinden yola çıkarak belki In Fear’da bunu başarmıştır ve bayat yemeği ısıtıp önümüze koymaz dedim. İyi ki de demişim böyle bir konuyu klişelere saplanmadan anlatmayı başaran, sonuna kadar merak ettiren, gerilim dozu yüksek ve doyurucu, kurgusu kaliteli, oyunculukları (zaten hepi topu 3 kişi var filmde) başarılı, yönetimi ve özellikle görüntü yönetimi çok başarılı bir film izledim. Televizyon yapımları çeken, en sükseli işi ise Sherlock’un üçüncü sezonunun birinci bölümü “The Empty Hearse” olan yönetmen Jeremy Lovering bu filmin hikayesini şöyle anlatıyor: “Birkaç yıl önce İrlanda’nın ücra bir köşesinde yaşayan bir aileyi ziyarete gidiyordum. Hiçliğin ortasındaki evlerine varmak için ana yoldan ayrılıp işaretleri takip etmem gerekiyordu. İşaretler, beni yoldan saptığım noktaya geri götürmüştü. Bir yerde yanlış köşeden döndüğümü düşünerek bütün işaretleri yeniden takip ettim ama sonuç aynıydı: Başladığım noktaya dönmüştüm. Hava kararmaya başlamış, şiddetli bir yağmur inmeye başlamıştı. Kendimi bir korku hikayesinin ortasında bulmuş gibi hissettim. Dışarıda gizli bir gücün olduğunu düşünmeye başlamış bile olabilirdim. Sonra şansımı yeniden denedim. Bu sefer çıkmaz bir yola girdiğimi düşünüyordum ki biraz ileride yeni bir işaret gördüm ve o işaret de beni başladığım noktaya getirdi. O ilk noktada bir bar vardı. Bara girdim ve durumu anlattım. Gülüşmeler oldu. Bardakiler bir şaka olsun diye, işaretlerin yerini değiştirerek bütün yolların barın olduğu noktaya çıkmasını sağlamışlar.” *** Filmin klişeden uzak kalan bir anlatıma sahip olmasında İngiliz yapımı olmasının payı var. Genelde beklendik sonları, mesajlı anlatımları Amerikan sinemasında görüyoruz. Bu film eğer bir Amerikan yapımı olsaydı şu an ince işçiliğinden değil klişe anlatımından bahsediyor olurduk desem, sanırım peşin hüküm vermiş olmam. Buradan yola çıkarak Avrupa sinemasının biraz daha özgür bir anlatıma sahip olduğunu söyleyebiliriz. Tabii bu özgürlük durumu Amerikan sinemasında sansür olmasından değil, pazarın isteklerinden ve gişe rakamlarından kaynaklanıyor. Avrupa sineması daha düşük bütçelerle daha az gişe yapan filmler çekiyor ama bu durum yönetmenlere büyük bir özgürlük sağlıyor. *** Yukarıda ismini andığım “Dead End” filmini daha önce yazmıştım ve “Sakin sakin gerilen aile” başlığını atmıştım. Bunun sebebi filmde son zamanlarda aşina olduğumuz aşırı şiddet içeren, bol kanlı yahut sinema dili ile söylemek gerekirse “gore” sahnelerden uzak durarak seyirciyi germeyi başarmasıydı. Aynı durum “In Fear” içinde geçerli. Şiddet pornosu bizden uzak dursun diyorsanız bu 85 dakikalık İngiliz işi gerilimi şiddetle tavsiye ediyorum. İyi haftalar, iyi seyirler!

Yorumlar
Yükleniyor...
0
.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@