10.05.2017, 09:44

Su, Ateş ve Ahlak…

Gelin bugün ders dolu kısa bir öykü ile başlayalım: “Su’, ‘ateş’ ve ‘ahlâk’ dostluk kurmuşlar. Bir gün ormanda dolaşmaya çıkmışlar. Fakat bir müddet sonra içlerine bir korkudur düşmüş. Orman çok büyük ve çok karmaşıkmış. Her türlü ihtimâle karşı birbirlerini kaybederlerse, nasıl bulacaklarını düşünmeye başlamışlar. Ateş ve ahlâk suya sormuşlar: Kaybolursan seni nasıl bulacağız? Su cevaplamış: Nerede bir şırıltı duyarsanız ben oradayım, demiş. Sıra ateşe gelmiş. Su: Seni yitirirsek ne yapalım? diye sormuş. Ateş : Duman gördüğünüz yerde ben varım, cevabını vermiş. Sıra ahlâka gelince cevabı şu olmuş: Beni asla kaybetmeyin; eğer kaybederseniz, bir daha asla bulamazsınız!” Tam da insanlığın içinden geçtiği sancılı dönemi tarif etmiyor mu bu hikaye? Ne dersinlz? Karakter erozyonunun had safhaya tırmandığı, ilişkilerin beklentiye dayalı geliştiği, menfaat birlikteliklerinin galebe çaldığı, dostlukların yapay samimiyetlere kurban gittiği şu içinde bulunduğumuz süreç, tam da bu hikaye ile örtüşmüyor mu? Sonuç itibarı ile giderek ahlakın da tarumar olduğuna sıkça tanık olmuyor muyuz? Mesleğimiz gereği hep medya ahlakından söz ederdik. Gazeteciliğin etik değerlerinin yerle bir olduğundan, mesleğin bu nedenle dibe vurduğundan, gazetecilere güven sorunu yaşandığından ve herşeyden önce gazetecilik ahlakının yeniden tesisinin gerekliliğinden dem vururduk. Oysa ki, sorun sizi bizi çoktan aştı. Ve görünen o ki; Bütün insanlığı tehdit eden genel anlamda bir ahlak erozyonuna ulaştı. Bunda, elbetteki kapitalist dünyanın biteviye körüklediği tüketim ekonomisinde, nihayet insanı da bir meta haline getirmesinin büyük payı var. Bunda, tabii ki doymak bilmez emperyalizmin, orta doğu ülkelerinin enerji kaynaklarını arsızca sömürmesi başta olmak üzere, dünyanın neresinde değerli maden yatakları varsa, oraya hiç de utanıp sıkılmadan çöreklenip konuşlanmalarının önemli rolü var. Ve bunda, pek tabii ki, kirli siyaseti benimsemeyi marifet saymış, işbirlikçi politikalar üretmeyi alışkanlık edinmiş, milli menfaatler yerine, iflah olmaz zenginleşme hırsıyla bireyci yaklaşımlarda ısrar etmeyi hastalık edinmiş yönetenler sınıfının da çok vebali var. Velhasıl, var oğlu var… Bu nedenledir ki sorun ne yazık ki, sadece ülkemizin değil, ahlaki değerlerden her geçen gün biraz daha uzaklaşan ve insan egoizminin iyiden iyiye daralan sarmalında sıkışıp kalan dünyanın, bir numaralı derdi haline gelmiş durumda. Üstelik daha da vahimi; kısa vadede bir çözüm bulunamayacak boyutta olup, çok yönlü toplumsal sonuçları da olan bir gulobal sancıdır bu. Önceki gün İstanbul’da toplanan Dünya İnsani Zirvesi’nde insanlığın bu mega problemine değinildi mi bilmiyoruz. Ancak başlı başına bir, “Dünya Ahlak Zirvesi”nin toplanmasını acilen salık vermek, boynumuzun borcudur diye düşünüyoruz. Yoksa, hikayedeki Ahlak’ın tamamen kayboluşuna, sonra da “Yandım Allah” diyerek hep birlikte çok aranacağına tanık olacağız…

Yorumlar
Yükleniyor...
0
.