<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Eskişehir Haberleri</title>
    <link>https://www.milliirade.com</link>
    <description>Eskişehir Milli İrade Gazetesi, en Kapsamlı Bölgesel Haber Sitesi. Eskişehir Haberleri, son dakika Eskişehir haberleri, Eskişehirspor haberleri, Eskişehir yerel haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.milliirade.com/rss/saglik-yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 06 Sep 2026 21:25:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/rss/saglik-yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uyurken Kilo Vermek Mümkün mü?]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/uyurken-kilo-vermek-mumkun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/uyurken-kilo-vermek-mumkun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günün yorgunluğunu atmak ve dinlenmek için uyuduğumuz saatler, aynı zamanda vücudun yenilendiği ve metabolizmanın çalışmaya devam ettiği bir süreçtir. Beslenme ve uyku uzmanlarına göre doğru bir gece rutini ve düzenli uyku alışkanlığı, vücudun uyku esnasında da kalori yakmasını ve kilo verme sürecinin desteklenmesini sağlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan vücudu dinlenme halindeyken bile nefes alma, organların çalışması ve hücre yenilenmesi gibi temel işlevleri sürdürmek için kalori harcamaya devam ediyor. Bazal metabolizma hızı olarak adlandırılan bu süreçte harcanan enerji miktarı, gün içindeki alışkanlıklar ve gece uykusunun kalitesiyle doğrudan ilişkili bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Uyku Sırasında Yağ Yakımını Artıran Yöntemler</strong></p>

<p>Uzmanlar, uyurken metabolizma hızını artırmak ve yağ yakımını desteklemek için şu hususlara dikkat çekilmesi gerektiğini vurguluyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Düzenli ve Kaliteli Uyku:</strong> Yetersiz uyku, açlık hormonu olan ghrelini artırırken tokluk hissi veren leptin hormonunun seviyesini düşürür. Günde 7-8 saat kesintisiz uyumak, hormonal dengeyi koruyarak metabolizmayı düzenler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Geç Saatlerde Yemek Yememek:</strong> Yatmadan en az 2-3 saat önce yeme içmeyi kesmek, sindirim sisteminin gece boyunca dinlenmesini sağlar. Özellikle akşam saatlerinde ağır ve karbonhidrat ağırlıklı gıdalar tüketmemek, vücudun gece boyunca yağ depolarını yakıt olarak kullanmasına yardımcı olur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Serin Bir Odada Uyumak:</strong> Araştırmalar, hafif serin bir oda sıcaklığında (yaklaşık 18-19 derece) uyumanın vücuttaki kahverengi yağ dokusunu aktif hale getirdiğini ve vücudun ısısını korumak için daha fazla kalori harcadığını gösteriyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Karanlık Ortam ve Melatonin:</strong> Tamamen karanlık bir ortamda uyumak, melatonin hormonu salgılanmasını artırır. Melatonin seviyesinin yüksek olması ise kaliteli uykuyu ve yağ yakım süreçlerini destekler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Gün İçi Kas Kütlesini Koruma:</strong> Gün içinde yapılan düzenli egzersizler ve direnç antrenmanları, kas kütlesini artırarak bazal metabolizma hızını yükseltir. Kas kütlesi yüksek olan bireyler, uyku sırasında da daha fazla kalori harcar.</p>
 </li>
</ul>

<p>Uyku sırasında vücut temel fonksiyonlarını sürdürürken kalori yakmaya devam eder. Düzenli uyku, serin oda sıcaklığı, akşam geç saatlerde yemek yememek ve gün içinde aktif olmak gece yağ yakımını destekleyen temel etkenler arasında yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/uyurken-kilo-vermek-mumkun-mu</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/08/uyku-4.jpg" type="image/jpeg" length="95745"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göz Yorgunluğuna Karşı 20-20-20 Kuralı Uzmanlarca Öneriliyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/goz-yorgunluguna-karsi-20-20-20-kurali-uzmanlarca-oneriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/goz-yorgunluguna-karsi-20-20-20-kurali-uzmanlarca-oneriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, dijital ekran kullanımına bağlı göz yorgunluğu ve kuruluğunu önlemek için her 20 dakikada bir 20 saniye boyunca 6 metre uzağa bakmayı öneriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde saatlerce bilgisayar, telefon ve tablet ekranına bakmanın neden olduğu dijital göz yorgunluğu ve göz kuruluğu şikâyetlerine karşı göz uzmanları, uygulaması son derece pratik olan "20-20-20 Kuralı"nı tavsiye ediyor.</p>

<p><strong>Dijital Ekranların Göz Sağlığına Etkileri</strong></p>

<p>Uzun süre kesintisiz olarak ekran karşısında çalışmak ya da vakit geçirmek; gözlerde yanma, batma, kuruluk, bulanık görme ve baş ağrısı gibi sorunlara yol açabiliyor. Normal şartlarda dakikada ortalama 15-20 kez gerçekleşen göz kırpma refleksinin, ekrana odaklanıldığında yarı yarıya düştüğü belirtiliyor. Bu durum göz yüzeyinin nemini kaybetmesine ve kasların sürekli kasılı kalmasına neden oluyor.</p>

<p><strong>20-20-20 Kuralı Nasıl Uygulanır?</strong></p>

<p>Göz kaslarını dinlendirmenin ve kırpma sayısını normale döndürmenin en etkili yöntemlerinden biri olarak gösterilen 20-20-20 kuralı, basit bir zamanlama prensibine dayanıyor. Yöntemin uygulanışı şu şekildedir:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>20 Dakikada Bir Ara Verin:</strong> Ekran başında çalışırken her 20 dakikada bir odaklandığınız işe kısa bir ara verin.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>20 Saniye Süre Ayırın:</strong> Bu mola süresince gözlerinizi ekrandan tamamen uzaklaştırın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>20 Feet (Yaklaşık 6 Metre) Uzağa Bakın:</strong> Bulunduğunuz mekânda en az 6 metre uzaklıktaki bir nesneye veya pencereden dışarıya doğru bakarak göz kaslarınızın gevşemesini sağlayın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Oftalmoloji uzmanları tarafından dijital çağın getirdiği görme odaklı rahatsızlıkları azaltmak amacıyla geliştirilen bu yöntem, çalışma alanlarında ergonomik düzenlemelerin ve düzenli molaların önemine dikkat çekmektedir.</p>

<p>Günlük çalışma rutinlerine dahil edilecek kısa molalar ve 20-20-20 kuralı, dijital ekranların göz üzerinde oluşturduğu baskıyı hafifleterek uzun vadeli göz sağlığını korumaya yardımcı oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/goz-yorgunluguna-karsi-20-20-20-kurali-uzmanlarca-oneriliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 14:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/goz-yorgunlugu-nedir.webp" type="image/jpeg" length="74818"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından Okula Dönüş Sürecinde Ebeveynlere Uyum Önerileri]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/uzmanindan-okula-donus-surecinde-ebeveynlere-uyum-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/uzmanindan-okula-donus-surecinde-ebeveynlere-uyum-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, okula dönüş sürecinde çocukların uyumu için uyku, ekran kullanımı ve iletişim konularında önerilerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, yaz tatili sonrası okul düzenine geçiş aşamasında çocukların kaygı yaşayabileceğini belirterek ebeveynlerin sergilemesi gereken uyum yaklaşımlarını paylaştı.</p>

<p><strong>Belirsizliklerin Azaltılması ve Okul Güvenliği</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, tatil sonrasında okul rutinine geçişin her çocukta farklı hızda gerçekleşebileceğini ve bu durumun doğal karşılanması gerektiğini belirtti. Çocukların okul saatleri, sınıfları, öğretmenleri ve günlük programları hakkında önceden bilgilendirilmesinin kaygıyı azaltacağını vurgulayan Tezel, özellikle küçük yaştaki çocuklara çıkış zamanının saatle değil "Derslerin bitip çıkış zili çaldığında seni kapıda bekliyor olacağım" şeklinde ifade edilmesini önerdi. Tezel; okul çıkışında çocuğun servise binip binmeyeceği, kendisini kimin karşılayacağı gibi bilgilerin net bir dille aktarılması ve okula güven duyulduğunun hissettirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p><strong>Uyku, Ekran Düzenlemesi ve İletişim Yaklaşımı</strong></p>

<p>Okul başlamadan önce uyku ve ekran sürelerinde kademeli düzenlemeler yapılması gerektiğine dikkat çeken Tezel, uyku rutinlerine her zamanki yatış saatinden 1 ila 1,5 saat önce başlanabileceğini ifade etti. Tablet, telefon ve bilgisayar kullanımının kısıtlanması gerektiğini ve bu sınırların çocukla birlikte belirlenmesini tavsiye eden uzman, okul sonrası sohbetlerin önemine değindi. Çocuğun duygularının küçümsenmemesi, yaşıtlarıyla kıyaslanmaması gerektiğini belirten Tezel; okula gitme sürecinde ödül veya ceza içeren ifadelerden kaçınılması hususunda uyarıda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz tatilinin esnek günlük rutinlerinden okulların açılmasıyla birlikte disiplinli ders ve uyku saatlerine geçiş dönemi, çocuk psikolojisi ve aile içi iletişim süreçlerinde gelişimsel uyum aşamaları arasında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Okula uyum sürecinde aceleci ve baskıcı tutumlar yerine sabırlı, açıklayıcı ve kararlı ebeveyn yaklaşımları, çocukların yeni eğitim dönemine daha rahat adapte olmasına katkı sağlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/uzmanindan-okula-donus-surecinde-ebeveynlere-uyum-onerileri</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/02/sinif-okul-ders-ogrenci-2142565.jpg" type="image/jpeg" length="66382"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan Uyarı: Tek Tip Diyetler Yağ Kaybı Sağlamıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/uzmanlardan-uyari-tek-tip-diyetler-yag-kaybi-saglamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/uzmanlardan-uyari-tek-tip-diyetler-yag-kaybi-saglamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NPİSTANBUL Hastanesi'nden Hülya Yiğit İspiroğlu, tek tip diyetler ve detoks programlarının kalıcı kilo kaybı sağlamadığı, su ve glikojen kaybına yol açtığı konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, hızlı kilo verme amacıyla uygulanan tek tip diyetler ve kısa süreli detoks programlarının tartıdaki geçici düşüşe rağmen kalıcı ve sağlıklı bir kilo kaybı sağlamadığını ifade etti.</p>

<p><strong>Kısa Süreli Programların Vücut Üzerindeki Etkileri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, hızlı kilo verme arzusuyla yönelinen tek tip diyetlerin ve kısıtlı besin gruplarının vücudun ihtiyaç duyduğu bileşenlerin alınmasını zorlaştırdığını açıkladı. Uygulanan yöntemlerde başlangıçta görülen hızlı kilo kaybının yağ dokusundan kaynaklanmadığına dikkat çeken İspiroğlu, tartıdaki rakam değişiminin büyük ölçüde vücuttaki su ve glikojen depolarındaki azalmadan meydana geldiğini belirtti. Sağlıklı bireylerde toksin atım sürecinin zaten karaciğer, böbrek ve bağırsaklar vasıtasıyla yürütüldüğünü kaydeden uzman, detoks adı altında yapılan uygulamaların geçici kalorik kısıtlama oluşturduğunu aktardı.</p>

<p><strong>Meyve Tüketimi ve Sürdürülebilir Beslenme Düzeni</strong></p>

<p>Sağlıklı kilo yönetiminin katı uygulamalar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları ile mümkün olduğunu belirten İspiroğlu, tek bir besinin süreçte mucizevi olarak konumlandırılmaması gerektiğinin altını çizdi. Meyvelerin tek tip diyet unsuru değil, dengeli beslenme planının bir parçası olması gerektiğini bildiren İspiroğlu; prediyabet veya diyabet riski taşıyan kişilerin porsiyon kontrolüne dikkat etmelerini ve meyveleri kan şekerini dengelemek adına protein kaynaklarıyla birlikte tüketmelerini tavsiye etti.</p>

<p>Sağlıksız kilo verme yöntemleri ve dönemsel uygulanan kısıtlayıcı diyet modelleri, beslenme uzmanları tarafından yetersiz besin ögesi alımı ve metabolitik uyum sorunları kapsamında sıklıkla değerlendirilmektedir.</p>

<p>Tek tip diyetler ve detoks programları kısa vadede tartı üzerinde düşüş oluştursa da uzmanlar, uzun vadeli ve kalıcı kilo kontrolü için bireye özgü, yeterli ve dengeli beslenme düzeninin benimsenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/uzmanlardan-uyari-tek-tip-diyetler-yag-kaybi-saglamiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/01/blogsteto-com-size-ve-butcenize-uygun-diyet-programlari-flay-lay-scale-weights-23-2148262188.webp" type="image/jpeg" length="24304"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanal Gerçeklik Terapisi Korkularla Güvenli Yüzleşme Sağlıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/sanal-gerceklik-terapisi-korkularla-guvenli-yuzlesme-sagliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/sanal-gerceklik-terapisi-korkularla-guvenli-yuzlesme-sagliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sanal gerçeklik terapisinin korku ve kaygı bozukluklarında güvenli ve kontrollü yüzleşme imkânı sunduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sanal gerçeklik terapisinin yükseklik, uçuş ve kapalı alan korkuları başta olmak üzere pek çok kaygı durumunda kişilere güvenli ve kontrollü bir maruz kalma deneyimi sunduğunu belirtti.</p>

<p>Bilişsel davranışçı psikoterapilerde kullanılan geleneksel yöntemlere yenilikçi bir boyut kazandıran sanal gerçeklik terapisi, bireylerin günlük hayatta kaçındığı sorunlarla pratik ve güvenli bir ortamda yüzleşmesine olanak tanıyor. Yöntemin kullanım alanlarına değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz; depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete, bağımlılıklar ile yükseklik, uçuş ve kapalı alan fobilerinde etkili sonuçlar alındığını ifade etti. Uygulama öncesinde hastalara kısa bir bilgilendirme ve alıştırma süreci yürütüldüğü aktarıldı.</p>

<p><strong>Bedensel Tepkiler Terapide Veri Olarak Kullanılıyor</strong></p>

<p>Korku ve kaygı anında bedenin gösterdiği fiziksel reaksiyonların terapi sürecinde aktif olarak değerlendirildiğini belirten Uluğ Çağrı Beyaz, kişilerin bu bedensel hisler yüzünden ortamdan kaçma eğilimi gösterdiğini aktardı. Sanal gerçekliğin sunduğu emniyetli alanda hastanın bedensel tepkileriyle kalmasının sağlandığını kaydeden Beyaz, süreçte kullanılan biofeedback cihazları vasıtasıyla kalp atım hızı ve ritminin anbean takip edilerek kontrollü bir ilerleme kaydedildiğini söyledi.</p>

<p><strong>Kaçınma Döngüsü Kontrollü Uyaranlarla Kırılıyor</strong></p>

<p>Kapalı ve dar alanlarda tetiklenen panik duygusunda kontrolün güvenli ellerde olmasının danışanın sürece adaptasyonunu kolaylaştırdığını vurgulayan Beyaz, günlük yaşamda kontrol kaybı hissiyle başlayan kaçınma davranışının korkuyu daha da pekiştirdiğini ifade etti. Sanal ortamın ayarlanabilir yapısı sayesinde kişilerin korku yaratan uyaranlara tekrar tekrar maruz kaldığını belirten uzman, bu sayede kaygının zamanla kendiliğinden yatıştığını ve kalıcı başa çıkma becerilerinin geliştiğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Zihindeki Tehlike Algısı Aşamalı Olarak Dengeleniyor</strong></p>

<p>Uçuş korkusu gibi özgül fobilerde tehlike duygusunun zihne gelen istemsiz düşüncelerden beslendiğini açıklayan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sanal gerçeklik simülasyonlarıyla kişinin gerçek bir tehlike altında olmadığının deneyimletildiğini bildirdi. Yapılan kademeli maruz bırakma çalışmaları neticesinde beynin görsel-işitsel alanları ile mantık merkezleri arasındaki çatışmanın dengelendiğini ve zihne yerleşen tehlike algısının ortadan kalktığını kaydetti.</p>

<p></p>

<p>Psikoterapi uygulamalarında sıklıkla başvurulan maruz bırakma (maruz kalma) teknikleri, bireyin kaygı duyduğu nesne veya durumla aşamalı olarak karşılaştırılması esasına dayanır. Teknolojik gelişmelerle birlikte terapi süreçlerine dâhil edilen sanal gerçeklik sistemleri, danışanlara gerçek hayattaki risklerden uzak, tamamen kontrol edilebilir ve kişiselleştirilebilir simülasyon ortamları sunmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Sanal gerçeklik terapisi, korku ve fobilerin tedavisinde güvenli bir köprü görevi görerek bireylerin yaşam kalitesini artırmaktadır. Sürecin biofeedback gibi ölçüm araçlarıyla desteklenmesi ve kontrollü maruz kalma adımlarının kararlılıkla uygulanması, kişilerin kaygı döngüsünü kırarak korkularıyla kalıcı şekilde baş etmelerini mümkün kılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/sanal-gerceklik-terapisi-korkularla-guvenli-yuzlesme-sagliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/01/terapide-psikolog-neleri-sorar.webp" type="image/jpeg" length="23619"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel ve Boyun Fıtıklarının Yüzde 90’ı Ameliyatsız İyileşebiliyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/bel-ve-boyun-fitiklarinin-yuzde-90i-ameliyatsiz-iyilesebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/bel-ve-boyun-fitiklarinin-yuzde-90i-ameliyatsiz-iyilesebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, bel ve boyun fıtıklarında hastaların yaklaşık yüzde 90'ında cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmadığını açıklayarak süreç hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, masa başı çalışma ve hareketsiz yaşamla yaygınlaşan bel ve boyun fıtıklarının büyük bir kısmının ameliyatsız tedavi edilebildiğini belirterek, cerrahi gerektiren durumlarda ise doku koruyucu yöntemlerin öne çıktığını açıkladı.</p>

<p>Günün büyük bölümünü ekran karşısında ve masa başında hareketsiz geçirmenin bel ile boyun fıtıklarına zemin hazırladığını ifade eden Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, tedavi yöntemlerindeki gelişmelerin hasta konforunu artırdığını belirtti. Fıtık vakalarının yaklaşık yüzde 90'ında ameliyat gereksiniminin doğmadığını vurgulayan Kaya, vücudun bağışıklık mekanizması ve gelişen inflamatuar yanıt sayesinde fıtık dokusunun zamanla küçülebildiğini veya eriyebildiğini aktardı.</p>

<p><strong>Cerrahi Dışı Yöntemlerle Yakın Takip</strong></p>

<p>Cerrahi kararı alınırken hastanın şikâyetlerinin, muayene bulgularının ve radyolojik görüntüleme sonuçlarının bir bütün olarak değerlendirildiğini bildiren Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, ciddi nörolojik kayıp veya sinir dokularında risk bulunmadığı sürece ameliyatsız yöntemlerin uygulandığını kaydetti. Ameliyatsız takip sürecinin pasif bir bekleyiş olmadığını vurgulayan Kaya; ilaç tedavisi, fizik tedavi ve düzenli izlem sayesinde fıtık çevresindeki ödemin gerilediğini ve hastanın yakınmalarının cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabildiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Minimal İnvaziv Yöntemlerle Konforlu İyileşme</strong></p>

<p>Ameliyatın kaçınılmaz olduğu durumlarda doku koruyucu yaklaşımların tercih edildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, minimal invaziv cerrahinin vücuda ve çevre dokulara en az düzeyde müdahale edilmesini hedeflediğini aktardı. Tünel benzeri cerrahi yollar sayesinde omurganın iç yapılarına ulaşıldığını anlatan Kaya; omurga dengesinin korunduğunu, ileri mikrocerrahi ve endoskopik tekniklerle kesi boyutunun küçüldüğünü, hastanede kalış ve iyileşme sürelerinin kısaldığını sözlerine ekledi.</p>

<p></p>

<p>Modern yaşamın getirdiği hareketsiz çalışma düzeni, duruş bozuklukları ve uzun süreli ekran kullanımı omurga sağlığını doğrudan etkileyerek bel ve boyun fıtığı vakalarında artışa yol açmaktadır. Tıp teknolojilerindeki gelişmeler ve vücudun kendini yenileme kapasitesine dair araştırmalar, fıtık tedavisinde öncelikli olarak dokuyu koruyan ve ameliyatsız iyileşmeyi destekleyen yaklaşımların öne çıkmasını sağlamıştır.</p>

<p></p>

<p>Bel ve boyun fıtığı teşhisi konulan hastaların büyük bir kısmında, doğru bir takip ve ameliyatsız tedavi planlamasıyla başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Cerrahi müdahale gerektiren durumlarda ise dokulara zarar vermeyen mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler, hastaların günlük yaşama dönüş süresini ve konforunu olumlu yönde etkilemektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/bel-ve-boyun-fitiklarinin-yuzde-90i-ameliyatsiz-iyilesebiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 08:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/bel-agrisi-nasil-gecer-91.jpg" type="image/jpeg" length="75683"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Maydanozun Faydaları: Vücut ve Sağlık Üzerindeki 7 Etkisi]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/maydanozun-faydalari-vucut-ve-saglik-uzerindeki-7-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/maydanozun-faydalari-vucut-ve-saglik-uzerindeki-7-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mutfaklarımızın vazgeçilmezi maydanoz, yalnızca bir süs veya lezzet artırıcı değil; yüksek vitamin deposuyla tam bir şifa kaynağıdır. Ödem attırıcı özelliğinden sindirimi düzenlemeye, bağışıklık sistemini güçlendirmekten hücresel koruma sağlamaya kadar maydanozun vücut sağlığı üzerindeki etkilerini uzman bakış açısı ve günlük kullanım deneyimleriyle inceliyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>Gündelik beslenme rutinimizde genellikle tabakların kenarında bir garnitür veya salatalarda bir detay olarak gördüğümüz maydanoz (<i>Petroselinum crispum</i>), aslında botanik dünyasının en güçlü biyoaktif bileşenlerine sahip yapraklı sebzelerinden biridir. Akdeniz diyetinin temel taşları arasında yer alan bu yeşil bitki, yüzyıllardır hem geleneksel mutfakta hem de koruyucu hekimlik uygulamalarında kendine yer bulmaktadır. İçerdiği zengin A, C ve K vitaminleri, folat, demir ile güçlü antioksidan flakonoidler sayesinde vücut mekanizmasının düzenli çalışmasına doğrudan katkı sunar.</h3>

<h3>Beslenme uzmanlarının ve diyetisyenlerin günlük öğünlere mutlaka dahil edilmesini önerdiği maydanoz, doğru miktarda ve doğru yöntemlerle tüketildiğinde tam anlamıyla doğal bir destek işlevi görür. Bu kapsamlı rehberde, maydanozun sağlık ve vücut üzerindeki bilimsel olarak kanıtlanmış faydalarını, günlük beslenmedeki yerini ve dikkat edilmesi gereken noktaları detaylarıyla ele alıyoruz.</h3>

<h4>Güçlü Antioksidan Deposu ve Bağışıklık Desteği</h4>

<p>Maydanoz, özellikle C vitamini ve beta-karoten bakımından son derece zengin bir profildir. Tek bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının büyük bir kısmını tek başına karşılayabilir. Vücutta serbest radikaller olarak adlandırılan ve hücre yapısına zarar vererek erken yaşlanmaya ya da kronik hastalıklara yol açan kararsız moleküller, antioksidanlar sayesinde nötralize edilir. Maydanozun içeriğindeki luteolin ve apigenin gibi flavonoid bileşenler, hücresel düzeyde koruma sağlayarak bağışıklık sisteminin direncini artırır. Mevsim geçişlerinde veya yoğun çalışma temposunda düzenli olarak taze maydanoz tüketmek, vücudun enfeksiyonlara karşı daha dirençli olmasına yardımcı olmaktadır.</p>

<h4>Ödem Attırıcı ve Böbrek Dostu Doğal Diüretik</h4>

<p>Gün içerisinde fazla tuz tüketimi, hareketsizlik veya hormonal değişimler nedeniyle vücutta sıvı birikimi (ödem) meydana gelebilir. Maydanoz, doğal bir diüretik (idrar söktürücü) olarak böbreklerin fazla sodyumu ve suyu vücuttan atmasına destek olur. Sabahları aç karnına tüketilen birkaç dal maydanoz veya taze sıkılmış maydanoz suyu, dolaşım sistemini rahatlatır ve şişkinlik hissini gözle görülür şekilde azaltır. Ancak böbrek taşı veya kronik böbrek rahatsızlığı olan bireylerin, oksalat içeriği nedeniyle tüketim miktarını doktor kontrolünde ayarlamaları oldukça önemlidir.</p>

<h4>Sindirim Sistemini Düzenleme ve Şişkinliği Önleme</h4>

<p>Sindirim problemleri, günümüz yaşam tarzında en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasındadır. Maydanoz, lifli yapısı ve içeriğindeki uçucu yağlar (özellikle apiol ve myristicin) sayesinde mide ve bağırsak hareketlerini uyarır. Ağır yemeklerden sonra yaşanan gaz, şişkinlık ve hazımsızlık gibi şikayetleri hafifletmek için yemeklerin yanında taze maydanoz tüketmek son derece etkilidir. Ayrıca ağız kokusunu önleme konusunda da yüksek klorofil içeriği sayesinde doğal bir ferahlatıcı görev üstlenir.</p>

<h4>Kalp Sağlığı ve Kan Dolaşımına Katkıları</h4>

<p>Maydanoz, yüksek miktarda B grubu vitaminlerinden biri olan folat (B9 vitamini) içerir. Folat, damar sertliğine ve kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlayan homosistein amino asidinin seviyelerini dengede tutmaya yardımcı olur. Aynı zamanda içerdiği K vitamini, kanın pıhtılaşma mekanizmasında kritik bir rol oynar ve damar sağlığının korunmasını destekler. Düzenli ve dengeli tüketildiğinde, potasyum içeriğiyle birlikte kan basıncının (tansiyon) dengelenmesine de olumlu katkı sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4>Cilt Sağlığı ve Doğal Işıltı</h4>

<p>Cildin esnekliğini ve gençliğini koruyan kolajen üretimi, doğrudan C vitamini varlığına bağlıdır. Maydanozdaki zengin C vitamini ve antioksidanlar, cildin kendini yenileme sürecini hızlandırarak akne ve leke oluşumunu azaltmaya yardımcı olur. Mutfak deneyimlerimizde ve beslenme takiplerinde, günlük yeşillik tüketimine maydanoz ekleyen kişilerin cilt dokusunda daha canlı ve taze bir görünüm elde ettiği sıkça gözlemlenmektedir.</p>

<h4>Tüketim Biçimleri ve Mutfakta Pratik Kullanım</h4>

<p>Maydanozun besin değerinden maksimum düzeyde yararlanmak için pişirilmeden, taze ve çiğ olarak tüketilmesi tavsiye edilir. Yüksek ısı, C vitamini gibi hassas vitaminlerin kaybolmasına neden olabilir. Sabah kahvaltılarında limon sıkılarak tüketilmesi, içerdiği demirin emilimini artırır. Ayrıca smoothies, taze yeşil meyve suları, salatalar ve soğuk mezelerde sıklıkla kullanılabilir. Tüketilmeden önce sirkeli suda bekletilerek iyice yıkanması, olası tarım ilacı kalıntılarından arındırılması açısından şarttır.</p>

<h4>Yan Etkiler ve Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar</h4>

<p>Her faydalı besinde olduğu gibi maydanoz tüketiminde de aşırıya kaçılmamalıdır. Özellikle hamilelik döneminde yüksek miktarda maydanoz veya maydanoz suyu tüketimi, rahim kasılmalarını tetikleyebileceği için önerilmez. Kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerin, K vitamini etkileşimi nedeniyle porsiyon kontrolüne dikkat etmesi gerekir. Günlük bir tutam (yaklaşık 15-20 dal) taze maydanoz tüketimi, sağlıklı bir birey için ideal ve güvenli bir miktardır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/maydanozun-faydalari-vucut-ve-saglik-uzerindeki-7-etkisi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/gemini-generated-image-y05j0qy05j0qy05j.jpg" type="image/jpeg" length="63968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aileler İçin Uygun Fiyatlı Sağlıklı Beslenme Rehberi]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/aileler-icin-uygun-fiyatli-saglikli-beslenme-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/aileler-icin-uygun-fiyatli-saglikli-beslenme-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüz koşullarında hem bütçeyi korumak hem de ailenin tüm fertleri için dengeli ve besleyici sofralar kurmak imkansız değil. Doğru planlama, mevsimsel alışveriş ve akıllı mutfak stratejileriyle, lezzetten ve sağlıktan ödün vermeden beslenme maliyetlerini düşürmenin yollarını bu rehberde bir araya getirdik.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıkları, bir ailenin fiziksel sağlığını, enerjisini ve genel yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Ancak günümüzde birçoğumuz "sağlıklı beslenme pahalıdır" algısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Süpermarket raflarında gezdirilen gözler, taze sebze, meyve ve protein kaynaklarının etiketlerini gördüğünde bu düşünce daha da güçlenebilir.</p>

<p>Yıllardır hem kendi aile mutfağımda uyguladığım pratik yöntemler hem de beslenme uzmanlarının önerileri doğrultusunda rahatlıkla söyleyebilirim ki; mesele çok para harcamak değil, parayı doğru kaynaklara yönlendirmektir. İşlenmiş gıdalara, hazır atıştırmalıklara ve paketli ürünlere ödenen meblağlar kısıldığında, taze ve besleyici gıdalara ayrılan bütçenin aslında son derece yeterli olduğu görülür. Bu yazıda, ailenizin sağlığını korurken cüzdanınızı da rahatlatacak somut adımları, temel gıda maddelerini ve örnek bir haftalık planı detaylarıyla bulacaksınız.</p>

<h2>Sağlıklı ve Ekonomik Beslenmenin Temel İlkeleri</h2>

<p>Bütçe dostu beslenmenin ilk kuralı, mutfağa girmeden önce zihinsel bir planlama yapmaktır. Alışverişe hazırlıksız çıkmak, ihtiyaç dışı ürünlerin sepete girmesine ve evdeki gıdaların bozulup ısraf edilmesine yol açar. Birinci elden gözlemlediğim en büyük hatalardan biri, ne pişirileceğine karar vermeden yapılan büyük market alışverişleridir.</p>

<p>Ekonomik beslenmenin temel direkleri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Mevsimsellik:</strong> Sebze ve meyveleri mevsiminde satın almak hem en yüksek besin değerini elde etmenizi sağlar hem de fiyatların en makul seviyede olmasını garantiler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Toptan ve Temel Gıda Alımı:</strong> Bakliyat, pirinç, bulgur gibi uzun raf ömrüne sahip gıdaları büyük paketlerde almak kilogram başına düşen maliyeti ciddi oranda düşürür.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İsrafı Sıfırlamak:</strong> Bir gün önceden kalan yemekleri dönüştürmek (örneğin artan haşlanmış sebzeleri çorbaya veya mücvere dönüştürmek) bütçeye doğrudan katkı sağlar.</p>
 </li>
</ul>

<h2>Bütçe Dostu Süper Besinler: Mutfağınızın Olmazsa Olmazları</h2>

<p>Sağlıklı beslenmek için pahalı ithal ürünlere veya "superfood" etiketli egzotik tozlara ihtiyacınız yoktur. Anadolunun geleneksel ve erişilebilir gıdaları, vücudun ihtiyaç duyduğu tüm makro ve mikro besinleri fazlasıyla karşılar. Yıllardır mutfağımda eksik etmediğim ve fiyat/performans oranı en yüksek olan gıdaları şu şekilde sıralayabiliriz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>1. Kuru Baklagiller (Mercimek, Nohut, Kuru Fasulye)</h3>

<p>Bitkisel protein, lif ve demir deposudur. Kırmızı ve yeşil mercimek, nohut ve fasulye hem doyurucudur hem de et yemeklerine kıyasla son derece ekonomiktir. Haftada en az 2-3 kez sofrada yer almalıdırlar.</p>

<h3>2. Yumurta ve Yoğurt</h3>

<p>Yumurta, biyolojik yararlanımı en yüksek olan kaliteli protein kaynağıdır. Çocukların gelişimi ve yetişkinlerin kas sağlığı için günlük tüketimi önerilir. Evde yapılan yoğurt ise hem probiyotik açısından zengindir hem de hazır satılanlara göre yarı yarıya daha ucuzdur.</p>

<h3>3. Mevsim Sebzeleri ve Yeşillikler</h3>

<p>Ispanak, pırasa, lahana, havuç ve kabak gibi yerli sebzeler vitamin ve mineral dengesini sağlar. Yeşillikler (maydanoz, roka, nane) ise sofraların antioksidan gücünü artırır.</p>

<h2>4 Kişilik Aile İçin Örnek Haftalık Alışveriş Listesi</h2>

<p>Alışverişe çıkmadan önce liste hazırlamak, gereksiz harcamaların önüne geçen en etkili kalkandır. Aşağıdaki liste, 4 kişilik bir ailenin temel besin ihtiyaçlarını karşılayacak ve bütçeyi koruyacak şekilde kurgulanmıştır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Tahıllar &amp; Bakliyat:</strong> 1 kg Yeşil Mercimek, 1 kg Kırmızı Mercimek, 1 kg Nohut, 2 kg Pilavlık Bulgur, 1 kg Tam Buğday Unu.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Süt &amp; Şarküteri:</strong> 30’lu Yumurta, 5 Litre Günlük Süt (evde yoğurt ve peynir yapımı için), 1 kalıp Yarım Yağlı Beyaz Peynir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sebze &amp; Meyve:</strong> 2 kg Kuru Soğan, 2 kg Patates, 1 kg Havuç, 1 kg Ispanak veya Pırasa (mevsime göre), 2 kg Mevsim Meyvesi (Elma, Portakal veya Mandalina), 2 demet Maydanoz/Roka.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Protein Kaynakları:</strong> 1 kg Bütün Tavuk (göğüs, baget ve kemik suyunu ayrı değerlendirmek üzere), 500 gr Dana Kıyması (sebze yemeklerine lezzet ve protein katmak için bölüştürülerek kullanılır).</p>
 </li>
</ul>

<h2>Çocuklar İçin Besleyici ve Ucuz Öğün Fikirleri</h2>

<p>Çocukların büyüme çağında protein, kalsiyum ve sağlıklı karbonhidratlara ihtiyacı vardır. Ancak onları sağlıklı besine yönlendirmek her zaman kolay olmaz. Pahalı paketli atıştırmalıklar yerine evde hızlıca hazırlayabileceğiniz ekonomik alternatifler oluşturabilirsiniz.</p>

<p>Kendi deneyimlerimde çocukların görsel olarak ilgi çekici ve kolay yenebilir gıdaları daha rahat tükettiğini gördüm. Örneğin:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Ev Yapımı Yulaf Bar:</strong> Yulaf ezmesi, ezilmiş muz, biraz tarçın ve evdeki az miktardaki kuruyemişleri karıştırıp fırınlayarak paketli bisküvilerden çok daha sağlıklı ve ucuz bar hazırlayabilirsiniz.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sebzeli Mücver veya Fırın Köfte:</strong> Çocukların yemekte zorlandığı kabak, havuç veya ıspanak gibi sebzeleri rendeleyip az miktarda kıyma, yumurta ve tam buğday unu ile birleştirerek köfte formuna getirebilirsiniz.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Meyveli Ev Yoğurdu:</strong> Süzme ev yoğurdunun içine mevsim meyvelerini rendeleyerek veya püre y<img alt="YEMEK" class="detail-photo img-fluid" height="436" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/09/gemini-generated-image-p24nbtp24nbtp24n.jpg" width="800" />apıp ekleyerek lezzetli ve katkısız meyveli yoğurtlar elde edebilirsiniz.</p>
 </li>
</ul>

<h2></h2>

<h2></h2>

<h2>Mutfakta Tasarruf Sağlayan Pişirme ve Saklama Teknikleri</h2>

<p>Gıdayı satın almak kadar onu doğru işlemek ve saklamak da bütçe yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Yanlış saklama koşulları nedeniyle çöpe giden her sebze veya bayatlayan her ekmek, bütçeden eksilen paradır.</p>

<p>Şu pratik tekniklerle mutfağınızda maksimum verim sağlayabilirsiniz:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Bütün Tavuk Stratejisi:</strong> Parçalanmış tavuk almak yerine bütün tavuk satın alın. Göğüs etini sote veya şinitzel yapın, bagetleri fırınlayın, kemik kısımlarını ise kaynatarak çorbalar ve pilavlar için besleyici tavuk suyu elde edin.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Dondurucu Kullanımı:</strong> Taze aldığınız sebzeleri veya haşladığınız bakliyatları (nohut, kuru fasulye) porsiyonlayarak dondurucuya atın. Bu yöntem, zamandan tasarruf sağlarken gıdaların bozulmasını engeller ve pratik yemek yapımını destekler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bayat Ekmek Değerlendirme:</strong> Bayatlayan ekmekleri dilimleyip fırınlayarak çorbalık kruton yapabilir ya da robotta çekip galeta unu olarak köftelerde kullanabilirsiniz.</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/aileler-icin-uygun-fiyatli-saglikli-beslenme-rehberi</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/gemini-generated-image-3co7lm3co7lm3co7.jpg" type="image/jpeg" length="34652"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda Ağız Sağlığı İçin Ebeveynlere Önemli Sorumluluklar]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/cocuklarda-agiz-sagligi-icin-ebeveynlere-onemli-sorumluluklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/cocuklarda-agiz-sagligi-icin-ebeveynlere-onemli-sorumluluklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pedodontist Dr. Dt. Gökşen İkikarakayalı, çocuklarda ağız ve diş sağlığının korunması için anne babalara düşen kritik görevleri ve yapılması gerekenleri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Egepol Hastaneleri diş hekimlerinden pedodontist Dr. Dt. Gökşen İkikarakayalı, çocuklarda ağız ve diş sağlığının korunmasında ebeveynlerin rolüne dikkat çekerek 6'ncı aydan itibaren yapılması gereken bakım ve muayene adımlarını açıkladı.</p>

<p>Bebeklerde dişlerin 6'ncı aydan itibaren çıkmaya başladığını aktaran Pedodontist Dr. Dt. Gökşen İkikarakayalı, bu süreçte ağız temizliği ile düzenli hekim kontrollerinin aksatılmaması gerektiğini vurguladı. Diş çıkarma döneminde çocuklarda huzursuzluk, ağrı, beslenmeyi reddetme ve yüksek ateş gibi şikâyetlerin görülebileceğini bildiren İkikarakayalı, sürecin doğru yönetilmesinin önemine değindi.</p>

<p><strong>Diş Çıkarma Döneminde Ateş ve Doğru Ürün Kullanımı</strong></p>

<p>Diş çıkaran çocukların diş eti kaşıntısı nedeniyle elleri dâhil buldukları her nesneyi ağızlarına soktuğunu belirten İkikarakayalı, ateş yükselmesinin doğrudan diş çıkmasından kaynaklanmadığını ifade etti. Ateşin, çocuğun ağzına yabancı cisimler götürmesiyle vücuduna giren yeni mikroplar yüzünden oluştuğunu açıklayan İkikarakayalı, ebeveynlerin bu hijyen detayına özen göstermeleri gerektiğini söyledi. Uyku düzeni bozulan ve sağlığı etkilenen çocuklarda ağrı kesicilerin yalnızca son çare olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden hekim, piyasadaki rastgele ürünler yerine doktorun önerdiği destekleyici malzemelerin, yaşa uygun diş fırçası ve macununun tercih edilmesi gerektiğini bildirdi. Diş fırçalama alışkanlığının erken yaşta kazandırılması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p><strong>Gece Beslenmesi ve Diş Çürükleri Arasındaki İlişki</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların 1 yaşından itibaren gece beslenme düzeninin değiştirilmesini öneren Dt. Gökşen İkikarakayalı, gündüz anne sütü ve ek gıdayla beslenen çocukların gece ilave beslenmeye ihtiyacı olmadığını belirtti. Azı dişlerinin çıkmasıyla birlikte süt veya biberonla verilen mamaların diş yapısına zarar verdiğini ifade eden İkikarakayalı, gece saatlerinde azalan tükürük salgısının koruyucu ve temizleyici etkisinin kaybolduğunu aktardı. Bu durumun gıdalardaki bakteriler sebebiyle çürüklere yol açtığını belirten uzman, reflü oluşumunu engellemek ve dişleri korumak adına uyumadan en az 2 saat önce beslenmenin kesilerek dişlerin fırçalanması gerektiği bilgisini verdi.</p>

<p><strong>Paketli Gıdaların Diş Sağlığına Olumsuz Etkileri</strong></p>

<p>Şekerli ve paketli ürünlerin çocuk beslenmesinden tamamen çıkarılması gerektiğini belirten Dt. Gökşen İkikarakayalı; cips, şeker, çikolata, gofret, kutu meyve suyu ve şekerli sütlerin tüketilmemesi konusunda uyarıda bulundu. Ev yapımı sağlıklı tatlı alternatiflerinin, protein, yağ ve vitamin bakımından zengin gıdaların tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Makarna, pilav, ekmek ve patates gibi karbonhidrat ağırlıklı besinlerin diş yüzeyine yapışarak asidik ortamı ve çürük bakterilerini artırdığını vurgulayan İkikarakayalı, beslenmede aşırıya kaçılmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>Ağız ve diş sağlığı alışkanlıklarının temeli çocukluk döneminde atılmaktadır. Erken yaşlarda başlayan koruyucu önlemler, düzenli hekim takibi ve doğru beslenme alışkanlıkları, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek kalıcı diş problemlerinin ve çürüklerin önüne geçilmesinde temel faktör olarak görülmektedir.</p>

<p></p>

<p>Çocukların ağız sağlığının korunması; doğru fırçalama teknikleri, gece beslenmesinin sınırlandırılması ve paketli gıdalardan uzak durulmasıyla mümkündür. Dr. Dt. Gökşen İkikarakayalı, çocukların 4 yaşına kadar yılda bir kez, 4 yaşından sonra ise 6 ayda bir düzenli diş hekimi muayenesinden geçmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/cocuklarda-agiz-sagligi-icin-ebeveynlere-onemli-sorumluluklar</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/02/cocuklarin-dis-sagligini-tehdit-eden-sessiz-tehlike-erken-cocukluk-cagi-curukleri-ecc.jpg" type="image/jpeg" length="50230"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dondurulmuş Gıdalarda Besin Değeri Hakkındaki Doğru Bilinen Yanlışlar]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/dondurulmus-gidalarda-besin-degeri-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/dondurulmus-gidalarda-besin-degeri-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Taze gıdaların her zaman daha sağlıklı olduğu düşüncesi her durumda gerçeği yansıtmıyor. Dondurulmuş gıdalardaki besin değerleri ve doğru bilinen yanlışlar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sebze ve meyvelerin besin değerleri değerlendirildiğinde taze ürünlerin her zaman daha sağlıklı olduğu önyargısı öne çıkarken; E. Özgörkey Grup’un dondurulmuş gıda markası Feast, dondurulmuş gıdaların besin değerlerine dair doğru bilinen yanlışları açıklayarak dengeli beslenme için sunduğu pratik çözümlere dikkat çekti.</p>

<p>Gıdaların besin değerlerinin muhafaza edilmesinde ürünün ne zaman toplandığı, hangi işlemlerden geçirildiği ve ne tür koşullarda saklandığı belirleyici rol oynuyor. Taze sebze ve meyvelerin market rafında iyi görünmesi, toplandığı andaki besin değerini tamamen koruduğu anlamına gelmiyor. Hasat ile tüketim arasında geçen süre, nakliye ve depolama şartları gıdanın kalitesini doğrudan etkileyebiliyor. Dondurulmuş ürünlerde ise tam mevsiminde uygulanan hızlı dondurma işlemi, vitamin ve mineral değerlerinin korunmasına yardımcı oluyor.</p>

<p><strong>Mevsim Dışında Sağlıklı ve Çeşitli Beslenme</strong></p>

<p>Yılın her döneminde tüm sebze ve meyvelere aynı tazelikte ulaşmak mümkün olamayabiliyor. Dondurulmuş ürünler, tam zamanında toplanan sebze ve meyvelerin yıl boyunca tüketilebilmesine olanak tanıyor. Bezelye, brokoli, ıspanak ve çeşitli sebze karışımları gibi seçenekler, mevsimi dışında da besin değerleri korunarak sofralara taşınıyor ve günlük beslenmede çeşitlilik sağlıyor.</p>

<p><img alt="Images (4)-39" height="415" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/09/images-4-39.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="739" /></p>

<p><strong>Hazırlık Sürecinde Pratiklik ve Zaman Tasarrufu</strong></p>

<p>Yoğun günlük tempoda dengeli yemekler hazırlamak zorlaşabilirken, taze sebzelerin ayıklanması, temizlenmesi ve doğranması zaman alabiliyor. Dondurulmuş gıdalar bu ön hazırlık aşamalarını ortadan kaldırarak mutfakta zaman kazandırıyor. Çorbalardan sebze yemeklerine, makarnalardan omletlere kadar pek çok tarifte kolayca kullanılabilen bu ürünler, farklı tüketici gruplarının sebze tüketimini kolaylaştırıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Porsiyon Kontrolü ile Gıda İsrafının Önlenmesi</strong></p>

<p>Taze sebze ve meyvelerde fazla alınan ürünlerin bozulması gıda israfına neden olabilirken, dondurulmuş ürünler ihtiyaç kadar kullanma imkânı veriyor. Kullanılmayan kısmın buzlukta uygun şartlarda saklanabilmesi hem ev bütçesinin korunmasına hem de gereksiz gıda kaybının önüne geçilmesine katkı sağlıyor.</p>

<p>Dondurulmuş gıda sektörü, gelişen hızlı dondurma teknolojileri sayesinde sebze ve meyvelerin tarladaki tazeliğini ve besin öğelerini uzun süre koruyabilmesini sağlamaktadır. Bu durum, gıda lojistiğindeki kayıplara karşı alternatif bir saklama yöntemi olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p>"Taze mi yoksa dondurulmuş mu?" sorusunun tek bir cevabı bulunmamakla birlikte, gıdanın işlenme ve saklama süreçleri besin değerini doğrudan belirlemektedir. Dondurulmuş gıdalar, doğru üretim ve muhafaza koşulları sağlandığında yalnızca pratiklik sunmakla kalmayıp dengeli ve sağlıklı beslenme rutinini destekleyen güvenilir bir alternatif oluşturmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/dondurulmus-gidalarda-besin-degeri-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/7a21904d-taze-mi-dondurulmus-mu-daha-saglikli-dondurulmus-gidalar-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar.webp" type="image/jpeg" length="25879"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronik Eklem Ağrılarına Ameliyatsız Çözüm]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/kronik-eklem-agrilarina-ameliyatsiz-cozum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/kronik-eklem-agrilarina-ameliyatsiz-cozum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Murat Köken, kronikleşen kas ve eklem ağrılarında ameliyatsız bir yöntem olan ESWT Şok Dalga Tedavisi'nin detaylarını ve kullanım alanlarını aktardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sabahları hissettiren topuk ağrıları, dirsek sızıları ve uykuyu zorlaştıran kalça ağrıları günlük yaşam kalitesini düşürüyor. Uzmanlar, inatçı ve kronikleşen eklem sorunlarında cerrahi müdahalenin tek seçenek olmadığını belirterek yüksek enerjili ses dalgalarıyla uygulanan ESWT yöntemini öneriyor. Vücudun kendi kendini onarma mekanizmasını tetikleyen bu tedavi, ameliyat korkusu yaşayan hastalara güvenli ve hızlı bir alternatif sunuyor.</p>

<p><strong>Hücresel İyileşme Mekanizmasını Tetikliyor</strong></p>

<p>Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Köken, Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi'nin (ESWT) vücut dışından uygulandığını ifade etti. İnatçı ağrılarda vücudun ilgili bölgedeki doku hasarını zamanla göz ardı ettiğini aktaran Köken; şok dalgalarının kan dolaşımını artırdığını, dokunun oksijenlenmesini sağladığını ve tendonlarda oluşan sertleşmiş kireçlenmeleri mikro düzeyde parçalayarak iyileşmeyi yeniden başlattığını dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ortopedik Sorunlarda Yüksek Başarı Oranı</strong></p>

<p>İlaç ve istirahat tedavilerine yanıt vermeyen rahatsızlıklarda ESWT yönteminin %70 ila %85 arasında başarı sağladığı bildirildi. Doç. Dr. Murat Köken, bu uygulamanın en sık kullanıldığı alanları şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Topuk Dikeni ve Plantar Fasiit:</strong> Ayak tabanında oluşan gerginliği azaltarak sabahları atılan ilk adımlardaki şiddetli batma hissini ve ödemi giderir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tenisçi ve Golfçü Dirseği:</strong> Yoğun bilgisayar kullanımı veya el bileği hareketleri nedeniyle dirsekte meydana gelen tendon hasarlarının onarımını hızlandırır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kalça Dış Yan Ağrısı:</strong> Merdiven çıkarken veya gece ağrılı taraf üzerine yatarken oluşan acıyı, sinir uçlarını duyarsızlaştırarak kontrol altına alır.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Günlük Yaşamı Aksamayan Konforlu Bir Süreç</strong></p>

<p>Cerrahi kesi, anestezi veya kortizon uygulaması gerektirmeyen şok dalga tedavisi, hastaların tedavi günü işine dönmesine imkan tanıyor. Her bir seansın yaklaşık 10-15 dakika sürdüğünü belirten Doç. Dr. Köken, yöntemin ağrıyı geçici olarak bastırmak yerine dokuyu biyolojik olarak onardığını vurguladı. Hastalığın seyrine bağlı şekilde 3-5 gün aralıklarla uygulanan toplam 4 ila 6 seanslık kürlerin netice almak için yeterli olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>Uygulama Sırasındaki Hissiyat ve Ağrı Eşiği</strong></p>

<p>İşlem esnasında hafif bir vurma veya sızı hissinin oluşabileceğini bildiren Doç. Dr. Murat Köken, bu durumun dayanılmaz bir acı olmadığını ifade etti. Seansların en düşük enerji seviyesinden başlayarak hastanın toleransına göre kademeli artırıldığını açıklayan Köken, uygulamanın ilk dakikalarında şok dalgalarının bölgedeki sinirleri uyuşturması sayesinde rahatsızlık hissinin kısa sürede azaldığını sözlerine ekledi.</p>

<p></p>

<p>Kas, tendon ve eklem bölgelerinde uzun süre devam eden ağrılar zamanla kronikleşerek vücudun doğal tamir süreçlerinin durmasına neden olmaktadır. Geleneksel tedavi yöntemlerinde sıklıkla başvurulan ağrı kesici ilaçlar veya enjeksiyonlar geçici rahatlama sağlarken, altta yatan doku hasarını her zaman tamamen ortadan kaldıramamaktadır. Bu durum, hastaların uzun süre cerrahi operasyon korkusu yaşamasına ve hareket kabiliyetlerinin kısıtlanmasına yol açmaktadır.</p>

<p></p>

<p>ESWT Şok Dalga Tedavisi, kronik ortopedik ağrıların çözümünde cerrahi müdahaleye gereksinim duymadan yüksek başarı sunan modern bir seçenektir. Vücudun kendi iyileşme gücünü harekete geçirmesi, kısa seans süreleri ve hastayı günlük hayattan koparmaması sayesinde, kronikleşen tendon ve eklem rahatsızlıklarında güvenle tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/kronik-eklem-agrilarina-ameliyatsiz-cozum</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/03/bacak-agrisi2.jpg" type="image/jpeg" length="59883"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul Öncesi Diş Muayenesi Çocukların Sağlığını Koruyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/okul-oncesi-dis-muayenesi-cocuklarin-sagligini-koruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/okul-oncesi-dis-muayenesi-cocuklarin-sagligini-koruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, okul öncesi dönemde yapılacak rutin diş muayenesinin erken teşhis açısından kritik olduğunu belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni eğitim-öğretim dönemi öncesinde çocukların sağlık kontrollerinin tamamlanması büyük önem taşıyor. Uzmanlar, kırtasiye ve kıyafet alışverişi kadar ağız ve diş sağlığı muayenesinin de okul hazırlık listelerine eklenmesi gerektiğini vurguluyor. Semptom göstermeyen diş çürüklerinin ileride ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekilerek, düzenli kontrollerin koruyucu hekimlikteki rolüne işaret ediliyor.</p>

<p><strong>Erken Teşhis Ağrısız Süreç Sağlıyor</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, yeni eğitim dönemi öncesinde gerçekleştirilecek kontrollerin gözden kaçan rahatsızlıkları ortaya çıkardığını belirtti. Çürüklerin ilk aşamada her zaman sızıya yol açmadığına değinen Şen, şikayet olmamasının sağlıklı bir ağız yapısını garanti etmediğini aktardı. Ağrı hissedildiğinde problemin daha ileri safhalara ulaştığını ifade eden uzman, okul başlamadan yapılan muayenelerin çocuğun ders düzeni bozulmadan önlem almaya imkan tanıdığını bildirdi.</p>

<p><strong>Süt Dişlerindeki Çürükler İhmal Edilmemeli</strong></p>

<p>Süt dişlerinin geçici olduğu düşüncesiyle tedavi edilmemesinin son derece yanlış bir yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen; bu dişlerin beslenme, çiğneme ve konuşma gelişiminde anahtar rol oynadığını söyledi. Süt dişlerinin alttan gelecek daimi dişler için yer tuttuğunu ve yön gösterdiğini kaydeden Şen, zamanından önce kaybedilen dişlerin ileride diş diziliminde darlığa yol açabileceğini vurgulayarak hekim değerlendirmesinin şart olduğunu dile getirdi.</p>

<p><strong>İlk Muayene İhtiyaç Doğmadan Yapılmalı</strong></p>

<p>Çocukların diş hekimiyle ilk iletişiminin acil veya ağrılı bir müdahale anında gerçekleşmesinin kaygı düzeyini artırabileceğine dikkat çekildi. Şikayet yokken yapılan kısa ve olumlu tanışma ziyaretlerinin klinğe alışmayı kolaylaştırdığı ifade edildi. Düzenli muayeneler sayesinde çocukların ağız bakımını hayat boyu sürmesi gereken doğal bir sağlık adımı olarak algıladığı ve hekim ile arasında güven ilişkisinin kurulduğu belirtildi.</p>

<p><strong>Muayenede Birçok Farklı Unsur İnceleniyor</strong></p>

<p>Rutin kontrollerin sadece çürük tespitinden ibaret olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şen; muayene esnasında diş eti dokularının, diş sürme süreçlerinin, çene kapanışının ve tırnak ya da kalem ısırma gibi alışkanlıkların incelendiğini belirtti. Bireysel risk durumuna göre florür uygulaması veya fissür örtücü gibi koruyucu adımların atılabileceğini bildiren uzman, kontrol aralıklarının standart bir takvim yerine çocuğa özel olarak belirlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Fırçalama Kontrolü Ebeveynde Olmalı</strong></p>

<p>Küçük yaştaki çocukların el kaslarının tüm diş yüzeylerini temizlemede yetersiz kalabileceğini hatırlatan Şen, çocuğun fırçalamasına izin verildikten sonra son kontrolün ebeveyn tarafından tamamlanması gerektiğini kaydetti. Diş fırçalamanın ceza veya zorunlu görev gibi sunulmaması, sabah ile akşam rutinlerine dahil edilmesi istendi. Yaşa uygun ürün seçimlerinin ise mutlaka uzman tavsiyesiyle yapılması gerektiği hatırlatıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kaygıyı Artıracak Cümlelerden Kaçınılmalı</strong></p>

<p>Muayene öncesinde ailelerin tercih ettiği kelimelerin çocuk üzerindeki etkisine değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen; "acımayacak" veya "korkma" gibi ifadelerin olumsuz çağrışımlar yapabileceğini açıkladı. Bunun yerine daha dürüst, sade ve olumlu tanımlamalar yapılması önerildi. Geçmişteki kötü deneyimlerin çocuğun yanında konuşulmamasının ve ziyaretin sürpriz haline getirilmeden anlatılmasının güven duygusunu güçlendireceği iletildi.</p>

<p></p>

<p>Toplum genelinde çocuk ağız ve diş sağlığı kontrolleri çoğunlukla şiddetli ağrı veya gözle görülür bir çürük oluştuğunda gündeme gelmektedir. Özellikle süt dişlerinin yenilenecek olması sebebiyle ertelenen tedaviler, ilerleyen yaşlarda daimi diş diziliminde bozukluklara ve daha karmaşık ortodontik süreçlere zemin hazırlamaktadır. Ağız sağlığının uyku kalitesi, çiğneme fonksiyonu ve özgüven üzerindeki etkileri, koruyucu diş hekimliğinin okula başlama süreçlerine entegre edilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Okul öncesi dönemde yapılacak kısa bir diş kontrolü, eğitim yılı boyunca ortaya çıkabilecek muhtemel acil durumların ve ders aksamalarının önüne geçilmesini sağlamaktadır. Ailelerin ağız ve diş sağlığı muayenesini standart okul hazırlıklarının bir parçası olarak görmesi, çocukların hem genel sağlığını korumakta hem de yaşam boyu sürecek doğru öz bakım alışkanlıkları kazanmalarına katkı sunmaktadır.</p>

<h3></h3></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/okul-oncesi-dis-muayenesi-cocuklarin-sagligini-koruyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 06:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2022/10/cocuk-dis.jpg" type="image/jpeg" length="96579"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda Konuşma Bozukluğuna Neden Olan Dil Bağına Dikkat]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/cocuklarda-konusma-bozukluguna-neden-olan-dil-bagina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/cocuklarda-konusma-bozukluguna-neden-olan-dil-bagina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dil bağının telaffuz ve çene gelişimine etkilerini açıklayan Dt. Nurgül Demir, teşhis ve lazerle tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda dil ve konuşma gelişimini etkileyen unsurlar arasında, doğuştan gelen yapısal bir durum olan dil bağı da yer alıyor. Dil hareketlerini kısıtlayan bu yapının konuşmayı geciktirmediği ancak bazı seslerin çıkarılmasını zorlaştırarak telaffuz sorunlarına yol açtığı belirtiliyor. Rutin kontrollerle tespit edilebilen dil bağının, çene yapısı ve diş dizilimi üzerindeki olumsuz etkilerinin önüne geçilmesi için erken müdahale büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Telaffuz Problemleri ve Çene Gelişimine Etkileri</strong></p>

<p>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, dil bağının özellikle dil ucunun aktif kullanımıyla çıkarılan seslerde güçlük oluşturduğunu ifade etti. Çocukların 'l, r, t, d, n, s, ş, z, j' gibi harfleri doğru telaffuz etmekte zorlanabileceğini belirten Demir, bu durumun yutkunma esnasında üst damağın desteklenmesini de engellediğini bildirdi. Söz konusu kısıtlılık; dişlerde dizilim bozukluklarına, çene gelişiminin aksamasına ve çiğneme fonksiyonlarının bozulmasına yol açabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ebeveynlerin Dikkat Etmesi Gereken Belirtiler</strong></p>

<p>Konuşma çağına gelmeyen çocuklarda fark edilmesi zor olan dil bağı vakaları, rutin diş hekimi muayenelerinde kolayca teşhis edilebiliyor. Günlük yaşamda ise yutkunma güçlüğü, seslerin farklı çıkarılması ve dilin dışarı uzatılamaması gibi durumlar önemli birer işaret sayılıyor. İleri derecedeki vakalarda dilin dudaklara dahi değdirilemediğini aktaran Dt. Nurgül Demir, dil dışarı çıkarılmaya çalışıldığında oluşan bombeleşme ile dil ucunun 'V' şeklini almasının spesifik bir bulgu olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Lazer Cerrahi ile Konforlu Tedavi İmkanı</strong></p>

<p>Tedavi zamanlaması, dil hareketlerindeki kısıtlılığın derecesine ve fonksiyonel etkilerine göre planlanıyor. Dil bağının cerrahi yöntemlerle uzaklaştırıldığını belirten Dt. Demir, işlemin uzman hekimlerce lazer kullanılarak yapılmasının başarı oranını artırıp riskleri düşürdüğünü kaydetti. Lazer uygulamasının; kanama kontrolü sağlaması, işlem süresini kısaltması, dikiş gerektirmemesi ve bölgedeki bakteri oluşumunu engellemesi gibi avantajları nedeniyle çocuklarda öne çıktığı aktarıldı.</p>

<p><strong>Cerrahi Müdahale Sonrası Terapi Desteği</strong></p>

<p>Dil bağı tedavisi tamamlanan çocuklarda akıcı konuşma alışkanlığının kazanılması ve seslerin doğru çıkarılması adına cerrahi sonrası süreç de önem taşıyor. Bu aşamada konuşma terapisi veya psikolojik destek gerekebileceğini ifade eden Dt. Demir, müdahalesi gecikmiş vakalara dikkat çekti. İlerleyen yaşlarda çene ve diş yapısında bozulma oluşan çocukların mutlaka bir ortodonti uzmanı tarafından değerlendirilerek bütüncül bir tedavi planına alınması gerektiği bildirildi.</p>

<p>Çocukluk döneminde karşılaşılan dil ve konuşma güçlükleri sıklıkla gelişimsel gecikmelerle karıştırılmaktadır. Ancak ağız içerisindeki bağ dokusunun yapısından kaynaklanan anatomik kısıtlılıklar, doğrudan doğruya konuşma organlarının mekanik hareketlerini engeller. Zamanında fark edilmeyen dil bağı patolojileri, çocukların sadece dil gelişimini değil; beslenme, yutkunma ve yüz-çene iskelet yapısının gelişimini de uzun vadeli olarak olumsuz etkilemektedir.</p>

<p>Dil bağı, çocukların konuşma kalitesini ve ağız-çene sağlığını doğrudan etkileyen, ancak doğru zamanda yapılan müdahalelerle tamamen çözülebilen bir durumdur. Erken dönemde gerçekleştirilen rutin muayeneler ve modern lazer tedavileri sayesinde, çocukların eğitim ve sosyal hayatlarında yaşayabilecekleri olası özgüven ve iletişim sorunlarının önüne geçilmesi mümkün olmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/cocuklarda-konusma-bozukluguna-neden-olan-dil-bagina-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/cocuk-konusma-bozuklugu.webp" type="image/jpeg" length="95415"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyabete Karşı Hayat Kurtaran 7 Etkili Ve Basit Önlem]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/diyabete-karsi-hayat-kurtaran-7-etkili-ve-basit-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/diyabete-karsi-hayat-kurtaran-7-etkili-ve-basit-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada ve Türkiye'de hızla yayılan diyabete karşı alınabilecek 7 etkili önlemi açıklayan Doç. Dr. Adnan Batman, hayati uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada hızla yayılan ve "sessiz salgın" olarak nitelendirilen diyabet, Türkiye'de yaklaşık 9,6 milyon yetişkini etkilerken ülkemiz Avrupa'da ilk sırada yer alıyor. Hastalığın sinsi ilerlemesi nedeniyle pek çok kişinin durumundan haberdar olmadığını belirten uzmanlar; doğru beslenme, hareketli yaşam ve düzenli kontrollerle Tip 2 diyabetin büyük ölçüde önlenebileceğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Kilo Kontrolü ve Bel Çevresi Takibi Yapılmalı</strong></p>

<p>Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, karın çevresinde biriken yağların metabolik rahatsızlıklar açısından büyük risk taşıdığını belirtti. Bel çevresinin erkeklerde 102, kadınlarda ise 88 santimetreyi aşmasının insülin direnci ve diyabet işareti olduğunu ifade eden Batman, vücut ağırlığının yüzde 5 ila 10'unu vermenin riskli gruptakilerde diyabet gelişme olasılığını yüzde 58'e varan oranda azaltabildiğini aktardı. Şok diyetler yerine sürdürülebilir beslenme düzeninin benimsenmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p><strong>Sivil Sıvı Tüketimi ve Beslenme Alışkanlıkları Değişmeli</strong></p>

<p>Şekerli ve gazlı içeceklerin kan şekerini hızla yükselterek pankreası yorduğunu kaydeden Doç. Dr. Adnan Batman, günde tek bir kutu şekerli içecek tüketiminin dahi Tip 2 diyabet riskini artırdığını bildirdi. Beyaz ekmek ve pirinç gibi rafine karbonhidratlar yerine tam tahılların tercih edilmesini öneren uzman; tatlı ihtiyacının meyvelerden karşılanması gerektiğini, içecek olarak ise su, sade maden suyu, ayran ve şekersiz çayın seçilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Fiziksel Aktivite ve Tempolu Yürüyüş İhmal Edilmemeli</strong></p>

<p>Kasların şekeri tüketen en büyük mekanizma olduğuna işaret eden Batman, haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş yapılmasını tavsiye etti. Günlük yaşamda asansör yerine merdiven kullanmak ve araçtan bir durak önce inmek gibi küçük değişikliklerin faydalı olacağını belirten Doç. Dr. Adnan Batman, masa başı çalışanların her 30-45 dakikada bir ayağa kalkarak birkaç dakika hareket etmesi gerektiğini, uzun süre kesintisiz oturmanın tek başına bir risk faktörü sayıldığını dile getirdi.</p>

<p><strong>Akdeniz Tipi Beslenme Düzeni Benimsenmeli</strong></p>

<p>Beslenme tabağının yarısının sebze ve salatadan, dörtte birinin protein kaynaklarından, kalan kısmının ise tam tahıllardan oluşturulmasının dengeli bir dağılım sağladığı ifade edildi. Haftada en az iki gün balık tüketilmesini, zeytinyağı, lifli gıdalar ve her gün bir avuç çiğ kuruyemişe yer verilmesini öneren Batman; işlenmiş etlerin ve paketli atıştırmalıkların sınırlandırılmasının hem kan şekerini hem de tansiyon ile kolesterolü dengeleyeceğini ekledi.</p>

<p><strong>Uyku Düzeni Sağlanmalı ve Stres Yönetilmeli</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günde 6 saatten az uyuyan bireylerde insülin direnci riskinin yükseldiğini belirten Doç. Dr. Adnan Batman, uykusuzluğun stres hormonu kortizolü artırarak gece atıştırmalarına yol açtığını kaydetti. Günde 7-8 saatlik kaliteli uykunun ve gece 11'den önce yatmanın önemine değinen Batman; yürüyüş, nefes egzersizleri ve hobilerle stresin yönetilmesi gerektiğini, geç saatlere kadar ekran karşısında kalmanın uykuyu ve kan şekerini olumsuz etkilediğini vurguladı.</p>

<p><strong>Tütün Kullanımı Bırakılmalı ve Düzenli Kontrol Yapılmalı</strong></p>

<p>Sigara kullananlarda Tip 2 diyabet riskinin kullanmayanlara göre yüzde 30-40 daha fazla olduğu ve sigaranın karın bölgesinde yağlanmaya yol açtığı aktarıldı. Erken tanının önemine değinen Batman, 35-40 yaşından itibaren herkesin yılda bir kez kontrol yaptırması gerektiğini bildirdi. Ailesinde diyabet öyküsü olanların, kilolu bireylerin ve gebelik şekeri geçirenlerin açlık kan şekeri ile HbA1c değerlerini düzenli ölçtürmelerinin hayati önem taşıdığı ifade edildi.</p>

<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre dünya genelinde 589 milyon yetişkin diyabetle yaşamını sürdürüyor. Türkiye'de ise 9,6 milyon yetişkin diyabet hastası bulunurken, bu sayının 12 milyona yaklaştığı tahmin ediliyor. Ülkemizde her iki diyabet hastasından birinin durumundan haberdar olmaması ve sinsi ilerleyen belirtiler nedeniyle teşhisin gecikmesi, prediyabet (gizli şeker) ve insülin direnci taşıyan milyonlarca kişi için erken önlem almayı ve yaşam tarzı değişikliklerini zorunlu kılıyor.</p>

<p>Diyabet, genetik yatkınlığın yanı sıra yaşam tarzı faktörleriyle doğrudan ilişkili ve büyük oranda önlenebilir bir hastalıktır. Doğru beslenme, kilo kontrolü, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve yıllık sağlık taramaları sayesinde sadece diyabetten değil; kalp-damar hastalıkları ve hipertansiyondan da korunmak mümkündür. Bireylerin kan şekeri değerlerini öğrenerek düzenli kontrollere katılması, toplum sağlığının korunmasında en temel adımdır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/diyabete-karsi-hayat-kurtaran-7-etkili-ve-basit-onlem</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/01/diyabet-riskinizi-bu-testle-olcun-diyabet-yaratabilecegi-ciddi-sonuclar-nedeniyle-ihmal-edilmemesi-gereken-onemli-bir-rahatsizlik-2305-1.jpg" type="image/jpeg" length="84948"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsim Geçişlerinde Vücut Direncini Artıran Doğal Destekler]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/mevsim-gecislerinde-vucut-direncini-artiran-dogal-destekler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/mevsim-gecislerinde-vucut-direncini-artiran-dogal-destekler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eskişehir'de uzun yıllardır aktarlık yapan Metin Ağılönü, mevsim geçişlerinde hava sıcaklıklarındaki dalgalanmalar nedeniyle düşen vücut direncini artırmak ve hastalıklara karşı korunmak için bitkisel tavsiyelerde bulundu. Dağ kekiğinin mikrop kırıcı özelliğine dikkat çeken Ağılönü; keçiboynuzu, andız ve kozalak pekmezleri ile propolis, arı sütü ve ginsengin bağışıklık sistemini desteklediğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişleriyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, hastalıklara davetiye çıkarırken vücut direncinin de düşmesine neden oluyor. Eskişehir'de uzun yıllardır aktarlık yapan Metin Ağılönü, bağışıklık sistemini korumak ve hastalıklara karşı önlem almak isteyen vatandaşlara doğal ürün kullanımı hakkında bilgilendirmelerde bulundu.</p>

<p><img alt="A K T A R-1" height="960" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/09/a-k-t-a-r-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dağ kekiğinin mikrop kırıcı etkisine değinen Ağılönü, halk arasında "zahter" olarak da bilinen bu bitkinin ağız yoluyla bulaşan mikroplara karşı etkili bir koruma sağladığını belirtti. Kekiğin demleme çay şeklinde tüketilebileceğini ya da gargara yapılarak kullanılabileceğini aktaran Ağılönü, bu yöntemin mikropların kırılmasında faydalı olduğunu vurguladı.</p>

<p>Farklı pekmez türlerinin kullanım alanlarına ilişkin açıklamalarda bulunan Metin Ağılönü, sabahları aç karnına tüketilen keçiboynuzu pekmezinin vücut direncini yükselttiğini dile getirdi. KOAH, astım ve öksürük şikayeti bulunanlara andız ve kozalak pekmezini öneren Ağılönü; suya damlatılarak alınan propolis, arı sütü ve ginsengin de direnci yüksek tuttuğunu kaydetti. Ayrıca yalnızca yazın değil her mevsim düzenli su içilmesi gerektiğini hatırlatan Ağılönü; adaçayı, ıhlamur, zencefil, zerdeçal ve çörek otunun da koruyucu etkisinden yararlanılabileceğini sözlerine ekledi.</p>

<p><img alt="Aktar 2" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/09/aktar-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" / height="3000"></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/mevsim-gecislerinde-vucut-direncini-artiran-dogal-destekler</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/aktar-1.jpg" type="image/jpeg" length="92081"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karaciğer Tümörlerinde Girişimsel Tedavi Konfor Sağlıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/karaciger-tumorlerinde-girisimsel-tedavi-konfor-sagliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/karaciger-tumorlerinde-girisimsel-tedavi-konfor-sagliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karaciğer tümörlerinde girişimsel radyoloji yöntemleri cerrahi kesi olmadan tedavi imkanı sunuyor. Küçük kesilerle hızlı iyileşme ve konfor sağlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hayati öneme sahip karaciğerde gelişen birincil veya metastatik tümörlerin tedavisinde girişimsel radyolojik yöntemler öne çıkıyor. Tümörün türü, boyutu ve hastanın genel durumuna göre planlanan bu tedaviler; cerrahi kesi gerektirmeyen yapısı, kısa iyileşme süreci ve yüksek hasta konforu ile dikkat çekiyor. Uzmanlar, görüntüleme kılavuzluğunda yapılan ablasyon ve damarsal müdahalelerin yanı sıra multidisipliner değerlendirmenin önemine vurguluyor.</p>

<p><strong>Girişimsel Radyoloji Tanı ve Tedavide Etkin Rol Oynuyor</strong></p>

<p>Karaciğer, vücutta alternatifi bulunmayan ve hem kendi dokusundan kaynaklanan hem de başka organlardan sıçrayan tümörlerin görülebildiği kritik bir organdır. Hastalığın teşhis ve tedavi planlamasında girişimsel radyoloji önemli bir işlev üstlenmektedir. Ultrasonografi veya bilgisayarlı tomografi gibi gelişmiş görüntüleme teknolojileri eşliğinde yapılan iğne biyopsileri sayesinde, hedef dokudan hassas şekilde örnek alınarak tümörün yapısı ve moleküler özellikleri tespit edilmektedir. Bu yöntem, sonraki tedavi adımlarının doğru kurgulanmasına zemin hazırlamaktadır.</p>

<p><strong>Ablasyon Yöntemleriyle Tümöre Doğrudan Müdahale</strong></p>

<p>Girişimsel radyolojik uygulamalar temel olarak ablasyon ve damarsal (endovasküler) tedaviler şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Ablasyon tekniklerinde, cildin altından yerleştirilen özel bir iğne vasıtasıyla tümör dokusuna enerji uygulanmaktadır. Bu sayede oluşturulan yüksek veya düşük sıcaklıklarla kanserli hücrelerin tahrip edilmesi amaçlanmaktadır. Ciltte sadece 1-2 milimetrelik küçük bir giriş noktasından yapılan işlem, cerrahi kesi gerektirmediği için iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırmaktadır.</p>

<p>Sınırlı sayıdaki ve küçük boyutlu tümörlerde öne çıkan başlıca ablasyon teknikleri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Radyofrekans ablasyon: Elektrik akımıyla tümör dokusunu ısıtarak yok etme yöntemi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mikrodalga ablasyon: Mikrodalga enerjisi kullanarak yüksek sıcaklıkla tümörü tahrip etme.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Kriyoablasyon: Tümör dokusunu dondurarak hücreleri etkisiz hale getirme işlemi.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Damarsal Yöntemler ve Hedeflenmiş Tedavi Seçenekleri</strong></p>

<p>Cerrahi müdahaleye uygun olmayan vakalarda, tümörü besleyen damarlara doğrudan ulaşmayı sağlayan endovasküler yöntemler tercih edilmektedir. Kasıktan veya koldan girilerek karaciğer atardamarına ulaşılan bu işlemlerde iki temel teknik uygulanmaktadır. TAKE (Transarteriyel Kemoembolizasyon) yönteminde tümör damarına kemoterapi ilacı verilerek kanlanması kesilirken; TARE (Transarteriyel Radyoembolizasyon) yönteminde ise radyoaktif mikrokürelerle tümöre doğrudan radyasyon aktarılmaktadır. Bu uygulamalar tümörü küçülterek ilerlemeyi durdurmayı veya hastayı cerrahiye hazır hale getirmeyi amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>Küçük Müdahale İle Kısa Sürede Günlük Yaşama Dönüş</strong></p>

<p>Girişimsel yöntemlerin sağladığı en büyük avantaj, büyük ameliyat kesilerine ihtiyaç duyulmamasıdır. Ağrı seviyesinin düşük olması ve doku hasarının minimumda kalması sayesinde hastanede kalış süreleri kısalmakta, hastalar çoğunlukla aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilebilmektedir. Ayrıca hastalığın seyrine bağlı olarak ihtiyaç duyulduğunda bu işlemlerin tekrarlanabilmesi esneklik sağlamaktadır.</p>

<p>Karaciğer tümörlerinin tedavisinde tek bir yöntem her hasta için geçerli olmamaktadır. Bu nedenle günümüzde onkoloji, genel cerrahi ve girişimsel radyoloji branşlarının bir arada yer aldığı multidisipliner konseylerde karar verilmektedir. Görüntüleme sistemlerine entegre edilen yapay zeka ve robotik teknolojiler, girişimsel müdahalelerin hassasiyetini ve gelecekteki başarı oranını artırmaktadır.</p>

<p>Girişimsel radyoloji, karaciğer tümörlerinin hem teşhisinde hem de tedavisinde hastaya konfor sunan modern bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Cerrahiye uygun olmayan hastalar için zaman kazandıran ve yaşam kalitesini yükselten bu hedefe yönelik yöntemler, multidisipliner bir yaklaşımla planlandığında tedavi başarısını üst seviyeye taşımaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/karaciger-tumorlerinde-girisimsel-tedavi-konfor-sagliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2022/10/karaciger.jpg" type="image/jpeg" length="70789"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel Daralmasında Bu Belirtilere Dikkat Edilmeli]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/bel-daralmasinda-bu-belirtilere-dikkat-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/bel-daralmasinda-bu-belirtilere-dikkat-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yürürken artan ağrı ve kramplar bel daralması habercisi olabilir. Uzmanlar, bacaklarda uyuşma ve yürüme güçlüğüne karşı erken teşhisin önemini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yürüyüş esnasında bacak ve kalçada oluşan ağrılar ile kramplar sadece yaşlılık belirtisi olmayabilir. Omurilik kanalı ve sinir boşluklarının sıkışmasıyla gelişen bel daralması; uyuşma, karıncalanma ve kas gücü kaybına yol açabiliyor. Uzmanlar, zamanla yürüme mesafesini kısaltan ve öne eğilme ihtiyacı doğuran bu rahatsızlıkta erken değerlendirme ve ameliyatsız tedavi yöntemlerinin yaşam kalitesini korumada kritik rol oynadığını belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yürüdükçe Artan Ağrı ve Öne Eğilme İhtiyacı</strong></p>

<p>Bel daralması, omurilik kanalının ve buradan dağılan sinirlerin geçtiği kanalların sıkışması sonucu meydana geliyor. Sinirler ile onları besleyen damar yapılarının baskılanması bacaklarda kramp, yanma ve uyuşma gibi şikayetleri tetikliyor. Bu rahatsızlığın en belirgin özelliği, hareket ettikçe ve yürüdükçe ağrının şiddetlenmesi; otururken veya öne doğru eğilince hafiflemesidir. Kişinin daha önce rahatça yürüdüğü mesafeleri artık dinlenerek katetmesi ve yürürken gövdesini öne eğme gereksinimi duyması hastalığın ilk işaretleri arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>İleri Yaşlarda Sık Görülüyor Ancak Her Durum Tedavi Gerektirmiyor</strong></p>

<p>Omurgadaki disk ile eklem yapılarının zamanla yıpranmasıyla oluşan bel daralması, ağırlıklı olarak orta ve ileri yaş gruplarında ortaya çıkıyor. Altmış yaş üzerindeki her üç kişiden birinde anatomik olarak kanalda daralma tespit edilse de bu kişilerin yalnızca küçük bir kısmında klinik şikayetler gözlemleniyor. Bu nedenle görüntüleme yöntemlerinde daralma görülmesi tek başına tedavi sebebi sayılmıyor; hastanın muayene bulguları ve günlük yaşama yansıyan şikayetleri de dikkate alınıyor. Süreç genellikle yavaş ilerlerken; fazla kilo, bel fıtığı, omurga kırıkları ve bel kayması gibi faktörler de kanal daralmasını tetikleyebiliyor.</p>

<p><strong>Hareketsizlik Kısır Döngüye Yol Açabiliyor</strong></p>

<p>Ağrı hissetmemek adına fiziksel aktiviteyi tamamen kesmek ve sürekli hareketsiz kalmak, kas ile eklem yapılarını daha da zayıflatarak mevcut tabloyu ağırlaştırabiliyor. Uzmanlar, ağrıdan kaçınma dürtüsüyle hareketsiz bir yaşam sürülmesinin doğru olmadığını ifade ediyor. Yaşam kalitesini düşüren bu durumun önüne geçmek için omurgayı zorlayan hareketlerden uzak durulmalı, ancak kişinin mevcut hareket kapasitesini koruyacak uygun egzersizler ve tedavi programları aksatılmadan sürdürülmelidir.</p>

<p><strong>Hangi Belirtilerde Zaman Kaybedilmemeli?</strong></p>

<p>Hastalık her zaman ağır seyretmese de daralmanın boyutuna bağlı olarak şikayetler derinleşebiliyor. Tedavide geç kalındığında kas güçsüzlüğü artabiliyor, hatta idrar ve büyük abdest kontrolünde bozulmalar ile partial felç durumları gelişebiliyor. Kontrol altına alınamayan şiddetli ağrılar, bacaklarda ilerleyen güç kaybı ve tuvalet kontrolünün yitirilmesi gibi durumlarda vakit kaybetmeden uzman bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.</p>

<p><strong>Öncelik Ameliyatsız Tedavi Yöntemlerinde</strong></p>

<p>Teşhis sürecinde hastanın nörolojik muayenesi ve şikayetlerin seyri incelenirken, kesin tanı için MR gibi detaylı görüntüleme tekniklerinden yararlanılıyor. Tedavinin ana hedefini yürüme kapasitesini korumak ve ağrıyı kontrol altına almak oluşturuyor. İlerleyici bir sinir hasarı bulunmayan hastalarda ilk olarak ilaç, fizik tedavi, kişiye özel egzersizler ve sinir blokajı gibi ameliyatsız seçenekler uygulanıyor. Şiddetli ağrıların kontrol edilemediği ve kas gücü kaybının ilerlediği vakalarda ise sinirler üzerindeki baskıyı kaldırmaya yönelik cerrahi müdahaleler gündeme gelebiliyor.</p>

<p>Bel daralması çoğunlukla omurganın doğal yaşlanma sürecine bağlı olarak gelişen yıpranmalar sonucu ortaya çıkar. Disklerin yapısındaki bozulmalara zamanla kemik çıkıntıları ve bağ dokularındaki kalınlaşmalar eşlik eder. Bireylerin "yaşlılığın doğal bir sonucu" olarak görüp ihmal ettiği bu durum, zamanla kişiyi evden çıkamaz ve günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getirebilir.</p>

<p>Bel daralması şikayetlerini yalnızca yaşlanmaya bağlayarak ertelemek, geri dönülmez kas ve sinir kayıplarına yol açabilir. Her bel daralması vakasında cerrahi işlem gerekmemekle birlikte, doğru zamanda uygulanan ameliyatsız tedaviler hastanın yürüme mesafesini ve bağımsız yaşam kapasitesini korumada oldukça başarılıdır. Ağrıların yaşam kalitesini kısıtladığı ve nörolojik kayıpların başladığı durumlarda ise zamanında yapılan cerrahi müdahale hastaya hareket özgürlüğünü yeniden kazandırabilir.</p>

<p><img alt="Bel Agrisi Nasil Gecer 91" height="315" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/09/bel-agrisi-nasil-gecer-91.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="505" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/bel-daralmasinda-bu-belirtilere-dikkat-edilmeli</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/bel-fitigi-1.webp" type="image/jpeg" length="89329"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite Tedavisinde Zaman Kaybetmek Riskleri Artırıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/obezite-tedavisinde-zaman-kaybetmek-riskleri-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/obezite-tedavisinde-zaman-kaybetmek-riskleri-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezitede doğru tedavi ve zamanlama hayati önem taşıyor. Op. Dr. Rafail Ibayev, kişiye özel bariatrik yöntemler ve erken müdahalenin önemini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde popülerleşen zayıflama yöntemleri ve sosyal medyadaki kulaktan dolma bilgiler obezite tedavisinde ciddi zaman kayıplarına yol açabiliyor. Erdem Hastanesi Çakmak Şubesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Rafail Ibayev, obezitenin kronik ve çok faktörlü bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, kulaktan dolma çözümler yerine hastanın metabolik yapısına uygun doğru tedavinin zaman kaybetmeden planlanması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Popüler Yöntemler ve Bilgi Kirliliği Süreci Uzatıyor</strong></p>

<p>Obezite ve kilo kontrolü, kulaktan dolma bilgilerin en yoğun yaşandığı sağlık alanları arasında yer alıyor. Sosyal medyada öne çıkan şok diyetler, mucizevi olduğu iddia edilen ürünler ve tek başına çözüm olarak görülen zayıflama iğneleri, hastaların doğru tedaviye ulaşmasını geciktirebiliyor. Her bireyin metabolizma hızı, genetik yapısı ve obezite derecesi farklılık gösterdiğinden, başkasına iyi gelen bir yöntemin herkeste aynı sonucu vermesi beklenemiyor. Özellikle morbid obezite durumunda kulaktan dolma yöntemlerle vakit kaybetmeden uzman bir hekime başvurulması gerekiyor.</p>

<p><strong>Obezite Sadece Kalori Alımıyla Açıklanamaz</strong></p>

<p>Obezitenin altında yatan tıbbi ve metabolik nedenlerin doğru tespit edilmesi, tedavinin başarısını doğrudan etkiliyor. İnsülin direnci, tiroid fonksiyon bozuklukları veya yeme davranışı bozuklukları gibi etkenler değerlendirilmediğinde tekrarlayan kilo alma başarısızlıkları kaçınılmaz hale geliyor. Doğrudan nedene yönelik ve kalıcı bir tedavi planı oluşturabilmek için kapsamlı endokrinolojik tahlillerin, kan tablosu analizlerinin ve psikolojik değerlendirmelerin yapılması şarttır.</p>

<p><strong>Yo-Yo Diyet Döngüsü Organ Sağlığını Tehdit Ediyor</strong></p>

<p>Vücut kitle indeksi (VKİ) 35 ve üzerinde olan, aynı zamanda tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi ek hastalıklara sahip bireylerde erteleme yaklaşımı ciddi riskler barındırıyor. Sürekli kilo alıp vermeyle sonuçlanan diyet döngüleri, zaman geçtikçe organlar üzerinde yıkıcı etkilere ve kalp-damar sisteminin yıpranmasına yol açabiliyor. Ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü veya kontrolsüz şeker hastalığı bulunan kişilerde zaman kaybetmeden metabolik cerrahi seçeneklerinin değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>VKİ 40 Üzerindeyse Sonuçsuz Yöntemlerde Israr Edilmemeli</strong></p>

<p>Morbid obezite (VKİ &gt; 40) tablosunda, uzman kontrolünde yapılmasına rağmen defalarca başarısızlıkla sonuçlanan diyet denemelerinde ısrar etmek zaman kaybına dönüşebiliyor. Uluslararası kılavuzlar, yıllar süren ve sonuç vermeyen süreçlerin ardından cerrahi yöntemlerin değerlendirilmesini öneriyor. Ameliyat kararı alındığında ise tüp mide veya gastrik bypass gibi seçenekler arasından hastanın anatomisine, tıbbi geçmişine ve yeme alışkanlıklarına en uygun yöntem multidisipliner bir yaklaşımla seçiliyor.</p>

<p></p>

<p>Obezite cerrahisi tek başına mucizevi bir çözüm değil, hastaya sağlanan güçlü bir araçtır. Ameliyat sonrasında elde edilen başarının kalıcı olabilmesi için hastanın beslenme düzenini değiştirmesi, yaşam tarzını yeniden yapılandırması ve uzman takibini aksatmaması büyük önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Obezite tedavisinde geç kalınması, hastalığın organlar üzerindeki olumsuz etkilerini artırarak metabolik cerrahinin diyabeti geriletme ve organ hasarını düzeltme potansiyelini düşürebilir. Kişiye özel doğru tanı, zamanında müdahale ve ameliyat sonrası disiplinli bir takip süreci ile obezitenin önüne geçmek ve sağlıklı bir yaşama kavuşmak mümkündür.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/obezite-tedavisinde-zaman-kaybetmek-riskleri-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2025/02/1740348687-obezite-sadece-say-lara-ndirgenemeyecek-kadar-nemli-bir-hastal-kt-r-3.gif" type="image/jpeg" length="90795"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuzun Okul Başarısızlığının Nedeni Göz Tembelliği Olabilir]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/cocugunuzun-okul-basarisizliginin-nedeni-goz-tembelligi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/cocugunuzun-okul-basarisizliginin-nedeni-goz-tembelligi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Op. Dr. Mehmet Bülent Doğu, okul öncesi dönemde yapılacak göz muayenesinin çocukların hem akademik hem de sosyal gelişimini doğrudan etkilediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken çocukların fiziksel ve zihinsel hazırlıkları kadar göz sağlığının korunması da kritik bir rol oynuyor. Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Mehmet Bülent Doğu, okul öncesi dönemde gerçekleştirilecek detaylı bir göz muayenesinin çocukların ders başarısını ve sosyal gelişimini doğrudan etkilediğini vurguluyor.</p>

<p>Ebeveynlerin çocuklardaki ders isteksizliğini ve odaklanma güçlüklerini sıklıkla yanlış yorumladığını belirten Op. Dr. Mehmet Bülent Doğu, tahtayı net göremeyen ya da okurken satır kaçıran bir çocuğun derse uyum sağlamasının mümkün olmadığını ifade etti. Miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve göz tembelliği (ambliyopi) gibi kırma kusurlarının zamanında tespit edilmemesinin öğrenme güçlüğü ile karıştırıldığını kaydeden Doğu, bu durumun çocuğun özgüvenini de zedelediğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Ebeveynlerin Dikkat Etmesi Gereken Belirtiler</strong></p>

<p>Op. Dr. Mehmet Bülent Doğu, ebeveynlerin çocuklarında gözlemlemesi gereken kritik uyarı işaretlerini şu şekilde sıraladı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Televizyonu çok yakından izlemek veya kitapları yüze yakın tutmak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gözleri sık sık ovalamak, kısarak bakmak ya da tek gözü kapatarak odaklanmaya çalışmak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Baş ağrısı, göz yorgunluğu ve çabuk yorulma şikâyetleri yaşamak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık sık düşme veya nesnelere çarpma gibi denge problemleri sergilemek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p><strong>İlk Muayene İçin Okul Çağını Beklemeyin</strong></p>

<p>Göz sağlığı takibinin doğumdan itibaren başlatılması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Doğu, ilk 6 ay içerisinde yapılan muayenenin doğumsal katarakt ve glokom gibi rahatsızlıkların erken teşhisi açısından vital önem taşıdığını açıkladı. 2-3 yaş kontrollerinin ardından, 5-6 yaş yani okul öncesi evrenin mutlaka değerlendirilmesi gereken en kritik dönem olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Kapsamlı bir çocuk göz kontrolünde görme keskinliği, şaşılık, renk körlüğü ve gerekli görülen hallerde göz içi basıncı ölçümlerinin titizlikle yapıldığı bilgisi paylaşıldı. Erken evrede fark edilen göz tembelliğinin, uygun gözlük kullanımı veya kapama tedavileriyle tamamen kontrol altına alınabildiği aktarıldı.</p>

<p></p>

<p>Okul çağındaki çocukların algı ve öğrenme süreçlerinin büyük bir kısmı görme duyusu üzerinden gerçekleşmektedir. Tedavi edilmeyen görme kusurları, çocuklarda ders başarısızlığına, dikkat eksikliği algısına ve sosyal uyum sorunlarına yol açtığından; uzmanlar her eğitim dönemi öncesinde koruyucu göz taramalarının yapılmasını tavsiye etmektedir.</p>

<p></p>

<p>Çocuklarda ortaya çıkan ders başarısızlıkları ve odaklanma problemleri her zaman tembellik ya da öğrenme güçlüğü kaynaklı olmayabilir. Erken yaşta ve özellikle okul öncesi dönemde yapılacak basit bir göz muayenesi, tedavi edilebilir kırma kusurlarını ve göz tembelliğini ortadan kaldırarak çocukların akademik hayatına ve geleceğine doğrudan katkı sağlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/cocugunuzun-okul-basarisizliginin-nedeni-goz-tembelligi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/06/goz-3.jpg" type="image/jpeg" length="31863"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okula Dönüşte Çantadan Önce Rutin Değişmeli]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/okula-donuste-cantadan-once-rutin-degismeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/okula-donuste-cantadan-once-rutin-degismeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Göktuğ Göktaş, okula dönüş sürecinde çocukların uyku, beslenme ve hijyen gibi fiziksel ihtiyaçları kadar duygusal süreçlerinin de yönetilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni eğitim-öğretim dönemi yaklaşırken tatil sürecinde değişen uyku, beslenme, hareket ve günlük yaşam alışkanlıklarının yeniden okul düzenine uydurulması büyük önem taşıyor. Orzax Medikal Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, okula uyum sürecinde çocukların fiziksel gereksinimlerinin yanı sıra duygusal ihtiyaçlarının ve okula karşı geliştirdikleri tutumların da göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Okulların açılmasına kısa bir süre kala kalabalık sosyal ortamlara girecek olan çocukların bir kısmı bu süreci heyecanla beklerken, bazıları ise uyum sağlamakta güçlük çekebiliyor. Dr. Göktuğ Göktaş; düzenli uyku, kahvaltı, hareket ve hijyen alışkanlıklarını yeniden günlük yaşama dahil etmenin yanı sıra çocuğun duygusal durumunu dinlemenin, süregelen kaygı ve okul reddi davranışlarını ihmal etmemenin şart olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Çocuğunuzun Duygularına Kulak Verin</strong></p>

<p>"Okula gitmek istemiyorum" tepkisinin basit bir isteksizlik olarak görülmemesi gerektiğini belirten Dr. Göktaş; yeni öğretmen, sınıf değişikliği, arkadaşlık ilişkileri veya akademik beklentilerin kaygı yaratabileceğini vurguladı. Ayrılık kaygısı, sosyal kaygı ve okul kaygısının okul reddinde temel etkenler olduğuna dikkat çeken Göktaş, ebeveynlerin çocuklara endişelerini anlatma fırsatı vermesi ve yargılamadan açık iletişim kurması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p><strong>Uyku Düzenini Kademeli Değiştirin</strong></p>

<p>Tatil boyunca geç yatmaya alışan çocukların ve biyolojik ritmi gereği geç uyuma eğiliminde olan ergenlerin okul düzenine adapte olmasının zaman alabileceği paylaşıldı. Uyku süresi ve kalitesinin akademik başarı, dikkat ve gün içindeki enerji seviyesiyle doğrudan bağlantılı olduğu; bu sebeple yatış ve kalkış saatlerinin okul açılmadan birkaç gün önce kademeli olarak erkene çekilmesi gerektiği kaydedildi.</p>

<p><strong>Kahvaltıya Zaman Ayırın, Hakeketi İhmal Etmeyin</strong></p>

<p>Araştırmalar, düzenli kahvaltı yapmanın çocuklarda dikkat, bellek ve yürütücü işlevler gibi zihinsel süreçlere olumlu katkı sunduğunu, kahvaltıyı atlamanın ise akademik başarıyı düşürdüğünü gösteriyor. Sabah telaşında kahvaltıya vakit ayırmanın kritik olduğu ifade edildi.</p>

<p>Ayrıca okul saatleri, ödevler ve ekran kullanımı nedeniyle azalan hareketliliğin önüne geçilmesi gerektiği aktarıldı. Okul sonrası rutine yürüyüş, oyun veya spor gibi fiziksel aktivitelerin eklenmesinin matematik başarısı ve genel akademik performansa katkı sağladığı vurgulandı. Dengeli beslenmenin esas olduğu, ihtiyaç halinde ise uzman kontrolünde takviyelerin değerlendirilebileceği belirtildi.</p>

<p><strong>Okula Dönüşte Enfeksiyona Dikkat</strong></p>

<p>Çocukların kalabalık sınıflarda bir arada bulunmasının solunum yolu enfeksiyonları riskini artırdığını hatırlatan Dr. Göktuğ Göktaş, enfeksiyonlardan korunma ve okul devamsızlığını azaltma yollarını şu şekilde sıraladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>El yıkama ve kişisel hijyen alışkanlıklarının günlük rutinin parçası haline getirilmesi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ateş, halsizlik veya aktif enfeksiyon belirtisi gösteren çocukların evde dinlendirilmesi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hastalık döneminde diğer öğrencilerle yakın temasın sınırlandırılması,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hastalıklı süreçlerde hem çocuğun iyileşmesinin desteklenmesi hem de okul içi bulaşın önüne geçilmesi.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p>Uzun yaz tatillerinin ardından okul dönemine geçiş süreçleri, çocukların hem biyolojik saatlerinde hem de sosyal çevresinde radikal değişiklikler yaratmaktadır. Akademik araştırmalar ve uzman görüşleri; beslenme, uyku ve hareket gibi temel rutinlerin okul başlamadan önce kademeli olarak düzenlenmesinin okula uyum sorunlarını ve mevsimsel hastalık risklerini en aza indirdiğini göstermektedir.</p>

<p></p>

<p>Okula dönüş hazırlığı yalnızca kırtasiye veya çanta alışverişinden ibaret görülmemelidir. Çocukların zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak yeni döneme hazır olması; kademeli uyku geçişleri, düzenli kahvaltı, fiziksel aktivite desteği ve açık iletişimle mümkündür. Ebeveynlerin bu adaptasyon sürecini planlı ve anlayışlı bir tutumla yönetmesi, çocuğun tüm yıl boyunca sürdüreceği akademik ve sosyal başarının temelini oluşturmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM, SAĞLIK &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/okula-donuste-cantadan-once-rutin-degismeli</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/09/okul-uyum.jpg" type="image/jpeg" length="80239"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
