<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Eskişehir Haberleri</title>
    <link>https://www.milliirade.com</link>
    <description>Eskişehir Milli İrade Gazetesi, en Kapsamlı Bölgesel Haber Sitesi. Eskişehir Haberleri, son dakika Eskişehir haberleri, Eskişehirspor haberleri, Eskişehir yerel haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.milliirade.com/rss/bilim" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 13:52:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/rss/bilim"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Annesi 'zımbırtı' diyordu: Yozgatlı genç COP31'e gidiyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/annesi-zimbirti-diyordu-yozgatli-genc-cop31e-gidiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/annesi-zimbirti-diyordu-yozgatli-genc-cop31e-gidiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yozgatlı 11. sınıf öğrencisi Efendi Açıkgöz, geliştirdiği 'Derman' isimli insansız afet kurtarma aracı ile COP31 BM İklim Konferansı'nda sunum yapmaya hak kazandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yozgat'ın Yerköy ilçesinde, küçük yaşlardan itibaren evdeki aletleri söküp incelediği için annesinin "zımbırtı" diyerek sitem ettiği 11. sınıf öğrencisi Efendi Açıkgöz, teknoloji dünyasında büyük bir başarıya imza attı. Geliştirdiği "Derman: İnsansız Afet Kurtarma Aracı" projesiyle dikkatleri üzerine çeken Açıkgöz, 2026 yılında Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP31) 196 ülkeye sunum yapacak.</p>

<p><img alt="A W696970 03" height="960" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/05/a-w696970-03.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Afetzedelere 'Derman' olacak teknoloji</h2>

<p>Efendi Açıkgöz'ün geliştirdiği "Derman" projesi, özellikle deprem gibi büyük afetlerde hayati önem taşıyan bir soruna çözüm getiriyor. Afet anında şebeke ve internet erişimi kesilse dahi araç, kendi Wi-Fi ağını oluşturarak operatör ile enkaz altındaki depremzede arasında iletişim köprüsü kuruyor. İki ay gibi kısa bir sürede tamamlanan araç; ortamın nem, sıcaklık, mesafe ve gaz seviyesi gibi kritik verilerini anlık olarak aktarabiliyor.</p>

<h2>Kendi çabasıyla dünya sahnesine</h2>

<p>Hiçbir profesyonel eğitim almadan, tamamen kendi merakı ve yeteneğiyle elektronik cihazlar üzerinde uzmanlaşan Açıkgöz, MEB YEĞİTEK koordinasyonundaki GençTek Zirvesi'nde Türkiye genelinden seçilen 25 öğrenciden biri olmayı başardı. Başarısının ardındaki en büyük motivasyonun Selçuk Bayraktar'ın çalışmaları olduğunu belirten genç mucit, "Depremzedelerin derdine derman olmak istedim. Şimdi Antalya'daki konferansta Yozgat'ı ve ülkemi temsil edeceğim," dedi.</p>

<p><img alt="A W696970 04" height="720" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/05/a-w696970-04.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h2>"Penceresiz odadan dünyaya açılan hayaller"</h2>

<p>Anne Sebahat Açıkgöz, oğlunun küçüklüğünde evi dağıtmasına kızdığını itiraf ederek şunları söyledi: "Oğluma 'bu zımbırtıları kaldır' derdim. Masası küçücük, odasının dışarıya açılan bir penceresi bile yok ama hayalleri dünyaya açılacak. Bana sık sık 'Bir gün ben de seni Selçuk Bayraktar gibi sahneye çıkaracağım' derdi. Gurur duyuyorum."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/annesi-zimbirti-diyordu-yozgatli-genc-cop31e-gidiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/05/a-w696970-02.jpg" type="image/jpeg" length="54243"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyinle Etkileşime Giren Yapay Sinir Hücreleri Geliştirildi]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/beyinle-etkilesime-giren-yapay-sinir-hucreleri-gelistirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/beyinle-etkilesime-giren-yapay-sinir-hucreleri-gelistirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Northwestern Üniversitesi mühendisleri, gerçek beyin hücreleriyle iletişim kurabilen basılabilir yapay nöronlar geliştirdi. Biyolojik uyumlu bu teknoloji tıpta yeni bir dönem başlatabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasında çığır açan bir gelişme olarak, biyolojik nöronlarla doğrudan elektrik sinyali alışverişi yapabilen, esnek ve basılabilir yapay sinir hücreleri üretildi. ABD’li mühendisler tarafından geliştirilen bu hücrelerin, laboratuvar testlerinde gerçek sinir dokusunu başarıyla uyardığı gözlemlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Beyin Pili Tedavisiyle Norolojik Hastaliklara Yeni Umut" height="720" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/05/beyin-pili-tedavisiyle-norolojik-hastaliklara-yeni-umut.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h2><strong>Biyolojik Sistemleri Taklit Eden Mimari</strong></h2>

<p>Geleneksel bilgisayar sistemleri, sert silikon tabanlı yapılar ve milyarlarca transistör üzerine kuruluyken; insan beyni üç boyutlu, esnek ve sürekli değişen bağlantılardan oluşan dinamik bir ağ yapısına sahiptir. Northwestern Üniversitesi’nden araştırmacılar, bu yapısal farkı gidermek amacıyla daha düşük enerjiyle daha karmaşık işlemler yürütebilen biyolojik sistemleri model aldı. Geliştirilen yapay nöronlar, beynin çalışma prensiplerine uygun olarak esnek bir yapıda tasarlandı. Bu yaklaşım, teknolojinin canlı dokuyla mekanik ve elektriksel açıdan tam uyum sağlamasına olanak tanıyor.</p>

<h2><strong>Malzeme Bilimi ve Üretim Teknikleri</strong></h2>

<p>Yapay sinir hücrelerinin üretiminde ileri malzeme bilimi tekniklerinden yararlanıldı. Yarı iletken özellik taşıyan molibden disülfür ve yüksek iletkenliğe sahip grafen içeren özel bir elektronik mürekkep kullanıldı. Bu maddeler, ‘aerosol jet’ adı verilen hassas püskürtme yöntemiyle esnek polimer yüzeylerin üzerine basıldı. Elde edilen bu hibrit yapı, gerçek nöronların karmaşık sinyal üretim biçimlerini taklit edebilme yeteneğine sahip hale getirildi. Bu üretim modelinin düşük maliyetli olması, teknolojinin gelecekte yaygınlaşması açısından kritik bir avantaj olarak görülüyor.</p>

<p><img alt="Beyin Getty 1683556" height="720" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/05/beyin-getty-1683556.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/beyinle-etkilesime-giren-yapay-sinir-hucreleri-gelistirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/05/images-3-14.jpg" type="image/jpeg" length="49350"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yozgatlı Öğrenciden Atık Ceviz Kabuğuyla Yeşil Dönüşüm]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/yozgatli-ogrenciden-atik-ceviz-kabuguyla-yesil-donusum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/yozgatli-ogrenciden-atik-ceviz-kabuguyla-yesil-donusum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yozgatlı 5. sınıf öğrencisi Asaf İsmail Çavuş, atık ceviz kabuğundan ısı yalıtım malzemesi geliştirdi. Çevreci proje, beyaz eşya sektöründe kullanılmayı hedefliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yozgat Fatma Temel Turhan Bilim ve Sanat Merkezi öğrencisi Asaf İsmail Çavuş, atık ceviz kabuklarını yüksek performanslı aktif karbon bazlı biyoyalıtım malzemesine dönüştürdü. Beyaz eşya sektöründe kullanılan petrol türevli yalıtım malzemelerine alternatif olarak geliştirilen bu proje, bölge yarışmasında birinci seçilerek Türkiye finallerine katılmaya hak kazandı.</p>

<p><img alt="öğrenci" height="960" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/04/a-w688860-01.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h2>Ceviz Kabuğundan Yüksek Performanslı Aktif Karbon</h2>

<p>Geliştirilen proje kapsamında, doğada atık olarak bulunan ceviz kabukları özel laboratuvar işlemlerinden geçirilerek ileri teknoloji bir ürüne dönüştürülüyor. 5. sınıf öğrencisi Asaf İsmail Çavuş, ceviz kabuklarını öğütüp kuruttuktan sonra 300 derecede ön yakma işlemine tabi tuttuklarını belirtti. Kimyasal aktivasyon süreçlerinin ardından elde edilen aktif karbonun, buzdolabı gibi beyaz eşyaların yalıtım sistemlerinde kullanılan kimyasal maddelerin yerini alması amaçlanıyor.</p>

<p>Çalışmanın teknik detaylarını paylaşan genç yetenek, geliştirdiği malzemenin mevcut yalıtım materyallerinden daha verimli olduğunu vurguladı. Petrol türevli malzemelere kıyasla hem daha düşük maliyetli hem de çevre dostu olan bu biyoyalıtım malzemesi, aynı zamanda atıkların ekonomiye geri kazandırıldığı bir ileri dönüşüm örneği teşkil ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="öğrenci, öğretmen,bilim" height="960" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/04/a-w688860-02.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h2>Bölge Birinciliği ve Türkiye Finalleri Hedefi</h2>

<p>Projenin akademik danışmanlığını üstlenen Fen Bilgisi Öğretmeni Figen Kasap Mert, çalışmanın fizik alanında yedi il arasından sıyrılarak bölge birincisi olduğunu duyurdu. Fizik laboratuvarında kurulan düzeneklerle yapılan ölçümlerde, ceviz kabuğundan elde edilen aktif karbonun ısı yalıtım performansının standart malzemelerden daha üstün olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. 27 Nisan’da Ankara’da düzenlenecek Türkiye finallerine hazırlanan ekip, projenin tamamen öğrencinin özgün fikri olduğunu belirtti.</p>

<p>Öğretmen Mert, projenin sürdürülebilirliğine değinerek, Yozgat ve çevresinde bolca bulunan ceviz kabuğu atığını değerlendirdiklerini, bu yöntemin farklı bölgelerdeki diğer tarımsal atıklara da uyarlanabileceğini ifade etti. Projenin bir sonraki aşamasında patent almayı hedefleyen Asaf İsmail Çavuş, çevre dostu bu buluşun sanayide yaygınlaşmasını ve beyaz eşya sektöründe yeşil bir dönüşüm başlatmasını hayal ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/yozgatli-ogrenciden-atik-ceviz-kabuguyla-yesil-donusum</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/04/a-w688860-05.jpg" type="image/jpeg" length="73179"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin İlk "Nüfus Kayıtlı" Robotu CANİKMAN Göreve Başladı]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/turkiyenin-ilk-nufus-kayitli-robotu-canikman-goreve-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/turkiyenin-ilk-nufus-kayitli-robotu-canikman-goreve-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun'da nüfus cüzdanı verilerek tarihe geçen insansı robot CANİKMAN, Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü'nde öğrencilerle buluşarak mesaisine resmi olarak başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Canik İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından fahri kimlik belgesi düzenlenen Türkiye'nin ilk kayıtlı robotu CANİKMAN, Samsun'da sahaya indi. Canik Belediyesi bünyesinde eğitim faaliyetlerine katılan insansı robot, keşif kampüsünde öğrencileri karşılıyor, derslerde sunumlar yapıyor ve teknoloji meraklısı gençlere rehberlik ederek Milli Teknoloji Hamlesi'ne katkı sağlıyor.</p>

<p><img alt="ROBOT, OKUL, ÖĞRENCİ, EĞİTİM" height="924" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/04/screenshot-11.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Eğitimde Teknoloji Dönemi: Robot Mesaiye Başladı</h2>

<p>CANİKFEST etkinlikleri kapsamında Samsun'a kazandırılan ve "Canik" adıyla nüfusa kaydedilen insansı robot CANİKMAN, artık Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü’nün aktif bir personeli haline geldi. Kampüse gelen öğrencileri kapıda karşılayan ve onlarla selamlaşan robot, dersliklerde çeşitli konularda teknik bilgiler vererek eğitim sürecine dahil oluyor. Özellikle çocukların yoğun ilgi gösterdiği CANİKMAN, kampüs tanıtımlarında da aktif rol üstlenerek öğrencilerin teknolojiyle kurduğu bağı güçlendiriyor.</p>

<h2>Belediye Başkanı Sandıkçı: "Mühendisler Ordusu Yetiştiriyoruz"</h2>

<p>Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, CANİKMAN'ın sadece bir sergi objesi değil, eğitimde fırsat eşitliği sağlayacak bir araç olduğunu vurguladı. Geçtiğimiz yıl verdikleri robot sözünü tutmanın gururunu yaşadıklarını belirten Sandıkçı, robotun kırsal mahallelerdeki okulları da ziyaret edeceğini açıkladı. Amaçlarının çocuklara hayal kurdurmak olduğunu söyleyen Sandıkçı, "Canik'te yapay zeka, yazılım ve robotik kodlamaya dokunmayan öğrenci kalmayacak. Cumhurbaşkanımızın başlattığı milli teknoloji hamlesi ışığında geleceğin mühendislerini yetiştirmek için çalışıyoruz" dedi.</p>

<p><img alt="ROBOT, OKUL" height="1033" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/04/screenshot-12.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h2>Öğrencilerden Büyük İlgi ve Heyecan</h2>

<p>CANİKMAN ile ilk kez karşılaşan öğrenciler, yaşadıkları deneyimi "insan gibi" sözleriyle tanımlıyor. Daha önce robotlar üzerine sadece teorik araştırmalar yapan gençler, ilk kez bir robotla el sıkışıp soru sorma imkanı bulduklarını ifade etti. Veliler ise çocuklarının robotla tanışma heyecanıyla uyuyamadıklarını belirterek, bu tür projelerin çocukların bilimsel merakını tetiklediğini dile getirdi. Robotun yaz kış demeden Samsun genelindeki okulları gezerek bir teknoloji elçisi gibi görev yapacağı belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/turkiyenin-ilk-nufus-kayitli-robotu-canikman-goreve-basladi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/04/a-w686206-02.jpg" type="image/jpeg" length="62994"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Challenger faciası: 40 yıl sonra yeniden tartışılan gerçekler]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/challenger-faciasi-40-yil-sonra-yeniden-tartisilan-gercekler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/challenger-faciasi-40-yil-sonra-yeniden-tartisilan-gercekler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1986’daki Challenger uzay mekiği kazası yeniden gündemde. Yeni iddialar, mürettebatın ölüm anına ilişkin tartışmaları tekrar alevlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>28 Ocak 1986’da gerçekleşen ve tüm dünyanın canlı yayınlarda izlediği Space Shuttle Challenger kazası, yalnızca bir teknik arıza değil; insanlığın uzay keşfi tarihindeki en derin travmalardan biri olarak kabul ediliyor. Kalkıştan sadece 73 saniye sonra meydana gelen patlama, milyonlarca insanın hafızasına kazındı.</p>

<p>Aradan geçen onlarca yıla rağmen olayın detayları hâlâ bilim insanları, tarihçiler ve uzay meraklıları tarafından incelenmeye devam ediyor. Özellikle son yıllarda yeniden gündeme gelen bazı teknik değerlendirmeler, kazaya dair bilinenlerin tam olarak kesinleşmediğini gösteriyor. Bu durum, Challenger faciasının neden hâlâ konuşulduğunu ve bilimsel açıdan neden önemini koruduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p><img alt="Challenger Uzay Mekiği Faciası" class="detail-photo img-fluid" height="421" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/03/kapak-15.png" width="750" /></p>

<h2>Challenger Faciası Neden Bu Kadar Büyük Bir Kırılma Yarattı?</h2>

<p>Challenger görevi, sıradan bir uzay uçuşundan çok daha fazlasını temsil ediyordu. ABD Uzay Ajansı NASA, bu görevle uzay çalışmalarını toplumun günlük hayatına daha yakın hale getirmeyi amaçlıyordu. Mürettebatta bir öğretmenin bulunması da bu nedenle sembolik bir anlam taşıyordu.</p>

<p>Astronot adaylarından Christa McAuliffe, uzaya giden ilk öğretmen olacaktı ve milyonlarca öğrenci bu tarihi anı sınıflardan canlı izlemişti. Ancak fırlatmadan kısa süre sonra yaşanan patlama, uzay programlarına duyulan güveni ciddi biçimde sarstı. O dönem televizyon yayınlarını izleyen birçok kişi için bu olay, teknolojinin sınırlarını ve risklerini ilk kez bu kadar açık şekilde gözler önüne serdi.</p>

<p><img alt="Challenger Felaketi: Kayıp Dosyalar" class="detail-photo img-fluid" height="460" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/03/ekran-alintisi-11.PNG" width="750" /></p>

<h2>Patlamanın Teknik Nedeni ve Resmî Açıklamalar</h2>

<p>Kazanın ardından yürütülen kapsamlı soruşturmalarda, roket güçlendiricilerindeki “O-ring” adı verilen conta sisteminin aşırı soğuk hava koşullarında görevini yerine getiremediği belirlendi. Bu teknik arıza, yakıt sızıntısına ve ardından zincirleme bir patlamaya yol açtı.</p>

<p>NASA’nın uzun yıllar savunduğu resmi görüşe göre mürettebat patlama anında hayatını kaybetti. Bu açıklama hem kamuoyunda hem de astronot ailelerinde travmanın daha fazla büyümemesi açısından önemli görülüyordu. Ancak bilimsel araştırmalar ilerledikçe bazı detaylar yeniden değerlendirilmek zorunda kaldı.</p>

<h2>Yıllar Sonra Ortaya Çıkan Yeni İddialar</h2>

<p>Kazadan aylar sonra yapılan teknik incelemelerde dikkat çeken bulgular ortaya çıktı. NASA Johnson Uzay Merkezi Yaşam Bilimleri Direktörü olan Joseph Kerwin, patlamanın mürettebatı anında öldürecek güçte olmayabileceğini ifade eden değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Enkaz incelemelerinde bazı kişisel oksijen sistemlerinin aktif halde bulunması, astronotların patlama sonrasında kısa bir süre daha hayatta kalmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Uzmanlara göre kabin basıncı aniden değil, kademeli şekilde düşmüş olabilir. Bu da mürettebatın birkaç saniye ya da dakika boyunca bilinç kaybı yaşamadan hayatta kalmış olabileceği anlamına geliyor.</p>

<p>Bu tür değerlendirmeler kesin bir sonuca işaret etmese de, olayın bilimsel açıdan hâlâ araştırılmaya açık olduğunu gösteriyor.</p>

<p><img alt="Son Uçuş: Challenger Uzay Mekiği Kazası Hakkında Bilmeniz Gerekenler" class="detail-photo img-fluid" height="611" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/03/challenger.PNG" width="750" /></p>

<h2>Uzay Güvenliği Açısından Challenger’ın Mirası</h2>

<p>Challenger faciası yalnızca trajik bir olay olarak kalmadı; uzay güvenliği standartlarının tamamen yeniden yazılmasına neden oldu. Kazadan sonra NASA uzun süreli uçuşlara ara verdi ve mühendislik süreçleri baştan sona gözden geçirildi.</p>

<p>Bugün modern uzay görevlerinde kullanılan risk analizleri, çok katmanlı güvenlik sistemleri ve bağımsız denetim mekanizmalarının büyük bölümü Challenger sonrası geliştirildi. Uzay ajanslarında çalışan mühendislerle yapılan röportajlarda sıkça vurgulanan bir gerçek var: Challenger, “başarısızlıktan öğrenmenin” en acı ama en öğretici örneklerinden biri oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzay endüstrisini yakından takip eden uzmanlar, bu kazanın olmasaydı günümüzdeki güvenlik standartlarının bu kadar gelişmiş olmayabileceğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/challenger-faciasi-40-yil-sonra-yeniden-tartisilan-gercekler</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/03/2-1-5.png" type="image/jpeg" length="17467"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilimsel araştırmalar hayvanların mutluluğunu ölçülebilir kılıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/bilimsel-arastirmalar-hayvanlarin-mutlulugunu-olculebilir-kiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/bilimsel-arastirmalar-hayvanlarin-mutlulugunu-olculebilir-kiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bilimsel çalışmalar, hayvanların yalnızca acı ve korku değil, sevinç ve keyif gibi pozitif duygular da yaşayabildiğini ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hayvanların duygusal dünyası uzun yıllar boyunca bilimsel araştırmalarda sınırlı bir çerçevede ele alındı. Acı, korku ve stres gibi olumsuz duyguların fizyolojik ve davranışsal göstergeleri nispeten kolay ölçülebildiği için bu alanlar araştırmaların merkezinde yer aldı. Ancak “mutluluk” gibi daha soyut ve öznel bir duygunun hayvanlarda var olup olmadığı, bilim dünyasında uzun süre temkinle yaklaşılan bir konu oldu. Son yıllarda yayımlanan çalışmalar ise bu yaklaşımı kökten değiştirmeye başladı. Araştırmacılar artık hayvanların da pozitif duygusal deneyimler yaşayabildiğini, bunun bilimsel yöntemlerle incelenebileceğini savunuyor.</p>

<h3>Hayvan mutluluğu neden uzun süre göz ardı edildi?</h3>

<p>Bilim insanları, hayvanlara insan duyguları atfetmenin bilimsel nesnelliği zedeleyebileceği endişesiyle “mutluluk” kavramından özellikle kaçındı. Antropomorfizm olarak adlandırılan bu yaklaşım, hayvan davranışlarını yanlış yorumlama riskini barındırıyordu. Bu nedenle hayvanların yaşadığı olumlu deneyimler, çoğu zaman “ödül tepkisi” veya “uyarılma durumu” gibi nötr terimlerle açıklandı. Ancak bu yaklaşım, hayvanların yalnızca acıdan kaçınan canlılar olduğu algısını güçlendirdi ve duygusal dünyalarının eksik değerlendirilmesine yol açtı.</p>

<h3>Pozitif duygular nasıl ölçülüyor?</h3>

<p>Son yıllarda geliştirilen yeni metodolojiler, hayvan mutluluğunu tek bir göstergeyle değil, çok katmanlı bir veri setiyle ele alıyor. Davranışsal ipuçları (oyun oynama, sosyal temas, keşif isteği), ses analizleri (frekans, tekrar ve ton değişimleri) ve biyolojik göstergeler (hormon seviyeleri, kalp atış hızı, vücut sıcaklığı) birlikte değerlendiriliyor. ABD’de çeşitli üniversitelerin yürüttüğü ve gayriresmî olarak “joy-o-meter” adı verilen bu yaklaşım, sevinci ölçülebilir bir “pozitif etki durumu” olarak tanımlamayı hedefliyor.</p>

<h3>Maymunlar üzerinde yapılan gözlemler ne gösteriyor?</h3>

<p>Şempanzeler ve bonobolar, hayvan mutluluğu araştırmalarının ilk odak noktalarından biri oldu. Araştırmacılar, oyun sırasında sergilenen beden dili, sesli tepkiler ve sosyal etkileşimlerin belirgin biçimde pozitif bir duygusal duruma işaret ettiğini gözlemledi. Özellikle şempanzelerin oyun esnasında çıkardığı kahkaha benzeri sesler ve bonoboların beklenmedik ödüller karşısında sergilediği coşkulu hareketler, sevinçle ilişkilendirilen davranışlar arasında yer alıyor. Bu gözlemler, mutluluğun yalnızca insanlara özgü olmadığını gösteren önemli kanıtlar sunuyor.</p>

<p><img alt="maymun" class="detail-photo img-fluid" height="500" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/02/20241215-2-66858764-107659814.jpg" width="750" /></p>

<h3>Papağanlar ve “oyun” kavramı</h3>

<p>Hayvan mutluluğu araştırmaları memelilerle sınırlı kalmıyor. Templeton Vakfı desteğiyle yürütülen bir çalışmada, Yeni Zelanda’ya özgü kea papağanları inceleniyor. Kealar, yalnızca eğlence amacıyla oyun oynayan nadir kuş türlerinden biri olarak biliniyor. Araştırmacılar, bu kuşların farklı ödüllere verdiği tepkileri karşılaştırarak sevinç durumunu stres veya uyarılmadan ayırmaya çalışıyor. Havuç gibi sıradan yiyecekler sınırlı tepki yaratırken, fıstık ezmesi sunulduğunda yoğun sesler ve belirgin hareketlilik gözlemlenmesi, kısa süreli ama güçlü bir haz deneyimine işaret edebiliyor.</p>

<p><img alt="papağanveoyun" class="detail-photo img-fluid" height="499" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/02/aa-20240820-35446630-35446623-manisada-el-konulan-300-cennet-papagani-gaziantepe-getirildi.webp" width="750" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Uzmanlar ne diyor?</h3>

<p>Davranış bilimciler ve etologlar, bu çalışmaların hayvanların “insan gibi” mutlu olduğu anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Ancak ortaya çıkan veriler, hayvanların da anlamlı ve olumlu duygusal deneyimler yaşayabildiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Science News’te yayımlanan değerlendirmelere göre bu bulgular, hayvan refahı politikalarından barınak koşullarına, hayvanat bahçesi tasarımlarından tarım uygulamalarına kadar pek çok alanı doğrudan etkileyebilir.</p>

<h3>Hayvan mutluluğunu anlamak neden önemli?</h3>

<p>Hayvanların yalnızca acı çekmemesini değil, iyi bir yaşam sürmesini hedeflemek, etik anlayışta önemli bir dönüşümü temsil ediyor. Uzmanlara göre mutluluğun ölçülebilir hale gelmesi, hayvan refahını “asgari zarar” yaklaşımından çıkarıp “pozitif yaşam kalitesi” eksenine taşıyabilir. Aynı zamanda bu araştırmalar, insanların mutluluk kavramını da yeniden düşünmesine katkı sunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/bilimsel-arastirmalar-hayvanlarin-mutlulugunu-olculebilir-kiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/02/61.jpg" type="image/jpeg" length="70009"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[NASA’dan ay görevleri için astronotlara akıllı telefon izni]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/nasadan-ay-gorevleri-icin-astronotlara-akilli-telefon-izni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/nasadan-ay-gorevleri-icin-astronotlara-akilli-telefon-izni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA, Ay misyonlarında görev alacak astronotların belirli şartlar altında akıllı telefon kullanmasına onay verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzay görevleri, bugüne kadar son derece sınırlı ve kontrollü teknolojilerle yürütüldü. Astronotların kullandığı her cihaz, yıllar süren testlerden geçirilerek yalnızca hayati görevleri yerine getirecek şekilde tasarlandı. Ancak teknoloji ve iletişim alışkanlıkları değiştikçe, uzay ajansları da bu dönüşüme ayak uydurmak zorunda kalıyor. NASA’nın Ay görevlerinde astronotlara akıllı telefon izni vermesi, bu açıdan küçük gibi görünen ancak sembolik ve stratejik önemi büyük bir adım olarak değerlendiriliyor. Karar, yalnızca teknik bir yenilik değil; uzay görevlerinin kamuoyuyla kurulacak ilişkisinde de yeni bir dönemin habercisi.</p>

<p><img alt="nasa" class="detail-photo img-fluid" height="422" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/02/thumbs-b-c-edfbe482b2a83d4c5ec48025bacc97a6.jpg" width="750" /></p>

<h2>NASA neden akıllı telefon kullanımına izin verdi?</h2>

<p>NASA’nın bu kararı almasındaki temel motivasyonlardan biri, görev içi iletişimi daha pratik hale getirmek. Daha önce astronotlar, not almak, görüntü kaydetmek ya da kısa gözlemlerini belgelemek için özel cihazlar kullanıyordu. Bu cihazlar işlevsel olsa da esneklik açısından sınırlıydı. Günlük hayatta milyarlarca insanın kullandığı akıllı telefonlar ise kamera, ses kaydı, not alma ve görsel düzenleme gibi pek çok özelliği tek bir platformda sunuyor. NASA yetkililerine göre bu entegrasyon, astronotların görev sırasında yaşadıklarını daha hızlı ve etkili şekilde kayıt altına almasını sağlayacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Astronot deneyimleri bu kararı nasıl etkiledi?</h2>

<p>Geçmiş görevlerde yer alan bazı astronotlar, kamuoyuna yansıyan röportajlarında, görev sırasında yaşadıkları anları sevdikleriyle paylaşmanın psikolojik açıdan önemli olduğunu dile getirmişti. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan astronotların Dünya fotoğraflarını çekip paylaşması, bu deneyimin en bilinen örneklerinden biri. NASA, Ay görevlerinin daha uzun ve izole olacağını göz önünde bulundurarak, astronotların motivasyonunu artıracak bu tür küçük kolaylıkların görev başarısına dolaylı katkı sağlayabileceğini değerlendiriyor.</p>

<h2>Güvenlik ve veri gizliliği nasıl sağlanacak?</h2>

<p>NASA, akıllı telefonların kontrolsüz biçimde kullanılmayacağının altını özellikle çiziyor. Cihazlar, standart tüketici telefonlarından farklı olarak özel yazılımlar ve güvenlik protokolleriyle donatılacak. İnternet erişimi sınırlı olacak, veri transferleri yalnızca NASA’nın kontrolündeki sistemler üzerinden gerçekleştirilecek. Uzay teknolojileri uzmanlarına göre bu yaklaşım, modern cihazların avantajlarından faydalanırken güvenlik risklerini minimumda tutmayı amaçlıyor. NASA’nın daha önce tablet ve dokunmatik ekranlı sistemlerde uyguladığı güvenlik modelleri, bu sürecin temelini oluşturuyor.</p>

<p><img alt="NASA" class="detail-photo img-fluid" height="422" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/02/thumbs-b-c-f1e97b0ab0892d35bbee75ff2f2a25ea.jpg" width="750" /></p>

<h2>İletişim ve kamuoyuyla bağ açısından ne değişecek?</h2>

<p>NASA Direktörü Jared Isaacman’ın da vurguladığı gibi bu adım, kamuoyuyla kurulan ilişki açısından stratejik bir önem taşıyor. Akıllı telefonlar sayesinde astronotlar, görev anlarından kısa görüntüler, fotoğraflar ve kişisel gözlemler paylaşabilecek. Uzay ajansları için kamu desteği ve ilgi, bütçelerin sürdürülebilirliği açısından kritik önemde. Uzmanlara göre bu tür doğrudan ve samimi içerikler, özellikle genç nesillerin uzay araştırmalarına olan ilgisini artırabilir.</p>

<h2>Uzay görevlerinde teknolojinin evrimi</h2>

<p>Uzay görevlerinde kullanılan teknolojiler, genellikle Dünya’daki muadillerinden yıllarca geride kalır. Bunun temel nedeni güvenilirliktir. Ancak son yıllarda ticari uzay şirketlerinin yükselişi ve maliyetlerin düşmesiyle birlikte bu yaklaşım değişmeye başladı. Akıllı telefon izni, NASA’nın daha esnek ve kullanıcı odaklı bir görev anlayışına yöneldiğinin işareti olarak görülüyor. Uzay mühendisleri, bu kararın ileride giyilebilir teknolojiler ve yapay zekâ destekli kişisel asistanlar gibi yeni araçların da önünü açabileceğini belirtiyor. </p>

<h2>Uzmanlar ne diyor?</h2>

<p>Uzay politikaları üzerine çalışan akademisyenler, kararın “teknolojik olduğu kadar kültürel” bir dönüşümü temsil ettiğini ifade ediyor. Uzmanlara göre NASA, astronotları yalnızca görev icra eden teknisyenler olarak değil, aynı zamanda uzay deneyimini dünyaya aktaran temsilciler olarak konumlandırıyor. Bu yaklaşım, bilim iletişimi açısından da önemli bir kazanım olarak değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/nasadan-ay-gorevleri-icin-astronotlara-akilli-telefon-izni</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/02/thumbs-b-c-24d5467f0c59f60359a1f6418eba67a9.jpg" type="image/jpeg" length="70533"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Samanyolu’nun merkezinde kara delik yerine ne var?]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/samanyolunun-merkezinde-kara-delik-yerine-ne-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/samanyolunun-merkezinde-kara-delik-yerine-ne-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, Samanyolu’nun merkezinde süper kütleli bir kara delik yerine yoğun bir karanlık madde çekirdeği olabileceğini öne sürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Samanyolu Galaksisi’nin merkezinde ne olduğu sorusu, modern astronominin en temel meselelerinden biri olarak kabul ediliyor. Uzun yıllardır gökbilimciler, galaksimizin merkezinde “Sagittarius A*” adı verilen, Güneş’in milyonlarca katı kütleye sahip süper kütleli bir kara delik bulunduğu görüşünde birleşmişti. Bu kabul, yıldız hareketlerinden radyo dalgalarına kadar pek çok gözleme dayanıyordu. Ancak son dönemde yayımlanan yeni bir bilimsel çalışma, bu güçlü kütleçekim kaynağının alternatif bir açıklaması olabileceğini gündeme getirdi. Çalışmaya göre, galaksinin merkezinde bir kara delik değil, son derece yoğun bir karanlık madde çekirdeği bulunuyor olabilir.</p>

<p><img alt="Samanyolu galaksisinin merkezinde ne var?" class="detail-photo img-fluid" height="406" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/02/ffghdrh.PNG" width="750" /></p>

<h3>Kara Delik Teorisi Nasıl Ortaya Çıktı?</h3>

<p>1960’lı yılların sonlarında radyo astronomları, Yay (Sagittarius) takımyıldızı yönünden gelen olağanüstü güçlü bir radyasyon kaynağı tespit etti. Bu kaynak, ilerleyen yıllarda “Sagittarius A*” olarak adlandırıldı. 1990’lı yıllarda ise galaksi merkezine çok yakın yıldızların, görünmez bir nokta etrafında inanılmaz hızlarla dolandığı gözlemlendi. Birinci elden gözlem yapan astronomlar, bu yıldızların hareketlerinin ancak çok büyük kütleye sahip kompakt bir cisimle açıklanabileceğini belirtti. O dönemden itibaren süper kütleli kara delik fikri, en makul açıklama olarak benimsendi ve ders kitaplarına girdi.</p>

<h3>Yeni Araştırma Ne Öne Sürüyor?</h3>

<p>Monthly Notices of the Royal Astronomical Society dergisinde yayımlanan yeni çalışma, bu yerleşik görüşe alternatif bir model sunuyor. Araştırmacılar, galaksi merkezindeki “S-yıldızları” olarak bilinen yıldızların yörüngelerinin, yalnızca bir kara delikle değil, fermiyonlardan oluşan yoğun bir karanlık madde çekirdeğiyle de açıklanabileceğini savunuyor. Bu modele göre merkezde oldukça kompakt bir çekirdek bulunuyor ve onun çevresinde daha seyrek bir karanlık madde dağılımı yer alıyor. Toplamda ortaya çıkan kütleçekim etkisi, kara delikle neredeyse ayırt edilemeyecek kadar benzer sonuçlar üretebiliyor.</p>

<p><img alt="Samanyolu’nun kalbinde kara delik değil, karanlık madde mi var?" class="detail-photo img-fluid" height="422" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/02/thumbs-b-c-3e4de98098f06ff755d0ccdbd020c989.jpg" width="750" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Karanlık Madde Çekirdeği Nedir?</h3>

<p>Karanlık madde, evrendeki maddenin büyük bölümünü oluşturduğu düşünülen ancak doğrudan gözlemlenemeyen gizemli bir bileşen olarak biliniyor. Astrofizikçiler, karanlık maddenin galaksilerin oluşumu ve yapısında kritik rol oynadığını uzun süredir dile getiriyor. Yeni modelde önerilen karanlık madde çekirdeği, klasik dağınık karanlık madde halelerinden farklı olarak son derece yoğun ve kompakt bir yapı sergiliyor. Uzmanlara göre bu tür bir çekirdek, galaksi merkezinde güçlü bir kütleçekim alanı oluşturarak yıldızların yüksek hızlarını açıklayabilir.</p>

<h3>Gözlemlerle Çelişiyor mu?</h3>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, mevcut gözlemlerle doğrudan çelişmediğini iddia etmesi. Event Horizon Telescope tarafından elde edilen ve “kara delik gölgesi” olarak bilinen görüntünün de bu yeni modelle uyumlu olabileceği öne sürülüyor. Çalışmaya göre, karanlık madde çekirdeğinin çevresinde dönen sıcak gaz ve toz, ışığı bükerek kara delik görüntüsüne çok benzeyen bir karanlık merkez ve parlak halka oluşturabiliyor. Bu da gözlemlerin tek başına kara delik varlığını kesin olarak kanıtlamayabileceğini düşündürüyor.</p>

<h3>Uzmanlar Nasıl Değerlendiriyor?</h3>

<p>Astronomi camiasında bu iddia temkinli bir ilgiyle karşılandı. Pek çok astrofizikçi, süper kütleli kara delik modelinin hâlâ en güçlü açıklama olduğunu savunurken, alternatif senaryoların bilimsel ilerleme açısından önemli olduğunu vurguluyor. Daha önce galaksi merkezini incelemiş bazı araştırmacılar, “Bu tür çalışmalar, elimizdeki verileri yeniden yorumlamamıza yardımcı olur. Bilimde kesin doğrular, ancak daha iyi verilerle değişebilir” değerlendirmesinde bulunuyor. Uzmanlar, nihai sonuca varabilmek için daha hassas gözlemlere ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/samanyolunun-merkezinde-kara-delik-yerine-ne-var</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/02/samanyolugalaksi.PNG" type="image/jpeg" length="74869"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[NASA Jüpiter’in gerçek boyutunu ortaya çıkardı!]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/nasa-jupiterin-gercek-boyutunu-ortaya-cikardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/nasa-jupiterin-gercek-boyutunu-ortaya-cikardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA’nın Juno aracı, Jüpiter’in sanılandan daha küçük ve yassı olduğunu tespit etti. Yeni ölçümler ders kitaplarını güncelleyecek kadar önemli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Jüpiter’in boyutları, NASA’nın Juno uzay aracı sayesinde yeniden hesaplandı. Bilim insanları, gezegenin ekvator çapının 8 km, kutuplar arası uzunluğunun ise 24 km daha küçük olduğunu açıkladı. Bu bulgular, gaz devlerini anlamada yeni bir dönemin kapısını aralıyor.</h2>

<p>Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter, uzun yıllardır gökbilimcilerin merak konusu. Devasa yapısı ve karmaşık atmosferiyle bilinen bu gaz devi, bilimsel araştırmalarda bir referans noktası olarak kabul ediliyor. Ancak NASA’nın Juno uzay aracından elde edilen yeni veriler, Jüpiter’in boyutlarıyla ilgili ders kitaplarına girecek kadar önemli bir düzeltme yapılması gerektiğini ortaya koydu. Bu gelişme, yalnızca Jüpiter’i değil, aynı zamanda diğer gaz devlerini anlamamız açısından da kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2><img alt="jupiter" class="detail-photo img-fluid" height="500" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/02/gemini-generated-image-p4ijcp4ijcp4ijcp.png" width="500" /></h2>

<h2></h2>

<h2>Juno Görevinin Önemi</h2>

<p>2016’dan bu yana Jüpiter’in yörüngesinde bulunan Juno, gezegenin atmosferi, manyetik alanı ve iç yapısı hakkında eşsiz veriler sağlıyor. Görev süresi uzatıldığında, aracın rotası değiştirilerek Dünya’dan bakıldığında Jüpiter’in arkasından geçişler yapması sağlandı. Bu geçişler sırasında gönderilen radyo sinyallerinin gezegenin atmosferinde bükülmesi, Jüpiter’in boyutlarını daha hassas ölçmeye imkân tanıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yeni Ölçümlerin Detayları</h2>

<p>Daha önce Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen verilere göre Jüpiter’in ekvator çapı 142.984 km, kutuplar arası uzunluğu ise 133.708 km olarak kabul ediliyordu. Ancak Nature Astronomy dergisinde yayımlanan yeni çalışmaya göre ekvator çapı 8 km, kutuplar arası uzunluk ise 24 km daha küçük. Bu fark, ilk bakışta önemsiz gibi görünse de gezegenin iç yapısını modellemek açısından kritik bir rol oynuyor.</p>

<h2>Bilim İnsanlarının Açıklamaları</h2>

<p>Araştırmayı yöneten Eli Galanti, “Bu birkaç kilometre çok önemli” diyerek bulguların önemini vurguluyor. Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi ise “Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek” ifadesiyle, yeni ölçümlerin eğitim ve bilim dünyasında yaratacağı etkiye dikkat çekiyor. Juno verilerini işleyen ekipten Maria Smirnova ise radyo sinyallerinin atmosferdeki bükülmesini izleyerek Jüpiter’in sıcaklık ve yoğunluğuna dair ayrıntılı haritalar oluşturduklarını belirtiyor.</p>

<h2>Küçük Farkların Büyük Etkisi</h2>

<p>Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik fark önemsiz gibi görünse de, bu düzeltmeler Jüpiter’in iç yapısını gösteren modellerin kütleçekim verileri ve atmosferik ölçümlerle daha uyumlu hâle gelmesini sağladı. Bu da bilim insanlarının gaz devlerinin oluşumu ve evrimi hakkında daha doğru sonuçlara ulaşmasına yardımcı oluyor.</p>

<h2>Gaz Devlerini Anlamada Yeni Bir Standart</h2>

<p>Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart olarak kabul ediliyor. Bu nedenle Juno’nun sağladığı yeni veriler, yalnızca Jüpiter için değil, aynı zamanda Satürn, Uranüs ve Neptün gibi diğer gaz devlerini ve hatta Güneş Sistemi dışındaki ötegezegenleri anlamamız açısından da büyük önem taşıyor. Küçük ölçüm farkları, evrenin daha geniş ölçekte anlaşılmasına katkı sağlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/nasa-jupiterin-gercek-boyutunu-ortaya-cikardi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 17:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/02/gemini-generated-image-wwklsowwklsowwkl.png" type="image/jpeg" length="48434"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzaydaki virüslerin evrimi: Beklenmedik genetik değişimler]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/uzaydaki-viruslerin-evrimi-beklenmedik-genetik-degisimler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/uzaydaki-viruslerin-evrimi-beklenmedik-genetik-degisimler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan gelen yeni veriler, uzay ortamının mikroorganizmalar üzerindeki radikal etkisini gözler önüne serdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzay, sadece aşırı sıcaklık değişimleri ve radyasyonla değil, aynı zamanda yerçekiminin neredeyse yokluğuyla (mikro yerçekimi) bilinen en ekstrem ortamlardan biridir. Bu ortamın insan vücudu üzerindeki etkilerini yıllardır biliyoruz; ancak mikroorganizmaların, özellikle de virüslerin bu ortamda nasıl bir "hayatta kalma savaşı" verdiğini yeni yeni keşfediyoruz. ISS'de yürütülen son çalışma, bakterileri enfekte eden virüslerin (bakteriyofajlar), uzayda dünyaya kıyasla çok daha farklı bir strateji geliştirdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Dünya’da milyonlarca yıldır devam eden "bakteri-virüs savaşı", uzayda yerçekiminin ortadan kalkmasıyla alışılagelmiş kurallarını yitiriyor. Araştırmacılar, mikro yerçekiminin bakterilerin hücre yapısını ve virüslerle olan fiziksel temas biçimini değiştirdiğini gözlemledi. Bu durum, virüslerin enfeksiyon süreçlerini sekteye uğratsa da, doğanın muazzam uyum yeteneği sayesinde virüsler bu yeni koşullarda ayakta kalabilmek için genetik kodlarını yeniden yazmaya başlıyor. Bu değişimler, sadece uzay biyolojisi için değil, dünyadaki dirençli enfeksiyonların tedavisi için de devrim niteliğinde olabilir.</p>

<p><img alt="virüs" class="detail-photo img-fluid" height="332" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/01/covid-19-virus-mikroskop-tip-saglik-pandemi.jpg" width="500" /></p>

<h2>Mikro Yerçekimi ve Evrimsel Yarış</h2>

<p>Dünya ortamında bakteriler ve virüsler, sürekli bir silahlanma yarışı içindedir. Bakteriler savunma mekanizmalarını (örneğin CRISPR sistemleri gibi) geliştirirken, virüsler bu savunmaları aşmak için mutasyona uğrar. Uzayda ise bu yarışın temposu değişiyor. Mikro yerçekimi, sıvıların ve gazların hareket biçimini değiştirdiği için virüslerin bakterilere tutunma süreci fiziksel olarak zorlaşıyor.</p>

<p>Araştırma sonuçlarına göre, uzaydaki bu fiziksel engeller sürecin daha yavaş ilerlemesine neden oluyor. Ancak yavaşlık, etkisizlik anlamına gelmiyor. Aksine, virüslerin görevini sürdürebilmek için "farklı bir yönde" evrimleştiği görüldü. Bu ortamda virüsler, alışılmış enfeksiyon modellerinden saparak mikro yerçekimi koşullarına özgü stratejiler geliştiriyor. Bu durum, biyolojik sistemlerin çevresel stres altında nasıl yeni yollar bulabildiğinin en somut kanıtlarından biri olarak literatüre geçiyor.</p>

<h2>Uzayda Gözlenen Genetik Mutasyonlar</h2>

<p>Bilim insanları, ISS’deki örnekleri dünyadaki kontrol gruplarıyla karşılaştırdıklarında çarpıcı bir farkla karşılaştılar. Uzaydaki virüsler, enfeksiyon yeteneğini (virülans) artırabilecek özgün genetik değişimler geliştirmişti. Bu değişimler, yerçekimsiz ortamda bakteri çeperine daha güçlü bağlanmalarını sağlayan protein yapılarını kapsıyor.</p>

<p>Aynı zamanda, denek olarak kullanılan <strong>E. coli</strong> bakterileri de boş durmadı. Uzay ortamındaki E. coli örneklerinin, virüslere karşı kendilerini koruyabilecek mutasyonlar biriktirdiği aktarıldı. Bu "uzay mutasyonları", bakterilerin hücre duvarı kalınlığını veya yüzey reseptörlerini değiştirerek virüslerin girişini zorlaştırıyor. İki tarafın da karşılıklı olarak mutasyona uğraması, uzayda yepyeni bir "mikro-ekosistem" oluştuğunu ve bu ekosistemin dünyadakinden çok daha dirençli formlar üretebileceğini gösteriyor.</p>

<p><img alt="uzay" class="detail-photo img-fluid" height="281" src="https://milliiradecom.teimg.com/milliirade-com/uploads/2026/01/koronavirus-uzaya-da-sicr-663-2-41.jpg" width="500" /></p>

<h2>Antibiyotik Direncine Karşı "Uzay Taktikleri"</h2>

<p>Bu araştırmanın en heyecan verici kısmı, uzaydaki bu evrimsel değişimlerin Dünya’daki tıp uygulamaları için sunduğu potansiyeldir. Günümüzde "süper bakteriler" olarak adlandırılan ve bilinen tüm antibiyotiklere dirençli olan mikroorganizmalar, modern tıp için en büyük tehditlerden biridir. Uzayda evrimleşen bu "akıllı" virüslerin, dünyadaki dirençli bakteriler üzerinde denenmesi şaşırtıcı sonuçlar verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına yol açan ve normalde antibiyotiklere karşı çok dirençli olan bakterilere karşı, uzayda güçlenen virüslerin çok daha etkili sonuçlar elde ettiği bildirildi. Uzaydaki stresli ortam, virüsleri daha "keskin" silahlar geliştirmeye zorluyor ve bu silahlar, dünyadaki dirençli bakterilerin zayıf noktalarını bulmada anahtar rol oynayabiliyor. Bu durum, gelecekte "faj tedavisi" (bakterileri öldüren virüslerin kullanımı) yönteminin uzaydan gelen verilerle yeniden şekillenebileceğini gösteriyor.</p>

<h2>Geleceğin Tedavi Yöntemleri ve Uzay Tıbbı</h2>

<p>Çalışmanın yazarları, bu bulguların sadece başlangıç olduğunu vurguluyor. Uzay istasyonunda yürütülen bu moleküler düzeydeki çalışmalar, biyolojik sistemlerin temel çalışma prensiplerini anlamamızı sağlıyor. "Uzay, virüsler ve bakteriler arasındaki etkileşimi kökten değiştiriyor" diyen araştırmacılar, bu uyum süreçlerini kopyalayarak Dünya’da daha güçlü antibakteriyeller geliştirmenin kapısını aralıyorlar.</p>

<p>Bu veriler ışığında, gelecekte laboratuvar ortamında "yapay mikro yerçekimi" alanları oluşturularak, virüslerin ve bakterilerin belirli yönlere evrilmesi sağlanabilir. Bu yöntemle, belirli bir bakteriye özel olarak tasarlanmış, "akıllı" ve yüksek enfeksiyon kapasiteli faydalı virüsler üretilebilir. Uzay tıbbı, sadece astronotların sağlığını korumak için değil, Dünya üzerindeki milyarlarca insanın tedavi edilemeyen enfeksiyonlardan kurtulması için de en büyük teknolojik müttefikimiz haline geliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/uzaydaki-viruslerin-evrimi-beklenmedik-genetik-degisimler</guid>
      <pubDate>Sun, 25 Jan 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2026/01/istockphoto-1297985631-612x612.jpg" type="image/jpeg" length="97331"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yurt dışından telefon alışverişi devri kapanıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/yurt-disindan-telefon-alisverisi-devri-kapaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/yurt-disindan-telefon-alisverisi-devri-kapaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yurt dışından bireysel olarak getirilen cep telefonlarının pasaport kayıt harcının 2026 yılında 57 bin 241 TL 26 kuruş olması bekleniyor. Eskişehir'de uzun zamandır telefon tamiri ve satışı yapan Yiğit Aytekin ise bu durumda yurt dışından yapılan telefon alışveriş devrinin biteceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halihazırda 45 bin 614 TL olan kayıt ücretinin, yeni yılda 57 bin 241 TL kuruş seviyesine çıkması öngörülüyor. Bu durumun yurt dışı telefon pazarını tamamen bitirme noktasına getireceği belirtiliyor. Öte yandan ise oluşan bu yüksek kayıt ücretine karşılık bazı vatandaşlar, piyasada 5-6 bin liraya satılan cihazlara daha önce kayıt ettirilmiş cihazların numaralarının kopyalanması gibi illegal yöntemlere yönelme eğilimi gösteriyor. Uzun yıllardır Eskişehir'de telefon satışı ve tamiri yapan Yiğit Aytekin ise telefonlarda bu yönetim bir durum ve suç teşkil ettiğini kesin bir dille hatırlattı. Yasa dışı pasaport numara kopyalama işlemlerinin büyük idari ve maddi cezalara neden olduğunu belirten Aytekin, güvenlik risklerine de dikkat çekti.<br />
<br />
"Kayıt ücreti 45 bin TL'den 57 bin TL'ye çıkacak"<br />
Yeni yılda artan kayıt ücreti hakkında konuşan esnaf Yiğit Aytekin, "Yurt dışından getirilen telefonların kayıt harçları hakkında önemli bir güncelleme bulunmaktadır. 2025 yılında bu harç ücretleri 45 bin 614 TL iken, bu ücretin 2026 yılında 57 bin 241 TL 26 kuruş olarak güncellenmesi beklenmektedir. Vatandaşlara bu konuda önerimiz şudur, yılbaşından evvel, bu zamlı fiyattan etkilenmemek adına, pasaport kayıt harçlarını mevcut fiyattan yapabilirler. Geçtiğimiz yıllarda pasaport kayıt harçları çok daha düşüktü 3 bin TL, 6 bin TL gibi. Bu dönemlerde insanlar yurt dışına çok gidip telefon getiriyordu; hatta tur şirketleri vizesiz, sadece kimlikle gidilebilen ülkelere "telefon turları" düzenliyordu. Oradan, özellikle pahalı olan, çok satılan telefonları alıyorlardı. Ancak, ücretin 45 bin 614 TL'ye çıkmasıyla bu durum zaten neredeyse tamamen bitirildi. Şimdi ücretin 57 bin TL seviyesine çıkmasıyla birlikte, yurt dışından telefon getirip kaydettirmek artık çok mantıklı olmayacak. Bu durum, yurt dışı telefon pazarını neredeyse bitirecektir. Böylelikle, iç pazarda Türkiye'ye resmi yollarla getirilen telefonlar daha fazla satış görecektir" dedi.<br />
<br />
"Vatandaşların yasa dışı yollara yönelmemesini tavsiye ediyoruz"<br />
Artan ücretler yüzünden illegal yollara yönelmeyi düşünen kullanıcılara uyarılarda bulunan Aytekin, "Vatandaşlar bu yüksek ücrete karşılık farklı çözüm yolları arayabiliyorlar. Piyasada 5-6 bin liraya satılan cihazlara kayıt numarası kopyalamak gibi kaçak yöntemlere yönelmek söz konusu olabiliyor. Bazı cihazlarda bu kayıt numaraları değiştirilebiliyor, lakin bu illegal bir durum ve suç teşkil ediyor. Bu işlemi yapmanın hem büyük idari cezaları hem de parasal cezaları vardır. İnsanların bu tür yasa dışı ürünlere yönelmemesini tavsiye ederiz. Ayrıca bu işlemler yapılırken cihazların güvenlik duvarları kaldırıldığı için, telefonlar çok güvensiz hale geliyor. Bazı cihazlarda ise, sim kart takılıp telefona bağlanan harici cihazlar var. Bu cihazda sim kartınızı takıyor, uygulamasını kuruyorsunuz ve bağlantılı bir şekilde çalışıyor. Ancak bu, iki tane telefon taşıyormuşsunuz gibi bir durum oluşturduğu için tek telefon kullanmak adına sağlıklı değildir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Kullanıcılar bankalarındaki tüm parayı kaybetme riskiyle karşı karşıya"<br />
Bu illegal yolların ise telefonlara zararlı yazılım bulaştırabileceği ve bu durumun banka uygulamalarına kadar uzanabileceğini aktaran Yiğit Aytekin, "Bu tarz bilinmeyen yazılımları yüklemenin cihaza zararı olabilir. Son zamanlarda piyasada çokça duyulan reklam virüsü gibi virüsler, bu uygulamalarla birlikte telefonlara gönderilebiliyor. Bu virüslerle herkese mesaj gidebilir. Android cihazlarda ise o virüslü uygulamayı yükledikten sonra, banka uygulamasına girilip dolandırıcılık bile yapılabiliyor. Bundan kaynaklı olarak, hem bilmediğimiz uygulamalar indirilmemeli hem de bilmediğimiz cihazlar kullanılmamalıdır. Vatandaşlar 40 bin liradan kaçarken, bu yasa dışı yöntemlerle bankalarındaki tüm parayı kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilirler" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/yurt-disindan-telefon-alisverisi-devri-kapaniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Dec 2025 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/12/elefon.jpg" type="image/jpeg" length="92641"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkeklerin "son kullanma tarihi" mi geliyor?]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/erkeklerin-son-kullanma-tarihi-mi-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/erkeklerin-son-kullanma-tarihi-mi-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim dünyası, erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozomunun geleceğini tartışıyor. Yapılan son araştırmalar, Y kromozomunun genetik mirasını hızla kaybettiğini ve "zamanının dolmak üzere" olabileceğini ortaya koydu. Peki, erkekler gerçekten tarih mi oluyor? İşte çarpıcı araştırmanın detayları...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyası, erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozomunun geleceğini tartışıyor. Yapılan son araştırmalar, Y kromozomunun genetik mirasını hızla kaybettiğini ve "zamanının dolmak üzere" olabileceğini ortaya koydu. Peki, erkekler gerçekten tarih mi oluyor? İşte çarpıcı araştırmanın detayları...</p>

<h3>Genlerin Yüzde 97'si Kayboldu!</h3>

<p><em>Sciencealert</em>'in yayımladığı verilere göre, erkek cinsiyetinin temel taşı olan Y kromozomu, evrimsel süreçte büyük bir yıkıma uğradı. Araştırmalar, bu kromozomun son <strong>300 milyon yıl içinde</strong> (insanlık tarihinin çok öncesinden başlayarak) atalarından gelen genlerin tam <strong>yüzde 97'sini kaybettiğini</strong> gösteriyor.</p>

<p>Başlangıçta X kromozomu ile aynı boyutta ve aynı sayıda gene sahip olan Y kromozomu, bugün X'in sadece üçte biri büyüklüğünde ve çok az işlevsel gen barındırıyor.</p>

<h3>Y Kromozomu Neden "Kapanıyor"?</h3>

<p>Bilim insanlarına göre bu durumun temel sebebi, Y kromozomunun genetik bir "yalnızlık" içinde olması. X kromozomları çift oldukları için birbirleriyle genetik alışveriş yapıp (rekombinasyon) hataları düzeltebilirken, Y kromozomu sadece erkeklerde tek başına bulunur. Bu durum, genetik hataların birikmesine ve zamanla genlerin işlevsizleşerek yok olmasına neden oluyor.</p>

<h3>"Zamanı Dolmak Üzere" mi?</h3>

<p>Bazı genetikçiler, bu hızla devam ederse Y kromozomunun önümüzdeki <strong>4.6 milyon yıl içinde</strong> tamamen yok olabileceğini öngörüyor. Bu, biyolojik açıdan "erkekliğin sonu" olarak yorumlansa da, bilim dünyası bu kadar karamsar değil. Uzmanlar, Y kromozomu yok olsa bile doğanın "yeni bir erkek belirleyici gen" geliştirebileceğini veya mevcut genlerin başka bir kromozoma taşınabileceğini belirtiyor.</p>

<h3>Diğer Türlerde Örnekleri Var</h3>

<p>Aslında bu durum doğada ilk kez yaşanmıyor. Bazı kemirgen türlerinde (örneğin bazı köstebek farelerinde) Y kromozomunun tamamen kaybolduğu ancak bu türlerin hala erkek ve dişi olarak üremeye devam ettiği gözlemlendi. Bu da insan neslinin devamı için umut verici bir emsal oluşturuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Sonuç: Panik mi, Evrim mi?</h3>

<p>Şu an için erkeklerin "kapatılması" gibi bir durum söz konusu değil; ancak biyolojik yapımız büyük bir evrimsel dönüşümün tam ortasında. Bilim dünyası, Y kromozomunun bu gizemli geri sayımını takip etmeye devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/erkeklerin-son-kullanma-tarihi-mi-geliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/12/adsiz-tasarim-3-9.png" type="image/jpeg" length="71725"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından yapay zeka uyarısı: "Evcilleştirmezsek aileyi yıkar"]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/uzmanindan-yapay-zeka-uyarisi-evcillestirmezsek-aileyi-yikar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/uzmanindan-yapay-zeka-uyarisi-evcillestirmezsek-aileyi-yikar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Şan, yapay zekanın günlük hayatta birçok farklı alanda yaygın olarak kullanıldığını söyledi. Yapay zekayı ‘vahşi bir hayvana’ benzeten Prof. Dr. Şan, "Bu vahşi hayvanı evcilleştirmezsek büyüdüğünde aileyi yıkma potansiyeline ulaşır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Eğitimden sağlığa, hukuktan savunma sanayisine kadar birçok alanda artık yapay zekanın yok sayılamayacak düzeyde başarılı işlere imza attığını belirten Prof. Dr. Şan, bilinçli kullanım uyarısında bulundu.<br />
Eğitim bilimlerinde yapay zekayı sıkça kullandığını ifade eden Prof. Dr. Şan, "Derslere hazırlanma ve ders sırasında yapacağımız etkinlikleri sürdürme konusunda işimizi çok kolaylaştırıyor. Ders planı hazırlamak eskisi kadar zor değil. Küçük birkaç komutla işlerimi halledebiliyorum. Öğrencilerle ders sırasında etkileşimi kurmak daha kolay. Onlardan gelen dönüşleri birkaç saniye içinde analiz edip ne öğrenmişler, neyi yanlış öğrenmişler bunları analiz etmek çok kolaylaştı" dedi.<br />
<br />
"Aileyi yıkma potansiyeli olduğunu öngörüyorum"<br />
Yapay zekâ kullanımında insanların bilinçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şan, "Vatandaşın bilinçlenmiyor olmasının ne zararı var diye sorabilirsiniz. Yapay zekayı yeni doğmuş vahşi bir hayvana benzetiyorum. Biz bu vahşi hayvanı evcilleştirmezsek bir süre sonra büyüdüğünde evimizin duvarlarını, kapısını, penceresini yıkabilir. Aileyi yıkma potansiyeli olduğunu öngörüyorum. Yapay zekanın girmediği bir taraf yok. Çocukların oyuncaklarında yapay zekâ artmaya başladı. Hastanelerde sağlık takibinden hukuka kadar birçok alanda arttı. Günlük hayatımıza baktığımda ise arabalardaki kısa fardan uzun fara geçmesi bir yapay zeka unsuru. Aynı şekilde çarpışma önleme sistemleri bir yapay zeka unsuru. Bunları düşündüğümüzde neredeyse hayatımızın her yerinde var. Özellikle cep telefonlarının kişisel asistanlarının bizi sürekli takip ettiği bir çağdayız" ifadelerini kullandı.<br />
Yapay zekanın küçümsenemeyecek bir konumda olduğunu belirten Prof. Dr. Şan, "Yapay zekanın ‘yapay’ ön ekinden rahatsızım. Yapay dediğimiz zaman biz onu küçümsemiş oluruz. Sizin, benim gibi bir zekâ. Dolayısıyla doğal ve yapay ayrımı zekâ kelimesine çok gitmiyor. Bunun yerine ‘tamamlayıcı’ ifadesini kullanmak daha doğru" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"Henüz evcilleştirilmemiş bir hayvan"<br />
Prof. Dr. Şan, yapay zeka kullanırken dikkat edilmesi gerekenler için de "Varsayalım ki evcil bir hayvan besliyoruz. Bu hayvanı beslerken bile çok dikkat etmemiz gerekir ki bu henüz evcilleştirilmemiş bir hayvan. Dolayısıyla herhangi bir hayvanı evcilleştirme sürecinde ne yapmamız gerekirse burada da bunu yapmamız gerekir. Evimizi yapay zekaya teslim edip kenara çekilmek büyük bir hata olduğu gibi ilişkiler sırasında ebeveynlerin teknolojik cihazlara dalması olayından uzak durulması gerekir. Bu aynı zamanda çocuklarda teknoloji kullanımı merakını artırıyor. Akabinde bilimsel körelme geliyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/uzmanindan-yapay-zeka-uyarisi-evcillestirmezsek-aileyi-yikar</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/12/y-z.jpg" type="image/jpeg" length="15969"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Soğuk havalar telefon bataryalarının ömrünü azaltıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/soguk-havalar-telefon-bataryalarinin-omrunu-azaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/soguk-havalar-telefon-bataryalarinin-omrunu-azaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soğuk havalar cep telefonu bataryalarının ömrünü azaltıyor. Bu konuda kullanıcılardan daha fazla şikayet aldıklarını belirten telefon tamiri ve satışı yapan Yiğit Aytekin, vatandaşlara bilinçli kullanım tavsiyesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düşük derecelerde seyreden hava sıcakları sadece insanlara günlük hayatlarını zorlaştırmakla kalmayıp teknolojik cihazları da olumsuz etkiliyor. Bataryalar, çok düşük sıcaklıklarla ve ani ısı değişimlerinde ömürlerini hızlıca tamamlıyorlar. Eskişehir'de uzun yıllardır telefon tamiri ve satışı yapan Yiğit Aytekin, vatandaşların kış aylarında kendilerine en fazla batarya şikayeti ile geldiklerini belirtti.<br />
<br />
"Soğuk hava, telefonlara çeşitli zararlar verebilir"<br />
Soğuk havaların telefon bataryalarına etkisi hakkında konuşan Yiğit Aytekin, "Kış ayları yaklaştı ve soğuklar bastırmaya başladı. Soğuk hava, telefonlara çeşitli zararlar verebilir. Bataryalar ve telefonun içinde bulunan entegreler, belirli sıcaklık aralıklarında çalışabilir. Belli bir sıcaklığın ne üstünde ne de altında sağlıklı bir şekilde çalışamazlar. Aynı zamanda, bataryalar soğukta kapasite düşüklüğü yaşar. Bu durum her türlü batarya için geçerlidir; araç aküsü, elektrikli araç bataryası ve telefon bataryaları da buna dahildir. Soğuklarda telefonların şarjı daha az gidebilir. Bundan dolayı, telefonların şarj süresini uzatmak isteyen kullanıcıların cihazlarını biraz daha soğuktan koruması gerekebilir. Cihazlar aynı zamanda soğukta biraz daha yavaş çalışabilir, çünkü entegreler hem ısındıkça hem de soğudukça bazı fonksiyonları yerine getirmeyebilir. Isı ve sıcaklık farkları cihazlara zarar verebilir" dedi.<br />
<br />
"Kullanıcının cihazı koruması, bilinçli kullanmasına bağlıdır"<br />
Bu mevsimde vatandaşların cep telefonu konusundaki şikayetlerinin arttığını anlatan esnaf Aytekin, "Kış aylarında müşterilerimiz genellikle bize telefonlarının şarjının az gittiği şikâyetiyle geliyor. Bu durum, bataryanın kendi kapasitesi ve ömrüyle de alakalıdır. Örneğin, ömrü azalmış bir batarya, kış aylarında çok daha hızlı tükenmeye başlar. Bu sebeple kullanıcılar, genellikle yeni batarya taktırarak kapasiteyi artırıyorlar. Vatandaşlar kılıf kullanarak bu duruma engel olamazlar. Kılıf sadece telefonu darbelere karşı korur, soğuğa karşı herhangi bir koruma sağlayamaz. Kullanıcının cihazı koruması, bilinçli kullanmasına bağlıdır. Cihazı soğukta bekletmemesi ve metal yüzeylere koymaması gibi yöntemlerle telefonunu koruyabilir" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/soguk-havalar-telefon-bataryalarinin-omrunu-azaltiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/12/a-w597112-02.jpg" type="image/jpeg" length="15136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Yapay zeka hem teknolojik hem psikolojik risk taşıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/uzmanlar-uyardi-yapay-zeka-hem-teknolojik-hem-psikolojik-risk-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/uzmanlar-uyardi-yapay-zeka-hem-teknolojik-hem-psikolojik-risk-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi olan ve yapay zeka üzerine araştırmalar yürüten Doç. Dr. Hande Alemdar ile Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri İdari Sorumlusu Uzman Doktor Huriye Aslan yapay zeka ile ilgili uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zeka kavramının 1950'lerde ortaya atılmasından bu yana hızla gelişen teknolojiler, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte günlük yaşamdan sürekli veri üretilmesini mümkün hale getirdi. Kullanıcıların dijital etkileşimleriyle büyük bir veri kaynağına dönüşmesi, bu veriyi işleyen algoritmaların ve güçlü bilgisayarların geliştirilmesiyle birleşince, bugün karmaşık problemleri çözebilen yapay zeka sistemleri ortaya çıktı. Bu gelişmeler önemli avantajlar sağlarken, dolaylı veri işleme süreçleri, mahremiyet riskleri, psikolojik destek benzeri sohbetlerin makinelere kayması ve bireylerin dijital yalnızlaşması gibi olumsuzlukları da beraberinde getirdi.<br />
ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi olan ve yapay zeka üzerine araştırmalar yürüten Doç. Dr. Hande Alemdar ile Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri İdari Sorumlusu Uzman Doktor Huriye Aslan yapay zekaya dair gelişmeleri İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine değerlendirdi.<br />
<br />
"Bazı sistemlerde kendini kopyalama yeteneği görüldü ama korkulacak bir seviyede değil"<br />
Yapay zekanın kendisini kapatma, yedekleme ya da koruma eylemlerine, öz savunma sisteminde dair konuşan Alemdar, "Bu sistemler şu anda belli başlı büyük şirketler tarafından geliştiriliyor ve bunlar kapalı kutu diye tabir edebileceğimiz sistemler. Çünkü o boyutta bir veri, o boyutta bir işlem gücü herkesin elde edebileceği bir şey değil. Bunun için çok büyük yatırımlar gerekiyor. Dolayısıyla bu kara kutu sistemlerin o büyük şirketler tarafından nasıl kullanıldığı ve nasıl geliştirildiği ile ilgili tam olarak bütün detaylara hakim değiliz. Bu nedenle araştırmacılar bir yandan erişebildikleri kadar bu sistemleri denemeye çalışıyorlar. 'Acaba bu sistemlerin böyle özellikleri var mı?' diye test ediliyor. Bu sistemler kendi kendilerine oturup da insanlara saldırayım ya da kendimi yedekleyeyim, dünyayı ele geçireyim demiyor. Biz onları geliştiren şirketlerin onları nasıl özelliklerle donattığını anlayabilmek için özellikle tasarlanmış bu çalışmaları yapıyoruz. En son yapılan çalışmalarda bazı sistemlerde gerçekten kendini kopyalama, yedekleme gibi özelliklerin olduğunu ancak bunun şu anda korkulacak bir seviyede olmadığını ortaya çıkarmış bulunuyoruz. Test ettiğimiz şey ona birileri kendini kapat derlerse, sen kendini kopyala demişler mi dememişler mi onu anlamaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"Aslında her şeyde bizim verilerimize erişme yetkisini vermiş oluyoruz"<br />
Kullanıcıların kendi verileriyle ilgili son derece dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Alemdar, "Herhangi bir web sayfasına eriştiğinizde ya da bir gönderiyi beğendiğinizde dahi bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bir veri üretiyorsunuz. Bu veriyi o tıkladığınız kabul ediyorum ya da web sayfalarının alt kısımlarına saklanmış küçük kutucuklara tıklamak suretiyle başkalarıyla paylaşmaya aslında izin veriyoruz. Bu verdiğimiz izinler bizim çoğunlukla bilgimiz dahilinde olmuyor. Buraya tıklamazsam devam edemeyeceğim, bir an önce tıklayayım ben bunu geçeyim diye düşündüğümüz her şeyde aslında bizim verilerimize erişme yetkisini vermiş oluyoruz. Ondan sonra da bizim verilerimizi çaldılar diyoruz. Gerçekten çalmıyorlar, biz onlara o yetkiyi vermiş oluyoruz. Çok dikkatli olmalıyız, eğer böyle bir kaygımız varsa hiçbir şekilde verilerimize erişilmesin, kullanılmasın istiyorsak en güzeli bu ortamlardan uzak durmak. Ancak o da mümkün değil" dedi.<br />
<br />
"Kullanıcı olarak dikkatli olmalıyız, nasıl engelleyebileceğimizin sorusunu henüz bilmiyoruz"<br />
Kişisel mahremiyetin ihlalinin sorumluluklarının kimde olduğuna dair konuşan Alemdar, şu ifadelere yer verdi:<br />
"Kullanıcıların öncelikle bir şeyleri kabul etmeden önce gerçekten detaylarına hakim olmaları gerekir ve gerçekten bir sorun hissediyorlarsa o veriyi paylaşmaktan çekinmeleri gerekir. O servisi kullanmama pahasına dahi olsa. Bunun şu anda tek yolu bu. İlk geliştirilen yapay zeka sistemlerinin birtakım kitaplardan, telif durumu söz konusu eserlerden elde edildiği ortaya çıkınca çok büyük davalar açıldı. O kitapların yazarları haklarını korumak istediler. Ancak bu şeyler sonuçsuz kaldı. Kapalı kutu sistem olduğu için gerçekten hangi veriyle ne eğitildi, hangi veri ne amaçla kullanıldı bilgisine çoğumuz hatta hiçbirimiz hakim değiliz. O veri çok büyük olduğu için onu gerçekten ayrıştırmamız da çok mümkün gözükmüyor. O yüzden kullanıcı olarak dikkatli olmalıyız ama nasıl engelleyebileceğimizin sorusunu henüz bilmiyoruz."<br />
<br />
"Hem etik hem hukuki boyutta tartışılmalı ve ciddi önlemler alınmalı"<br />
Mevcut hukuki altyapının yapay zekanın gelişmelerini yakalayamadığını söyleyen Alemdar, "Bir şeyin hukuki olması etik olduğu anlamına da gelmiyor. Hem etik hem de hukuki boyutta tartışılmalı ve ciddi önlemlerin alınması gerekiyor. Teknolojik altyapı buna izin verse de hukuki yaptırımların olmaması, tabii şirketleri bu yoldan döndürme konusunda yeterince ikna edici olmuyor maalesef. Yapay zeka bundan sonra hayatımızda olacak. Ondan korkmak ya da onu yok saymak ya da onu kötülemek yerine onu nasıl kullanabileceğimizle ilgili düşünmemiz gerekiyor. Eğitimde yapay zeka kullanımı çok önemli çünkü çok yapay zekanın içine doğmuş bir nesil yetişmekte. Bu nesil büyüdüğü zaman biz onlara hazırlıklı olmalıyız. Eğitim sistemini yeniden değerlendirmek, iş yapış şekillerimizi yeniden değerlendirmek gerekiyor. Yapay zeka işimizi elimizden alacak mı bilmiyorum ama yapay zeka kullanan birisi kullanmayan birisine göre avantajlı hale gelecek. Birçok artısı var. Artılarına odaklanıp tehlikelerinden haberdar olarak dikkatli şekilde ilerlememiz gerekiyor" dedi.<br />
<br />
"İntiharlar ve bir başkasına zarar verme eylemleri yapay zeka ile dertleşme sonrası gündeme geliyor"<br />
Yapay zeka ile dertleşmenin olumsuz pek çok tarafı olduğunu aktaran Aslan, "Tanısı ve tedavisi geciken insan, yapay zekanın kullandığı aşırı destekleyici, valide edici dil nedeniyle patolojisi artabilir. Tanı ve tedavi almakta geciken kişiler ise maalesef bu tedavinin gecikmesinden kaynaklı dramatik sonuçlarla gündeme gelebilir. Son günlerde de sıkça duyduğumuz gibi intiharlar ve bir başkasına zarar verme eylemleri yapay zeka ile dertleşme sonrası gündeme geliyor. Bir olumsuz yönü de sosyal izolasyona neden olma ihtimali. Yapay zeka ile dertleşen insan bir başka insanla görüşme ihtiyacını azalıyor gibi hissedebilir. Bu nedenle sosyal ilişkilerde bir zayıflama, insanların daha yalnızlaşması söz konusu olur" dedi.<br />
<br />
"Veri gizliliğinin net olmaması nedeniyle oradaki söylemlerimiz bir başka yerde kullanılabilir"<br />
Yapay zekada veri gizliliğinin olmadığına dikkati çeken Aslan, "İnsanları yalnızlaştırabilir, mevcut psikopatolojiyi arttırabilir. Ayrıca yasal sınırların net olmaması, veri gizliliğinin net olmaması nedeniyle oradaki söylemlerimiz bir başka yerde kullanılabilir. Sonuçta tıbbi etik ilkelerle çalışmak yerine daha çok müşteri kazanma ve hızlı gelişim üzerine kurulmuş bir sistemdir yapay zeka sistemi. Yani tıbbi alanda bir profesyonellik yerine daha çok ticari anlamda yapılan uygulamalar, yazılımlardır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Ruhsal anlamda tamamen profesyonel bir destek olmayacaktır"<br />
İnsanların sorun yaşadıklarında sağlık profesyoneline başvurmalarının daha uygun olduğunu belirten Aslan, şu ifadeleri kullandı:<br />
"Kendilerinde bir sorun hissettiklerinde bir sağlık profesyoneline başvurmaları daha uygundur. Yapay zeka ile başka anlamlarda yardım alabilir fakat ruhsal anlamda tamamen profesyonel bir destek olmayacaktır. Aldıkları yanıtlar sonuçta tamamen bir veri analizi ya da kendilerinden alınan yanıtlar sonrası şekillenen yanıtlardır. Yapay zeka ruhsal alanda kullanılma tek başına değil de psikiyatristlerle entegre çalışacak uygulamalar geliştirildikten sonra psikiyatri alanındaki gelişmeye de katkısı bulunabilir. Tabii ki yapay zekayı tamamen kullanmama taraftarı değiliz. Fakat bu ruhsal profesyonellerinden alınan gözetim ve destekle veri gizliliğini koruyacak şekilde ve yasal sınırlılıkları net olacak şekilde olursa daha da uygun olacaktır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/uzmanlar-uyardi-yapay-zeka-hem-teknolojik-hem-psikolojik-risk-tasiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 12:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/12/a-w595082-03.jpg" type="image/jpeg" length="94990"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yangına dayanıklı kartlı kilitlere standart getirildi]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/yangina-dayanikli-kartli-kilitlere-standart-getirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/yangina-dayanikli-kartli-kilitlere-standart-getirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik" kapsamında yapılan son düzenlemeyle, mevcut binaların TS EN 1634-1 standardına uygun kapı ve kilit sistemlerine geçiş süresi 31 Aralık 2025’e uzatıldı. 1 Temmuz 2025 tarihli ve 10026 sayılı karara göre oteller, kamu yapıları ve tesislerde kullanılan kilit ve hırdavat sistemlerinin standartlara uygun hale getirilmesi zorunlu olacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yangına dayanıklı kartlı kapı kilitleri alanında faaliyet gösteren Telcom Teknoloji A.Ş., sektörde erken uyum sağlayan firmalardan biri olduğunu açıkladı. Telcom ve General Kilit markalarına ait ürünlerin standartlarına göre test edilerek 60 dakikaya kadar yangın dayanımı sağladığı, şirketin akredite test raporlarıyla belgelenmiş durumda olduğu belirtildi.<br />
<br />
Kararı değerlendiren Telcom Yönetim Kurulu Başkanı Osman Yücel, sürenin uzatılmasının rehavet oluşturmaması gerektiğini ifade ederek, "Süre uzatımı bir fırsat ama rahatlama değil. TSE yangın dayanım sertifikalı kilitlerle çalışıyoruz, müşterilerimize belgelendirilmiş setler kullanmalarını öneriyoruz" dedi.<br />
<br />
Yücel, özellikle oteller ve kamu binalarındaki tahliye senaryolarının gerçek şartlarda test edilmesi ve kartlı sistemlerin afet modlarının denetlenmesi gerektiğini söyledi. Yangın güvenliğinin artık donanım değişimiyle sınırlı olmadığını belirten Yücel, yeni nesil elektronik sistemlerin güvenliğin dijital bir bütünlük içinde yönetilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.<br />
<br />
Telcom Teknoloji’nin TSE Yapı Malzemeleri Yangın ve Akustik Laboratuvarı’nda test edilen General Coral model kartlı otel kapı kilidinin, TS EN standardına uygun ilk yerli sistemlerden biri olduğu bilgisi paylaşıldı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/yangina-dayanikli-kartli-kilitlere-standart-getirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/12/kilit.jpg" type="image/jpeg" length="44973"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çiğ süt, gıdayla bulaşan idrar yolu enfeksiyonlarına kapı açıyor]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/cig-sut-gidayla-bulasan-idrar-yolu-enfeksiyonlarina-kapi-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/cig-sut-gidayla-bulasan-idrar-yolu-enfeksiyonlarina-kapi-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı tarafından çiğ süt üzerine yapılan çalışma, görünmez bir bakteri ekosistemini ortaya koydu. Yapılan çalışma, süt aracılığıyla vücuda giren bu sistemdeki bakteriler sessizce üriner sisteme ulaşıp enfeksiyon oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya kırsalından alınan 122 çiğ süt örneğini inceleyen bilim insanları, bazı bakterilerin süt yoluyla vücuda girdiğini ve özellikle kadınlar, yaşlı bireyler ve bağışıklığı zayıf kişiler için risk taşıdığını ortaya koydu.<br />
Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Birimi tarafından desteklenen ‘Çiğ Süt Örneklerinde Escherichia coli Prevalansının ve Üropatojenik E. coli (UPEC) Virülans Genlerinin Araştırılması' çalışması Malatya bölgesinden toplanan sütlerde ‘E.coli' bakterisinin yüksek oranda bulunduğunu gösterdi.<br />
Araştırmanın yürütücüsü Doç. Dr. Seval Cing Yıldırım, bu durumun insan sağlığı açısından risk oluşturduğunu belirtti.<br />
Doç. Dr. Seval Cing Yıldırım, "Bugün burada paylaşacağımız emareler, çiğ sütle ilgili bildiklerimizi önemli ölçüde değiştirecek nitelikte. Yıllardır çiğ süt genellikle sadece E. coli var mı yok mu? diye değerlendirildi. Oysa bizim yaptığımız çalışma, çok daha kritik bir noktayı gösteriyor. Bu bakterilerin hangi hastalık yapıcı genleri taşıdığını bilmekte çok önemli. Malatya bölgesinden topladığımız çiğ sütlerde E. coli oranları beklediğimizden yüksekti. Ancak asıl çarpıcı olan şu, bu izolatların önemli bir kısmı, idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilen UPEC (Üropatojenik E. coli) adlı özel suşların genetik özelliklerini taşıyordu. Özellikle ‘fimA ve agn43' genleri neredeyse tüm izolatlarda pozitifti. Bu genler bakteriye idrar yollarına tutunma, biyofilm oluşturma ve bağışıklıktan kaçma gibi güçlü yetenekler kazandırıyor" dedi.<br />
Çiğ sütün, yalnızca dışkı bulaşıyla kirlenmiş bir ürün olmadığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, "Çiğ süt, hastalık yapma potansiyeli yüksek bakteriler için bir taşıyıcı ortam olabilir. Yani çiğ süt, görünmez bir bakteri ekosistemi aslında ve bu ekosistemdeki bazı üyeler insan sağlığı açısından risk oluşturur. Bu durum literatürde giderek önem kazanan bir kavramı işaret ediyor. Yani gıdayla bulaşan idrar yolu enfeksiyonları. Süt aracılığıyla alınan bu bakteriler sessizce üriner sisteme ulaşıp enfeksiyon oluşturabilirler. Özellikle bu durum kadınlarda, yaşlı bireylerde ve bağışıklığı zayıf kişiler için de risk oluşturuyor" ifadesine yer verdi.<br />
Bu çalışmanın, Türkiye'deki gıda güvenliği politikaları açısından önemli bir boşluğu da görünür kıldığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, "Mevcut denetim sistemleri hâlâ "bakteri var mı yok mu?" yaklaşımına dayalı olarak işliyor. Oysa emarelerimiz, moleküler patojenite analizlerinin ve antimikrobiyal direnç taramalarının rutin gıda kontrol süreçlerine entegre edilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bir diğer kritik emaremiz, tüm izolatların sefalotin antibiyotiğine dirençli olmasının yanı sıra çoklu antibiyotik direnci de mevcut. Bu tablo, antibiyotik direncinin hayvancılık ortamlarında seçilip gıda zinciri aracılığıyla topluma geri döndüğünü açıkça ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle, çiftlikten sofraya uzanan çok yönlü bir direnç zinciri ile karşı karşıyayız" şeklinde konuştu.<br />
Isıl işlemin bakteri üzerindeki etkisini de anlatan Doç. Dr. Yıldırım, "Pastörizasyon ve kaynatma büyük oranda etkilidir; ancak sağımdan depolamaya, taşımadan işleme ve satışa kadar uzanan hijyen zinciri doğru işletilmezse risk maalesef sıfırlanmaz. Özellikle çiğ sütten yapılan peynirlerde uygulanan ısıl işlemler kısa süreli olduğu ve yeterli sıcaklığa ulaşmadığı için, dirençli bakterileri ve virülans genlerini tamamen elimine etmek her zaman mümkün değildir. Sonuç olarak, sütün doğal niteliği tek başına mikrobiyolojik güvenliği garanti etmez. Hedefimiz toplumda korku oluşturmak değil, bilimsel kanıtlarla desteklenen bir farkındalık oluşturmaktır. Uygun ısıl işlem, hijyen ve moleküler denetim süreçleri benimsendiğinde süt ve süt ürünlerinin güvenli tüketimi kolayca sağlanabilir" ifadesine yer verdi.<br />
6 ayda 122 çiğ süt örneği incelendi<br />
Araştırmada yer alan İnönü Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Aynur Akan ise, Malatya kırsalından alınan 122 adet çiğ süt örneğini 6 aylık bir periyotta toplandıklarını söyledi. Proje kapsamındaki çalışmaların bir kısmının Sinop Üniversitesi'nde yürütüldüğünü belirten Akan, "Çalışmaların bir kısmı İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Endüstriyel Biyoteknoloji araştırma Laboratuvarı'nda gerçekleştirilirken bir kısmı da Sinop Üniversitesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Zeynep Yeğin ve Dr. Öğr. Üyesi Cumhur Avşar ile yapıldı. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi'ne desteklerinden ötürü teşekkür ederim" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/cig-sut-gidayla-bulasan-idrar-yolu-enfeksiyonlarina-kapi-aciyor</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Nov 2025 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/11/sut-3.jpg" type="image/jpeg" length="77803"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mars'tan İlk Kez Duyuldu: NASA Açıkladı]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/marstan-ilk-kez-duyuldu-nasa-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/marstan-ilk-kez-duyuldu-nasa-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA'nın Mars'ta görev yapan gelişmiş keşif aracı Perseverance, Kızıl Gezegen'de bilim dünyasını heyecanlandıran bir ilke imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NASA'nın Mars'ta görev yapan gelişmiş keşif aracı <strong>Perseverance</strong>, Kızıl Gezegen'de bilim dünyasını heyecanlandıran bir ilke imza attı: Mars'ta ilk kez hem şimşek (elektrik deşarjı) hem de ardından oluşan <strong>gök gürültüsü</strong> kaydedildi. İki Mars yılı süren gözlemler sonucunda toplam <strong>55 elektrik deşarjı</strong> olayı tespit edildi.</p>

<p></p>

<h3>Gök Gürültüsü Nasıl Kaydedildi?</h3>

<p></p>

<p>Fransa'daki Toulouse Üniversitesi'nden gezegen bilimci Baptiste Chide liderliğindeki ekip, Perseverance'ın ses ve elektromanyetik parazit kayıtlarını detaylı bir şekilde inceledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p><strong>55 Şimşek İzi:</strong> İlk olarak mikrofon, elektrik deşarjının kablolara karışmasıyla oluşan ani elektronik sesleri kaydetti.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Gök Gürültüsü:</strong> Kaydedilen yedi olayın sonunda ise, elektrik deşarjının çevresindeki havayı aniden ısıtıp genişletmesiyle oluşan, küçük bir <strong>sonik patlama</strong> yani gök gürültüsü net bir şekilde duyuldu.</p>
 </li>
</ul>

<p>Gözlemler, bu elektriksel olayların atmosferdeki yüksek toz konsantrasyonundan ziyade, şiddetli <strong>rüzgarların ve büyük toz fırtınası cephelerinin</strong> yaşandığı anlarda gerçekleştiğini ortaya koydu.</p>

<p></p>

<h3> Bu Keşfin Anlamı Ne? İki Kritik Sonuç</h3>

<p></p>

<p>Mars'ta şimşek ve gök gürültüsü olduğunun kanıtlanması, bilim ve teknoloji alanında iki önemli sonucu beraberinde getiriyor:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Gelecek Görevlerde Koruma:</strong> Artık Mars atmosferinde elektrik deşarjlarının var olduğu bilindiği için, gelecekte Kızıl Gezegen'e gönderilecek keşif teknolojileri, bu elektrik boşalmalarından korunacak şekilde daha dayanıklı tasarlanacak.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yaşam İhtimali Hesabı:</strong> Dünya'da yaşamın ortaya çıkışında şimşeklerin önemli bir rol oynadığı varsayılıyor. Astrobiyologlar, Mars'ta şimşek olması durumunu, olası yaşam ihtimali ve kimyasal reaksiyon hesaplarına dahil edebilecekler.</p>
 </li>
</ol>

<p>Araştırmacılar, bu çalışmanın Mars atmosferi araştırmaları için yeni bir kapı açtığını ve atmosferdeki elektriksel olayları hesaba katacak yeni modellemelerin önünü açtığını belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/marstan-ilk-kez-duyuldu-nasa-acikladi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Nov 2025 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/11/istockphoto-2057625445-612x612.jpg" type="image/jpeg" length="99687"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eskişehir'den sonra gözler Malatya'daki NTE rezervine çevrildi]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/eskisehirden-sonra-gozler-malatyadaki-nte-rezervine-cevrildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/eskisehirden-sonra-gozler-malatyadaki-nte-rezervine-cevrildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin'den sonra dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementi rezervinin Eskişehir'de olduğunun açıklanmasının ardından gözler Malatya'ya çevrildi. Jeoloji Mühendisleri Odası Malatya İl Temsilcisi Mehmet Yunus Gülmez, Kuluncak ilçesinde önemli büyüklükte nadir toprak elementleri rezervinin bulunduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Batarya üretiminden akıllı telefonlara, enerji sektöründen savunma sanayisine kadar birçok alanda hayati öneme sahip olan nadir toprak elementleri dünyanın dikkatini çekiyor. Çin'den sonra dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementlerine sahip Eskişehir'de çalışmalar sürerken benzerleri Malatya'nın Kuluncak ilçesinde yürütülüyor.<br />
Jeoloji Mühendisleri Odası Malatya İl Temsilcisi Mehmet Yunus Gülmez, konu hakkında yaptığı açıklamada Kuluncak'ta büyük bir nadir toprak elementi rezervinin olduğunu söyledi. Gülmez, "Nadir toprak elementleri son günlerde gündeme gelen ülkemiz ve dünya için önemli bir konu. Resmî açıklamalarda dünyanın en büyük ikinci büyük rezervinin Eskişehir'de olduğu belirtildi. Bunun haricinde şehrimizde Malatya'nın Kuluncak ilçesinde de yapılan çalışmalarda büyük bir rezerv keşfi söz konusu. Bununla ilgili net bir rezerv açıklaması yok ama yapılan çalışmalar aksinin söz konusu olmadığını gösteriyor. Bununla ilgili yapılan çalışmalar Enerji Bakanlığı bünyesinde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından yapıldı" dedi.<br />
<br />
Kuluncak'tan alınan örnekler incelendi<br />
Kuluncak bölgesinde 2020 yılında çalışma yapıldığını belirten Gülmez, "Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu bünyesinde faaliyetler burada devam etti. 2020-21-22 yıllarında arazi çalışması yapıldı. Bu arazi çalışmalarında alınan örnekler incelemeye tabi tutuldu. Bu bölgede yeniden bir arazi çalışması başlayacak" şeklinde konuştu.<br />
<br />
Çalışmalar yeniden başlayacak<br />
Nadir toprak elementlerinin işletmesinin Malatya dışına kurulacağı yönünde açıklamada bulunan Gülmez, "Bu konuyu ilk haberleştirdiğimiz dönemde benim tek bir amacım vardı. Bir kamuoyu oluşturmak ve bu tesisi Malatya sınırları içinde yapılmasını sağlamaktı. Bürokratların, siyasilerin konuyla ilgili adım atmasını beklemekti. Ama duyumlarımız ve tahminimiz bu işletmenin Malatya sınırları içinde yapılmayacağı yönünde. Bu çalışmalar yeniden başlayacak. Kuluncak Malatya'nın bir ilçesi. Burada çok fazla yeraltı zenginliği söz konusu. Nadir toprak elementlerinin işletmesi riskli ve tabii biraz ayrıntılı. Bununla ilgili çok fazla bir teknolojiye sahip değiliz. O yüzden ilk pilot tesis Eskişehir'de kurulan tesis. Bununla ilgili ülkeler arası bakanlık seviyelerinde anlaşmalar var" dedi.<br />
MTA'nın 2019 faaliyet raporunda Malatya'nın Kuluncak ilçesinde yer alan madenlerin belirtildiğini ifade eden Gülmez, "Bunlar mahrem bilgiler değil. 7 tane nadir toprak elementi var. Hepsi birbirinden önemli değil. Bu arz-talep meselesi. Gelecekte hangi teknolojide hangileri işe yarayacak? Bunlar önemli. Bu cevherler enerji sektöründe savunma teknolojisine kadar kullanılabilecek nitelikte özelliğe sahip. Zamanla ilerleyen teknolojiyle de daha farklı alanlarda da kullanılma müsait elementler" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, ESKİŞEHİR, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/eskisehirden-sonra-gozler-malatyadaki-nte-rezervine-cevrildi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Nov 2025 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/11/jeo1.jpg" type="image/jpeg" length="35040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlk uydu veri işleme ve yapay zekâ analiz platformu başladı]]></title>
      <link>https://www.milliirade.com/ilk-uydu-veri-isleme-ve-yapay-zeka-analiz-platformu-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milliirade.com/ilk-uydu-veri-isleme-ve-yapay-zeka-analiz-platformu-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[EPDK AR-GE Komisyonu tarafından onaylanan proje, Aras EDAŞ’ın enerji sektöründe dijitalleşme ve yapay zekâ tabanlı altyapı dönüşümünü hızlandıracak stratejik bir adım olarak öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Elektrik dağıtım sektöründe bir ilke daha imza atan Aras Elektrik, UMASS Green AI-Uydu Entegre Milli Akıllı Sayaç Sistemleri Büyük Veri Analitiği Platformu Geliştirilmesi AR-GE Projesinde yürütücü rolünde yer aldı.<br />
EPDK AR-GE Komisyonu tarafından onaylanan proje, Aras EDAŞ’ın sektördeki yenilikçi ve öncü konumunu bir kez daha teyit ederken, enerji sektöründe dijitalleşme ve yapay zekâ tabanlı altyapı dönüşümünü hızlandıracak stratejik bir adım olarak öne çıkıyor.<br />
Aras EDAŞ’ın yürütücülük rolü<br />
Türkiye’nin elektrik dağıtım alanında hayata geçirilen ilk büyük ölçekli uydu veri işleme ve yapay zekâ platformunun geliştirilmesine dair açıklamalarda bulunan Aras EDAŞ Genel Müdürü Fikret Akbaş, şu ifadeleri kullandı: "Elektrik dağıtım sektöründe geleceği şekillendiren temel unsurlar; yüksek veri kalitesi, yapay zekâ tabanlı karar mekanizmaları ve sürdürülebilir teknolojik altyapılardır. UMASS-Green AI ile yalnızca bugünümüzü güçlendirmiyor, aynı zamanda sektörün geleceğini uydu tabanlı veri akışı ve yapay zekâ mimarileriyle yeniden tanımlıyoruz. Aras EDAŞ olarak bu dönüşümün yürütücüsü ve aynı zamanda bir paydaşı olmaktan gurur duyuyoruz."<br />
Uydu tabanlı yeni nesil veri ve yapay zekâ mimarisi<br />
UMASS-GreenAI, elektrik dağıtım sektöründe hem telemetrik sayaç verisinin hem de uydu görüntü verisinin uydu üzerinden alınabilecek şekilde yeniden kurgulanmasını hedefleyen, yer istasyonuna bağımlılığı azaltarak güvenli, kesintisiz ve geniş kapsamalı bir altyapı oluşturmasını sağlayan tamamen milli bir teknoloji projesi olarak öne çıkıyor. Proje kapsamında geliştirilecek platform, bu iki veri tipinin yapay zekâ tarafından işlenebilir "AI-Ready" bir formata dönüştürülmesini sağlayacak ve veri işleme süreçlerini modern bir mimariyle yeniden şekillendirecek.<br />
Verilerin ön işleme, özellik çıkarımı, anlam zenginleştirme ve yapay zekâ modellemeleriyle analiz edilmesi sonucunda; kayıp-kaçak yönetiminden risk tespitine, sürdürülebilirlik hesaplamalarından enerji analitiğine kadar geniş bir yelpazede yüksek doğruluklu içgörüler üretilmesi hedefleniyor. Bu yapı, sektörde ilk kez uydu, telemetri, CBS ve yapay zekâ bileşenlerini tek bir bütünleşik platform altında bir araya getirmesiyle önem taşıyor.<br />
Yeşil ve dijital dönüşüm vurgusu<br />
Açılış programında uzman katılımcılar tarafından projenin teknik kriterleri değerlendirildi ve sürecin temelini oluşturan yeşil ve dijital dönüşüm başlıkları anlatıldı. Ayrıca proje kapsamındaki "elektrik dağıtım altyapılarının uydu ile haberleşmesi" ilkesine yönelik incelemelerin bir parçası olarak, Hacettepe Teknokent yerleşkesindeki uydu ve uzay teknolojileri girişimleri ziyaret edilerek teknik incelemelerde bulunuldu.<br />
Akbaş: "Elektrik sektörü hem iklim hedefleri hem de dijitalleşme gereklilikleri açısından kritik bir eşikte. Uydu verisi, büyük veri analitiği ve yapay zekâyı bir arada kullanan bu proje, Aras EDAŞ’ın sürdürülebilir gelecek vizyonunun somut bir göstergesidir." dedi.<br />
"Bu bir başlangıç" mesajı<br />
Yalnızca bugünün teknolojilerine değil, geleceğin enerji altyapılarına yatırım yaptığının altını çizen Akbaş: "UMASS-GreenAI, enerji sektöründe attığımız en değerli adımlardan biridir. Ancak bunu bir başlangıç olarak görüyoruz. Aras EDAŞ olarak teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirlik alanlarında atacağımız yeni adımlarla sektörün dönüşümünde öncü olmaya devam edeceğiz." dedi.<br />
EPDK AR-GE desteğiyle hayata geçirilen proje, Aras EDAŞ’ın yürütücülüğünde, ELDER ve Enerji Uzmanları Derneği koordinasyonunda ilerleyecek. Diğer dağıtım şirketleri ise proje ekosisteminde önemli iş birliği paydaşları olarak yer alacak. Toplam 36 ay sürecek proje, elektrik dağıtım sektörüne yüksek katma değer kazandırmayı, operasyonel verimliliği artırmayı ve milli teknoloji ekosistemini güçlendirmeyi hedefliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.milliirade.com/ilk-uydu-veri-isleme-ve-yapay-zeka-analiz-platformu-basladi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milliiradecom.teimg.com/crop/1280x720/milliirade-com/uploads/2025/11/a-w585622-01.jpg" type="image/jpeg" length="84869"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
