İSLAM’DA EMANET BİLİNCİ

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

Emanet; emniyet ve güven içinde olmak anlamına gelir. Hıyanet sözünün zıddıdır. Ayrıca bir kişiye geçici olarak bırakılan şeye de emanet denir. Kısaca, insanın sorumluluk alanına giren her şey bir emanettir. Emin kişi olmak, mümin ve müslüman olmak da aynı şeylerin bir diğer ifadesidir. 

Peygamberlerin olmazsa olmaz beş özelliğinden birinin "emanet” olması, emanetin, önemini ifade etmektedir. Bu da, peygamberlerin her yönü ile güvenilir kişi olduklarını ifade eder. Hz. Peygambere düşmanlıkta bir araya gelen Mekkelilerin, birbirlerinden çok ona inanıp, altın ve gümüş gibi tüm kıymetli eşyalarını emanet olarak ona bırakmaları onun bu özelliğinden kaynaklanmaktadır.

Emanet hakkında Kuran’ı kerimde şöyle buyrulur: “Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” (Nisa, 4/ 58)  Ayet-i Celile, emanetlerin, onları taşıyabilecek yetenekte olanlara verilmesini ve "insan"lar arasında da adalete uygun hükümler verilmesini emretmektedir. 

Diğer bir ayet-i celilede: “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab,33/ 72) buyurularak, emanetin, ilk bakışta insandan daha güçlü ve dayanıklı olan göklerin, yerin ve dağların taşıyamayacağı kadar ağırlıkta olan emaneti insanın yüklendiğini ifade etmektedir. Şurası da bilinmelidir ki, insan, bir yandan bunu yüklenecek kabiliyet ve yeteneklerle donanımlıdır; diğer yandan bu yeteneklerinin farkında olmayan bir sürü insan kalabalıkları mevcuttur.

İslam'da insan hakları denildiğinde, bilinmesi gereken beş ana nokta vardır. Din, can, mal, akıl ve nesil güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu beş emniyet ve güvenlik tam anlamıyla sağlandığında, insan haklarının ihlali söz konusu olmayacaktır. İşte bu yüzdendir ki, İslam dini bu beş konudaki güvenliğin teminine dikkat çekmektedir.

Dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması semavi dinlerin olmazsa olmaz şartıdır. Bugün üzerinde durulan din ve vicdan hürriyeti İslam anlayışında da bu bakımdan önemlidir. Din ve vicdan  hürriyetinin ana unsuru Allah’a iman etme, salih amel işleme ve dininin esaslarına göre yaşama ve de dinin yasaklarına riayet etmedir. Dinde zorlama ve baskı da yoktur. Kuran-ı Kerimde: “Deki Hak rabbinizden gelmiştir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin” (Kehf, 29) buyrulmuştur.

Eğer Allah insanları imana ve ibadete zorlamış olsaydı, yeryüzüne iman edip ibadet ve itaat etmeyen bir tek insan kalmazdı.“ İmanın ve tüm yükümlülüklerin teklifi insanın özgür iradesine yapılmıştır. Sorumluluğu insanın üzerindedir. Dinde zorlamanın olmadığını bildiren nasslar vardır. 

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?” (Yunus, 99)

Peygamber insanları dine zorlamak için değil, öğüt vermek, dini tebliğ etmek ve dini kuralları sözlü ve uygulamalı olarak açıklamak için görevlendirilmiştir.

“O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.” Gaşiye 21-26

Zorla ne iman olur ne ibadet, İmana zorlanan insan mümin değil münafık, ibadete zorlanan ise samimi ve ihlaslı değil mürai, gösterişçi Müslümanı meydana çıkarır. İman ve ihlas kalp işidir. Kalbe Allah’tan başkası hakim olamaz.

a: Can emniyeti:

Can güvenliği deyince akla ilk gelen insanın yaşama hakkıdır Bu hak bütün hakların başında gelir Her doğan bu hakla doğar. Bu hakka sahip olmayan bir kimsenin diğer haklara da sahip olması ve birtakım sorumluluklar yüklenmesi mümkün değildir

İslam'da en büyük haklardan biri insanın can emniyetinin sağlanmasıdır. Yaşamak, yaratılan her canlının en doğal hakkıdır. Hadis-i Şeriflerde, kıyamet günü insanlar arasındaki ilk hesaplaşmanın suçsuz yere akıtılan kanın hesabı olacağı bildirilmiştir. (Buhari, Rikak, Hds. 120)

Rasûlullah (s.a.s.) buyuruyor ki: "Şüphesiz dünyanın yok edilmesi, haksız yere bir mü'minin öldürülmesinden daha hafiftir." (İbn Mace, Diyet, Hds. 2619) 

“Bu gün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine kutsaldır, her türlü tecâvüzden korunmuştur; yani toplumun sorumluluğu ve hukukun güvencesi altındadır. (Buhârî, İlim, 37 I, 35; Müslim, Hac, 147 I, 889)

Kuran’ın kâinattaki her şeyin insanın emrine verilmesinden bahsetmesi, İnsanın “Eşrefi mahlûk” yaratılmışların en üstün olma vasfına sahip olması, Yüce yaratıcının yere göğe sığmayıp mümin kulunun kalbini mekân tutması insana verilen değerin önemini ifade etmektedir.

 

b: Mal emniyeti:

İnsanın çalışıp kazandığını inancı doğrultusunda harcaması en doğal hakkıdır. Güçlü olanın, güçsüz olanın malını haksız yere gasp etmesi büyük bir haksızlık ve ahlâksızlıktır. Nitekim hırsızlığın cezasının hayli ağır ve caydırıcı olmasının hikmeti bundandır. Mal ve servete, dünyada bırakılacak geçici bir emanet gözüyle bakıp onu tapılan bir put haline getirmemek, ancak Allah'ın huzurunda hesabı verilirken malın nereden kazanılıp nereye harcanıldığı hesabının bilinciyle dünya malına yaklaşmaktır.

Nitekim peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Hiç kimse kıyamet günü (şu beş şey ki) ömrünü nerede ve ne suretle tükettiği, gençliğini nerede ve nasıl yıpratıp çürüttüğü, malını nasıl kazanıp nerelere harcadığı, elde ettiği bilgi ile ne yaptığının hesabı görülmedikçe Allah'ın yüce katından ayrılamayacaktır.” (Tirmizî, Kıyâme, 1/2416)

“Allah’ın sana verdiği şeylerde âhiret yurdunu ara Dünyadan da nasibini unutma Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme Çünkü Allah bozguncuları sevmez” (Kasas,28/ 77) buyurmuştur

"Allah, (kuluna verdiği) nimetinin izini kulunun üzerinde görmeyi sever” (Tirmizi, Edeb, 54 V, 124) buyurmuşlardır

İslam dini dünya ile âhiret arasında bir denge kurmuş, âhiret hayatıyla ilgili görevleri engelleyecek dünya anlayışını kınamış ve bu hususta: Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahret için çalışmayı tavsiye etmiştir.

 “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz” (Cuma, 62/10)

Yiyin için fakat israf etmeyin Çünkü o, israf edenleri sevmez” (A’raf,7/ 31)

EN SON EKLENEN HABERLER

KTO Karatay Üniversitesi 2 öğretim üyesi alımı yapacak.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi 45 öğretim üyesi alımı yapacak.

Kırklareli Üniversitesi 26 öğretim üyesi alımı yapacak

Eskişehir Sanayi Odası, “Avrupa Yeşil Mutabakatı (Green Deal)” konusunda önemli bir adım attı. “ESO Sürdürülebil...

Ruhsatsız iş yerlerinde korona virüs tedbirlerini hiçe sayarak kumar oynayan 144 kişiye idari para cezası uygulandı.

Tarım arazilerinde gerçekleştirdiği çalışmalar neticesinde 910 dekarlık alanda tarım faaliyetlerine başlayan Odunpazarı Belediyesi, sını...

Yukarı Çık