VATAN VE KÜLTÜR İLİŞKİSİ

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

Toplumun yaşadığı büyük bir coğrafyayı ifade eden vatanın maddi ve manevi olarak iki unsuru vardır. Maddi unsuru, binalar ve şehrin imar kompozisyonu, manevi unsuru ise, toplumun değerleri ve inanç sistemleriyle kültürel boyutudur.  

Her ülke kendi toplumu için vatandır. Yabancılar için gurbet sayılır. Şehrin siluetine bakıldığında orada yaşayanların karakteristik değerlerini görürüz. Hıristiyan toplumundaki şehir silueti ile İslam toplumunda ki şehir silueti çok farklıdır. Örneğin İstanbul’un fethinden önceki şehir silueti ile fetih sonrası çok farklı olduğu gibi. Yani şehir içinde yaşayanların kimliğini gösterir. 

Vatan olması için medeniyet tasavvurunu o coğrafyaya yansıtmak gerekir. Eski değerleri eleyerek muhafaza etmek, yeniye de açık olmak önemlidir. Demek ki silüet yani resim tutarlı olmalıdır. Tespihi koparmamak gerekir. Eskiler yok edilmemeli yeni ise bilinçli alınmalıdır. Bunu becerememenin sonucudur ki, bugün maalesef bir medeniyet tasavvuru çıkarabilmiş değiliz. Tatminsizlikte ondandır. Modernite ile İslam kültürünün birleşmediği aşikârdır.  

Bu kültürün ve bu mekânın evladı olabilmek gerekir ki, bu geçmişe karşı bir vefa borcudur. Örneğin Süleymaniye’den geçip ya da Selimiye’den geçip o muhteşem minareleri görememek fark edememek ne kadar acıdır. Bakanlar çoktur fakat gören azdır sözü bunun ifadesi olmalı.   

Kültür tarih boyunca bir toplumda meydana gelen tüm maddi ve manevi değerlerden ibarettir.. Her sanat eseri ister istemez bağlı bulunduğu bir âlemin, o medeniyetin, marifet ve kültür atmosferinin görüş açısını, ufkunu, rengini, kokusunu ve sesini taşır. Kültür millidir, medeniyet ise milletler arasıdır.

Medeniyet, beldelerin imarıyla, insanların mutluluğuyla ölçülür. Süleymaniye ve Selimiye birer medeniyet abideleridir. Bizde cami kültürünün gelişmesi, ezanların makamları, tespih kültürü, örneğin dıştan Selimiye’ye bakıldığında altı katlı bir yapı görünümünde olması, minarelerin ve şerefelerinin sayısı vs. bunlar medeniyet tezahürleridir. Keza cami kapılarında bulunan asılı zincir müslümanın eğilerek camiye girmesini temin ederek tevazuyu, saygı ve hürmeti ifade eder. Kemalat teferruatta saklıdır sözünü unutmamak gerekir. İslam kültür mantığında anlamsız hiçbir şey yapılmaz.

Zamanla bilgilerimizin artarak yepyeni bir hüviyet kazanması, yeni edinilen her bilgi ile meçhullerimizin artması hatta beyinde ilmi travmalar yaşanması doğaldır. Medeniyet her yeteneğin kendisinde açılıp gelişebileceği elverişli bir ortamı sağlamalıdır. Medeniyetin gelişip serpilebilmesi için köklü bir kültür ortamına çok ihtiyaç vardır.

İnsanların temel sorunlarının çözümünde gelenekçilik ve yenilikçilik gibi iki düşünüş tarzı etkendir. Bu iki ekolün de temel sorunları aynıdır. Bu bir bilinç bölünmesidir. Bu ne eskilerin ne de yenilerin sorunudur. Çözüm bulma çabaları herkes için doğal bir sonuçtur. Aslında bunlar birbirlerinden farklı da değildirler. Üstelik bunlar kültür zenginliğidir. Ne var ki herkes sınırını bilip saygı ortamında hakikate ulaşma yolunda ilerlemelidir. Nitekim şu an ki tarzımızı genel olarak düşünürsek topluma hâkim olan gelenekçiliktir. Geleneği yaşatanlar aslında bilim insanları değil halktır.  Eğitim de onlara göre düzenlenir. Hedef kitle hep halk olmuştur. Zaten iletişim içinde de onların anlayışı ve dili etkendir. Her kurum kendi değerlerini halka arz eder. Ya kabul görür ya da reddedilir. 

İnsan aklı kendini daima haklı çıkarmaya çalışan kendi çelişkilerine mantıklı açıklamalar getirerek yaşamına yamalar vuran bir güçtür. Bilimi iyi yahut kötü istikamette kullananlar onun tabanına iman esasını ya da farklı bir şeyi koyanlardır.  Bilim din olma sevdasındadır. Böylece kendini Allah’ın yerine koymuş olacaktır. Modern bir putperestliğe geçişin belki de provalarıdır. Bu itibarla bilimin yerini din, dinin yerini bilim almalıdır dememeliyiz. İlmin sonuçları kesin değildir. Çünkü ilmin muhtevası, buluşları devamlı olarak değişir. Nitekim tatbikata dönüşmeyen her teknik ilim doğru ile yanlış arasındadır.

İslam dünyasındaki bugünkü eğitim yapısı İslam’ın özüne tam uygun değildir. Binaenaleyh su eğer bulanırsa bu bulanık sudan içenler de bulanık düşünmeye mahkûm olacaktır. Bunun için evvela eğitimin yapısını düzeltmek lazımdır. İlimler tahlil edilmeli, gayri İslami mefhumlar çıkarılmalıdır. Bilim dinden uzaklaştırıcı bir etken olmamalıdır. Çağımızdaki insanların hemen yarıya yakını mukaddes kitapların ilahi kaynaklı olduğunu geleneklere uyarak kabul etmiş bulunmaktadırlar. Diğer bir o kadarı da çağın dinsizlik modasına uyarak bu nevi inançların batıl olduğunu düşünmektedirler. Bu iki grup arasında zaman zaman savaşlar bile yapılmıştır. Ancak iki taraftan hiç biri bu hususta ilmi usullerle bir sonuca varmayı denememektedirler. Hatta bundan çekinmektedirler. Çünkü taraflar iddialarından emin bile olamayıp, aksi bir sonucu da kabule müsait değildirler. Bu nedenledir ki kör döğüşünü tercih etmektedirler. “Dileyen iman etsin, dileyen küfretsin.” buyrulur.   Görüldüğü üzere iman irade meselesidir.

 Hâlbuki bunları ilimle kesinkes ispat ederseniz orada irade de kalmaz. Dünyanın yuvarlak olduğuna inanmak istemek kendini zorlamakla olmaz. Bu zaten ispat edilmiştir. İnanmama lüksünüz olamaz. İman gaybidir. İmanda irade etkindir. Mucizeler de bunun içindir..                          

EN SON EKLENEN HABERLER

KTO Karatay Üniversitesi 2 öğretim üyesi alımı yapacak.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi 45 öğretim üyesi alımı yapacak.

Kırklareli Üniversitesi 26 öğretim üyesi alımı yapacak

Eskişehir Sanayi Odası, “Avrupa Yeşil Mutabakatı (Green Deal)” konusunda önemli bir adım attı. “ESO Sürdürülebil...

Ruhsatsız iş yerlerinde korona virüs tedbirlerini hiçe sayarak kumar oynayan 144 kişiye idari para cezası uygulandı.

Tarım arazilerinde gerçekleştirdiği çalışmalar neticesinde 910 dekarlık alanda tarım faaliyetlerine başlayan Odunpazarı Belediyesi, sını...

Yukarı Çık