10.05.2017, 09:42

Diyarbakır’ın iki farklı yüzü…

Geçtiğimiz hafta bir basın açıklaması nedeniyle Diyarbakır’daydık.

Konu Güneydoğu’da güç koşullara rağmen görev yapmaya çalışan meslektaşlarımızla ilgiliydi. Hiç abartısız, onlar kelimenin tam anlamıyla ateşin içindeler.

Hatta öylesine içindeler ki; iki ateşin tam da orta yerindeler.

Bölgenin durumu belli: Bir tarafta terör örgütünün acımasız saldırıları var, diğer tarafta devletin güvenlik güçlerinin teröristlere karşı verdiği amansız mücadele halen daha sürüyor.

Hemen beri tarafta da; olayları, gelişmeleri kısacası tüm olup bitenleri, halkın haber alma hakkı gereğince takibe çalışan gazetecilerin meslek adına cansiperane çabaları…

Fotoğraf makineleri, kameraları ve mikrofonlarından başka silahı bulunmayan savunmasız gazetecilerin bölgedeki hazin durumları gerçekten yürek burkuyor.

En son Mardin Midyat’taki hain  saldırı sonrası gazetecilerin başına gelmeyen kalmadı.

Önce sivillerin saldırısına uğrayarak yaralanan meslektaşlarımız, ardından tedavi için gittikleri hastanenin çıkışında da, bu kez de güvenlik güçlerinin hışmına uğruyor.

Diyarbakır ziyaretimiz, işte darp edilen bu meslektaşlarımıza destek amaçlıydı.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu adına yaptığımız basın açıklamasıyla saldırıyı kınadık ve Başbakan Binali Yıldırım’a da, bölgedeki gazetecilerin içinde bulunduğu şartları özetleyen bir mektupla, meslektaşlarımızın güvenliklerinin sağlanması çağrısında bulunduk.

Ardından hem Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy ile görüşme fırsatı bulduk, hem de kent merkezinde bir gözlem yapma fırsatı da bulduk.

Vali Aksoy, Diyarbakır’ın en sıcak bölgesi olan merkezdeki Sur ilçesinde, hayatın yavaş yavaş normale döndüğü, yıkılan evlerin onarımına başlandığı ve çatışmalar nedeniyle harap olan altyapının silbaştan yapıldığını özetlerken, zarar gören her vatandaşın mağduriyetinin devletçe giderileceğine özel vurgu yaptı.

İsteyene aynı bölgede veya istediği bir yerde yeniden ev yapılacağını, isteyene toplu konut sistemiyle yapılacak konutlardan ev verileceğin,  isteyene de parasının ödeneceğini söyleyen Vali Aksoy, konu ile ilgili çalışmaların sonuna geldiklerini ifade etti.

Kent gezimiz sırasında Diyarbakır’da hayatın  normal akışının devam ettiğini gördüğümüzü öncelikle belirtelim.  Daha ayrıntılı gezip görme fırsatı bulduğumuz, Diyarbakır’ın son derece gelişmiş modern bir ilçesi olan Diclekent’te çok daha rahat ve güvenli bir yaşam tarzının hüküm sürdüğünü de özellikle ekleyelim.

Bu bölgede sanıldığı gibi öyle silahların gölgesinde bir yaşam söz konusu değil. Adım başı polis araçlarını kol gezdiği, her sokak başında güvenlik güçlerinin önlem aldığı, bu nedenle de tedirgin bir bekleyişin hakim olduğu bölgedeki diğer yerlerle hiç alakası yok.

Çağdaş yerleşim semtlerinin, villalık bölgelerin, modern donanımlı, sosyal alanlı lüks sitelerin yer aldığı, her tarafı bulvarlı yollarla dolu olan Diclekent, kafalardaki klasik Diyarbakır algısını değiştirmeye gerçekten yetip de artıyor.

Ancak şunun da altını çizmek lazım ki;

Eski Diyarbakır’ın bulunduğu Sur bölgesi ile yeni Diyarbakır’ın yer aldığı Diclekent’i yan yana koyduğunuzda, “Diyarbakır’ın iki farklı yüzü’ diyebileceğiniz çelişkili bir tablo ortaya çıkıyor.

Bu anlamda; Sur’daki yeniden yapılanmanın, istenildiği gibi başarılması halinde, bölgeyi gezip görme şansı bulanların akıllarındaki Diyarbakır algısının, olumlu anlamda tamamen değişeceğini söylemek de mümkün.

Özetle, talihsiz bir süreci geride bırakmaya hazırlanan Diyarbakır, bugünlerde görenlere, adeta yeniden doğacağı günleri sabırsızlıkla bekleyen bir kent kimliği yansıtıyor.

Yorumlar
Yükleniyor...
0
.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@