20.08.2018, 06:23

Bayramda çalışırız, Bayramlar için!..

-Bugün arefe, yarın Bayram!..

Gelenek olmuştur, “Bayramlarda, bayram yazısı” döşenmek. O günün koşulları ne olursa olsun, “tatlımsı” bi’şeyler anlatmak da gelenektendir. Birkaç günlüğüne olsa da niye “ağız tadını” bozalım ki okuyanların. Genellikle alt alta sıralarız satırları.

“Çocukluğumun Bayramları” ile başlar, ilk gençliğimizin, Bayram yerlerindeki “Aç-aç çadırlarındaki” coşku ile sürdürür gideriz..  Günümüzün değişen bayram kutlamalarını da anımsattıktan sonra da noktayı koyarız;

-Nerede o eski bayramlar!...

Bayram tatilimiz kaç gün?..

2018 yılının Ağustos’unun ortalarındaki bu Kurban Bayramı yazısı için yaptığım giriş için de “çok klasik” diyeceksiniz, biliyorum. Hele de yazının başlığına “çok takıldığınıza” adım gibi inanıyorum!..

-Bayramda bayramlar için çalışmak da ne ola ki?..

Hele ki, yeni yıl takvimini aldığımızda, ilk merakımız “Ramazan Bayramı hangi güne denk geliyor, kurban hangi ayın kaçında”yı öğrenmekse… Yani ki;

Bayram tatillerinin 3 ya da 4 günün ötesine taşıp-taşmadığını öğrenmekse maksadımız…

-Bayramlarda, bayramlar için çalışmak…

Size de “zırva” ötesi bir kavram, felsefe olarak gelmiyor mu?..

Ne ki 1940’ların başlarında, bir “öğretmen kuşağı” bu idealist düşünce tarzı ile donatılıp, gönderilmeye başlanmış köylerimize…

Uzatmadan, yazının başlığı, İlyas Küçükcan öğretmenimizin “Öncesi ve Sonrasıyla Çifteler Köy Enstitüsü” araştırma eserinden çalınmadır!..

-Esinlenerek değil, aynen!..

Rauf İnan merdivenlerde, heykel gibi…

Son günlerde elimizden düşmüyor kitap. O ara rastladım 1940’ların Çifteler Köy Enstitüsü’nde bir kurban bayramı anısına. Anlatan da o eğitim mabedinin ilk öğrencilerinden eğitimci-yazar “Talip Apaydın”  Şu girişle başlıyor anılar;

“-Kurban Bayramı tam kışın ortasına rastlıyordu. O günler bir soğuktu, bir soğuktu… Kar, fırtına tipi… Eskişehir ovalarında papaz harmanı savruluyordu. Göz gözü görmüyordu dışarılarda. Sular donmuştu hep. Seydisuyu iri-iri buz parçalarıyla akıyordu. Santral kanalı kapandığından elektriklerimiz kaç gündür doğru dürüst yanmıyordu. Akşam seminerlerinde kitap okuyamıyor, ders  çalışamıyorduk. Lambalarımız ikide bir sönüyordu. Dersliklerimizde pelerinlerimize sarınarak oturuyor, gene de ısınamıyorduk. Musluklarımızdan da su akmıyordu…”

Mahmudiye’ye yakın köylerin öğrencilerinden bazıları dışında, Enstitü’de  600 kadar öğrenci bayram sabahını bu koşullarda karşılar. Okulun ünlü “toplan kampanası” çalar, dışarıda toplanılacaktır, sınıf-sınıf dizilerle alana;

“Başımızı, gözümüzü sararak büzülerek toplantıya çıktık. Müdürümüz Rauf İnan merdivenlerde bizi bekliyordu. Üzerinde palto bile yoktu. Ellerini arkasına bağlamıştı. Boz urbaları içinde, yağız çehresiyle bir heykel gibiydi. Savrulan karlardan gözlerini kırpıştırıyordu. O halini görünce usulca pelerinlerimizin yakalarını indirdik, ellerimizi cebimizden çıkardık.”

Arkdaşlar!.. parolamız şu olmalıdır…

“Arkadaşlar” diye başlar eğitimimizin ulu çınarı Rauf İnan. Sözünün başlarında “yılgınlık psikolojisinin” zararlarını anlatır. Korkak insanın muhakkak yenileceğini, korktuğuna uğrayacağını hatırlatır. Alman işgalinde iki Norveçli askerin vatan sevgisiyle eksi 40 derecede işgalcilere direniş öyküsünü örnekler ve devam eder;

“-Ben şimdi kazmamı küreğimi alıp kanala gidiyorum, dedi. Çünkü kanal açılınca elektriklerimiz yanacak, okulumuzun işleri yoluna girecek. Kitap okuyabilecek, ders çalışabileceksiniz. Sularımız akacak, yıkanabileceksiniz. Size şunu söylüyorum. Bizim asıl bayramımız, yurdumuz bu gerilikten, bu karanlıktan kurtulduğu gün başlayacaktır. Şimdilik bize düşen milletçe çok çalışmaktır. Parolamız şu olmalıdır: Bayramda çalışırız bayramlar için…”

Bayrak gibi olsun bayramımız…

Aydınlanma ordusunun 13-18 yaşlarındaki neferleri, büzüşmekten kurtulmuş, üşümeyi unutmuş, heyecanmış hep bir ağızdan bağırmaktadır.

-Hepimiz geleceğiz. Bayramda çalışırız bayramlar için!..

Kırkkız dağından esen zehir gibi rüzgarın dondurucu etkisi altında kazmalar inip, kalkar… Buz parçaları kürüklerle kenara çekilir, Seydisuyu yavaştan canlanır.

Tempo bağırışlarına eşlik eden türküler, kendilerini gören Yeşilyurt köylülerini de hareketlendirir;

-Evlerden bazlama ekmek, Allah ne verdiyse katıklar bayramlar için bayramda çalışanlara..

***

İnan olsun sevgili okur… Şu son satırları yazarken tüylerim diken, diken!.. Bir parça heyecanlı, daha bir fazlası umutlu;

-Bayramlarda, gelecekteki bayram günleri için çalışacağımızı görebilmek beklentisiyle…

Bayrak gibi olsun bayramınız, bayramlarımız…

Yorumlar
Yükleniyor...
0
.