DÜNYA VE AHİRET DENGESİ

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

           İnsan hayatı, dünya ve ahiret olmak üzere iki kısma ayrılır. İnsan önce dünyaya gelir ve orada bir hayat sürer. Burada işlemiş olduğu ameller gelecek olan ahiret hayatının şekillenmesinde etkili olur. Bir yönüyle dünyada ekmiş olduğu şeyleri ahirette biçer.

           Hz. Ali’nin de dediği gibi “dünya ahiretin tarlasıdır.” Bu tarlaya ekilen tohum ahiret hayatında biçilir.  İslam dini dünya hayatına ahiret hayatının tarlası olduğu için önem atfeder. Bu itibarla insanın bu dünyadaki davranışlarını ciddiye almasını ister. Bir kısım insan adeta dünyaya taparken bazı kimseler de dünyayı ihmal ederek ahireti ihyaya çalışır. Her iki tarzın da yanlış tarafları vardır. Müslümana yakışan içinde bulunduğu durumun hakkını vererek fırsatları değerlendirip hem dünyasını hem de ahiretini mamur hale getirmesidir.

          Dünya kelimesi, “yakın olmak” manasına gelen dünüv kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki edna kelimesinin müennesidir. Kur’an’da ahiret ve ahiret hayatının karşılığı olmak üzere çok defa “yakın hayat” anlamındaki el-hayatü’d-dünya tamlamasında hayat kelimesinin sıfatı olarak, bazen de belirli (marife) şekliyle isim olarak da kullanılmıştır.

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap; Allahtan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.“ Hadid, 20

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s)'in hanımlarının hâne-i saâdetlerine bir gurup erkek gelerek Resûlullah (a.s)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (a.s) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim” dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. (Durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (a.s) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Hâlbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazen oruç tutar, bazen yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu. (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401)

             İbnu Hacer'in kaydına göre, Resûlullah (a.s)'ın âhiretle ilgili korkutucu bir va'z ve nasihatinden sonra, ashabtan bazıları Osman İbnu Maz'un (r.a)'un evinde toplanırlar. Âhiretlerini kurtarmak için almaları gereken tedbirleri konuşurlar ve:  "Gündüzleri hep oruç tutmak, geceleri namaz kılmak, yatakta yatmamak, et yememek, kadınlara temas etmemek" ve kendilerini iğdiş etmek hususlarında ittifakla karar alırlar.  Efendimiz bu anlayıştaki yanlışlığa işaret etmiş ve hatayı hemen düzeltmiştir.

             Hz. Peygamber dünya ile Ahiret arasında bir dengenin kurulmasını ve bu dengenin her ikisinin lehine ve aleyhine değiştirilmemesi gerektiğini   söylemiştir.

Müslümanlardan dünyayı ihmal etmemelerini de talep eder. Dünyanın ihmal edilmemesi, maddî kesbe yer verilmesi demektir. Dilimizde "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalış" şeklinde şöhret yapan bir hadis, farklı şekillerde Rasulullah (a.s)'dan rivayet   edilmiştir.

Bu sözün birinci kısmında hep bir İsrailiyat kokusu algılanır. Çünkü ‘hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışma’ söyleminde bir mübalağa var gibidir. Aynı sözün ikinci kısmında ise bir sıkıntı yoktur. Yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışmayı, yani ölümü hiç gündemden çıkarmamayı dinimiz emrediyor.

Bu sözü düzgün bir tevil ile hadis metninden veya en azından kelam-ı kibardan saymakta bir sıkıntı da gözükmüyor aslında. Şu şartla ki, sadece dünya vurgusu öne çıkarılmamalı, dünya ve ahiret dengesine vurgu yapılarak tevil edilmelidir.  Bu sözü hadis olarak algılayıp, dünyayı ahiret için terk etmemeyi, ahireti de dünya için ihmal etmemeyi emrediyor diye anlamak, yani bir dünya-ahiret dengesi kurmamızı emrettiğini düşünmek mümkündür.

Şu ayetler dünya ve ahiret dengesini kurmamızı emrediyor:

“İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, “Rabbimiz! Bize (nasibimizi) dünyada ver.” derler; böyle kimseler için ahirette bir nasip yoktur. Onlardan öyle kimseler de vardır ki, ‘Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik, Ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından muhafaza eyle.’ derler.” (Bakara 201)

 “Allah’ın sana verdiği servet ile ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma; Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et.” (Kasas, 77)

“Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” (Suyuti. Camius sağir)

EN SON EKLENEN HABERLER

Anıtkabir ziyaretine 23 down sendromlu çocuk başta olmak üzere toplamda 33 çocuk ve aileleri katıldı.

Eskişehir'de 132 kadın, bir örgü evinde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için projelendirdikleri 4 bin 356 parçadan oluşan 100 metre...

Disiplinler arası bilgi alışverişini ve uyum içinde çalışmayı sağlamak amacıyla her hafta düzenlenecek olan seminerlerin açı...

Eskişehir milletvekili Prof. Dr. Nabi Avcı Muğla Sıtkı Koşman Üniversitesi’ndeki akademik açılış yılına katıldı ve ilk dersi verdi....

Odunpazarı Belediyesi, Cumhuriyet’in ilanının 95’inci yılında Cumhuriyet şehri Eskişehir’e ve Cumhuriyet ruhuna yakışır bir parkı hi...

Üniversite-sanayi iş birliği kapsamında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Rektörü Prof. Dr. Kemal Şenocak ve Eskişehir...

Eskişehir Web Tasarım