KURAN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

Kur'an: "Hz. Peygamber'e indirilen, Mushaflarda yazılı, Peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, okunmasıyla ibadet edilen, insanlığın benzerini getirmekten âciz kaldığı ilâhî kelâmdır".

Sünnet, Hz. Peygamber’in İslam’ı yaşayarak yorumlaması demektir. Sünnet, Kur’an’ın açıklayıcısı olduğu için Kur’an’ı Kerim’den sonra ikinci delildir. Kur’an, okunan vahiy; sünnet rivayet olunan vahiy demektir.

Kur’an-ı Kerim İslam dininin ana kaynağıdır. Kur’an temel alınmadan hiçbir dini hüküm ortaya konulamaz. Sünnet ise Kur’an’ın açıklayıcısıdır. Elbette açıklayan, açıklanandan sonra gelir.

Kur’an, lafız olarak Allah katından indirilmiş ibadetlerde okunması emredilmiş bütün bir insanlık en küçük suresini benzerini getirmekten aciz kalmış ilahi bir beyandır.

Sünnet ise bu vasıflara sahip değildir. Bu açıdan da bakıldığı zaman delillerin sıralamasında sünnet, kitaptan sonra gelmektedir.

İnsanlar, tarih boyunca ‘ben kimim, nereden geldim, niçin geldim, nereye gidiyorum? Gibi sorulara cevap aramışlar ve bu sorulara verdikleri cevaplara göre hayata anlam vermişlerdir. İşte Cenabı Hak, gönderdiği peygamberler vasıtasıyla bu soruların doğru cevabını insanlara bildirmiş ve ona göre hayat sürmelerini istemiştir. 

Sünnet bir hayat tarzı ise, bu hayat tarzını gerçek manasıyla idrak etmek, onun arkasındaki hayat anlayışını bilmeye bağlıdır. Bu hayat anlayışını kavrayabilen kişi şuurlu bir şekilde Hz. Peygamberin sünnetini yaşayabilir. Yani Peygamber (s.a.v)’in hayat gayesi ne ise hayata verdiği anlam nasılsa O, nasıl bir imana sahipse, Müslümanda öyle bir imana sahip olmaya gayret etmelidir.

Sünnet Kur’an karşısında üç görev üstlenmiştir: Tekit, Tefsir, Teşri.

Peygamber efendimiz (s.a.v) Allah’tan aldığı Kur’an ayetlerini, görevi gereği insanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor aynı zamanda onlara açıklıyor ve anlatıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak ve anlatmak onun asli görevi idi. Kur’an’ı Kerim’in eksiksiz, yeterli, açık ve her şeyi açıklayıcı olmasına ve dinimizin de ikmal edilmiş bulunmasına rağmen, sünnetin ifade ettiği bir yorum ve anlatıma gerçekten ihtiyaç var mıdır, şeklinde bir soru aklımıza takılabilir. Gerçek şu ki, yüce kitabımızın açık ve açıklayıcı oluşu elbette ki bir hakikattir. Ancak onun bu niteliklerine rağmen, muhatapları olan insanların anlayış seviyeleri farklı olduğu için onu tek tek doğru olduğunu anlayıp kavramaları mümkün değildir.

Kur’an’ın herhangi bir hüküm getirmediği konuda sünnetin bir hüküm ortaya koyması da onun teşri görevidir. “Rabbin adına yemin olsun ki, onlar, aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde, seni hakem kılmadıkça sonra da içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan senin verdiğin hükme tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe asla iman etmiş olmazlar. Nisa,4/65.

Sistemli bir hareket olarak sünnetin delilliğini inkâr teşebbüsü modern dönemde ortaya çıkan arızi bir durumdur. Kaynaklarda da görüleceği üzere münferit boyuttaki birkaç durum dışında tarihte sünnetin bağlayıcılığını tamamen inkâr eden hiçbir mezhep ortaya çıkmamıştır.

Tüm Peygamberler gibi Peygamber Efendimiz de vahiy yoluyla Allah'tan aldığı mesajı (Kur'an ayetlerini), görevi gereği, İnsanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor aynı zamanda onları açıklıyor ve anlatıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak ve anlatmak onun aslî göreviydi. İşte sünnet bir cihetiyle de, Kur'an'ın Hz. Peygamber tarafından yorumlanmasıdır. 

Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerîm'in eksiksiz, yeterli, açık ve her şeyi açıklayıcı olmasına ve dinimizin de ikmal edilmiş bir din olmasına rağmen, sünnetin ifade ettiği bir yorum ve anlatıma gerçekten ihtiyaç vardır. Yüce kitabımız her ne kadar yeterli, açık ve açıklayıcı ise de, muhatapları olan insanların anlayış seviyeleri farklı olduğu için onu tek tek doğru olarak anlayıp kavramaları sünnet olmadan mümkün değildir.

En iyi, en güzel, en doğru ve en doyurucu açıklamayı da elbette Kur'an ayetlerini getirip tebliğ eden Peygamber yapmıştır. Peygamber'in açıklamaları, hiç bir zaman Kur'an'ın eksik, yetersiz ve kapalı olduğu anlamına gelmez. Allah'a kul olarak yaratılan ve bununla gerçek şerefi kazanan insanlar, ancak bu açıklamalar sayesinde O'na nasıl kulluk edeceklerini öğrenmişlerdir. Bu sebeple Peygamberin sünneti olmadan yaşanılan bir Müslümanlık gerçek Müslümanlıktan uzaklaşmaktır. 

Hayatımızın ilahî irade doğrultusunda şekillenmesi konusunda Sünnet, Kur'an ile birlikte birinci dereceden bir görev üstlenmiş bulunmaktadır. Bunun böyle olduğunu hem Peygamber'e itaati emreden Kur'an-ı Kerîm, hem de Hz. Peygamber'in bizzat kendisi ifade etmektedir. “Size iki şey bıraktım onlara tutunduğunuz sürece sapmazsınız. Biri Allah’ın kitabı diğeri de Peygamberin sünnetidir.” (Muvatta kader 3)

EN SON EKLENEN HABERLER

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanlar Konseyi Vali Nurullah Naci Kalkancı’yı ve Adıyaman Belediye Başkanı Hüsrev Kutlu’yu zi...

1836 yılında inşa edilen ve günümüzde halen aktif olarak kullanılan Osmanlı eseri tarihi ahşap caminin son hali, bakımsız olmasından do...

Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Rabia Akman, OHAL yasasının kaldırılmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Sağlık Sen delege seçimleri başkan adaylarından Safiye Eroğlu’nun yapmış olduğu başvuru sonucunda Ankara 2. İş Mahkemesi tarafından iptal...

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Keçiören Belediyesi ve Uluslararası ...

Şanlıurfa’da Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli bir doktorun hasta yakını tarafından darp edilmesine Eskişehir&r...

Eskişehir Web Tasarım