İNFAK VE YARDIMLAŞMA

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

Her mü’min, yakınlarından ve çevresinden sorumlu olduğu gibi içinde yaşadığı toplumun tüm fertlerinden de sorumlu olduğunu hissetmelidir. Müslüman olmanın gereği olarak muhtaçların ve mazlumların feryatlarına asla kayıtsız kalınmamalıdır. Cenâb-ı Hak, rızık hususunda insanları birbirine sebep kılmıştır. Dolayısıyla muhtâcı gözetmek ve Allah Teâlâ’nın bizlere olan ihsanlarını bilhassa muhtaçlarla paylaşabilmek, büyük bir fazilettir. Yüce Yaratıcı şöyle buyurmuştur: “Mal, içinizde zenginlerin arasında dolaşan bir devlet olmasın.” (Haşr. 7)

Sermayenin belli ellerde toplanmasını önleyip imkânların en azından makul düzeyde paylaşımının yolu, herkesin çalıştığının ve kabiliyetinin karşılığını aldığı bir sistemden geçer. Bu da iyi yetişmiş birbirine saygı duyan ve birbirine ihtiyacı olduğuna inanan insanlardan oluşan toplumların işidir. Cenâb-ı Hak, rızkın temininde mahlûkâtı birbirine vesîle kılmıştır. Dolayısıyla muhtâcı gözetmek, Allah Teâlâ’nın bizlere olan ihsanlarından onlara pay ayırabilmek, büyük bir fazîlet ve ilâhî bir lutuftur. Muhtaçların feryatlarına tesellî olmadıkça mü’minin rûhu da tesellî bulamaz. Bir ayeti celile de şöyle buyrulur:  "Onların mallarında yoksul ve ihtiyaç sahipleri için de bir hak vardır." (Zariyat /19; Meariç 24)

Dünya serveti en yakınlardan başlayıp toplumdaki âcizlere, kimsesizlere, gariplere yardımda bulunmak sûretiyle, vicdan huzûruna ve âhiret saâdetine ermek için kazanılmalıdır. Kazançta niyet bu olursa, dünyevî endişelerin gönüllerde meydana getirdiği katılık, kasvet, buhran ve sıkıntıların yerini tatlı bir huzur ve sükûnet hâli alır.

İnfak, insan ruhundaki yüce hasletlerin harekete geçmesine, nefsin arınmasına, aklın irfana ve kalplerin imana açılmasına, amellerin ihsana dönüşmesine vesiledir. İnfak ayrıca, toplumun ekonomik hayatının düzene girmesinde belirleyici bir unsur olarak da önemlidir.

Dünya serveti dünyevi ihtiyaçları karşılamakla birlikte özellikle de âhiret saâdetine ermek için kazanılmalıdır. Bu da en yakınlardan başlayıp toplumdaki muhtaçlara ve kimsesizlere yardımda bulunmak sûretiyle, mümkün olur. Kazançta niyet bu olursa, dünyevî endişelerin gönüllerde meydana getirdiği her türlü tahribatın yerini tatlı bir huzur ve sükûnet hâli almış olur. Bu da insanın dünyevi ve uhrevi mutluluğuna vesile olur.   

Günümüzün en büyük hastalıklarından biri olan kalp katılığı ki bunun da devası için Hz. Peygamber  (s.a.m.) Efendimizin: Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan, fakiri yedir, yetimin başını okşa!..” (Müsned, II, 263) diye öğütlediği hadisine başvurulmalıdır.

Ayeti kerimede: “Sadakaları açıktan verirseniz, bu güzel bir şeydir. (Fakat) onları fakirlere gizlice verirseniz, sizin için daha hayırlı olur.” (Bakara 271) buyrulmuştur. Müfessirler bu âyetten zekâtın açıktan verilmesi, sadaka ve diğer hayır-hasenâtın ise gizlice yapılması gerektiği hükmüne varmışlardır.

İnfâkın yapılmasındaki terbiyemiz, “sağ elin verdiğini sol ele bile fark ettirmemek” tarzındadır. Milletimizin de darb-ı meselleştirdiği bir ölçü, Hz. Peygamber tarafından bir hadis-i şerifte bu tür insanların Arş’ın gölgesi altında gölgeleneceği şeklinde de müjdelenmiştir.

Hazret-i Ebû Bekir bütün malını infâk edip maddî bakımdan defalarca bitme noktasına gelmesine rağmen, Rabbimizin lutfuyla tekrar tekrar servet sahibi olmuştur. Zira Allah yolunda infâk edilen mal, tıpkı budanan bir ağacın daha canlı ve verimli bir hâle gelmesi gibi bereketlenir.

Âyet-i kerîmede : “Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli, yedi başak bitiren ve her başağında yüz dâne bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah kime dilerse, ona kat kat verir. Allah, ihsânı bol olan, hakkıyla bilendir.” (Bakara, 261) buyrulmuştur.

İnfâk edilmeyen mal dura dura bozulan, kokuşup kirlenen suya benzer. Şeyh Sâdî ne güzel söyler: “Paranın yığmakla yükseleceğini sanma. Duran su fenâ kokar. Bağışlamaya çalış. Akan suya gök yardım eder. Yağmur yağdırır, sel gönderir, onu kurutmaz.”

Hazret-i Mevlânâ da: “Ekin eken, önce ambarı boşaltır, ama sonra hâsılâtı pek çok olur. Tohumu ambarda tutan ise, sonunda onu farelere yem eder.”

Verilen zekât ve sadakalar, geriye kalan malı temizler. Ayrıca veren için belâlara karşı mânevî bir zırh olur. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulur: Sadaka vermekte acele edin. Çünkü belâ, sadakanın önüne geçemez. (Heysemi Mecmau’z-  Zevâid, III, 110)

Kazanma hırsıyla dünyaya dalan insanoğlu, kazandıklarının kendi elinin emeği olarak görebilir.  Oysa rızkı veren ve onu genişletip daraltan Rabbimizdir. Kendiliğinden hiçbir şey ortaya koyamayan insanoğlu, ancak Rabbimizin verdiği imkânları kullanarak rızka ulaşır. Bu imkânlar kendiliğinden çekilip alındığı zaman çaresiz bir şekilde ortada kalakalır. Rabbimiz, ölçüsü, sünneti çerçevesinde rızkı kendisi tayin ediyor ve bazı kullarına bol rızık veriyor bazılarına da az veriyor. Fakat kendilerine bol rızık verilenlere bunun Allah'ın bir nimeti olduğu hatırlatılarak rızıkta eşit olmaları için kazandıklarından kazanamayanlara vermeleri istenmektedir: "De ki: Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O, daha iyisini koyar, çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe / 39) buyrulur.

Kur’ân-ı Kerîm’de 200’den fazla yerde infâkın emir ve teşvik edilmesi, Rabbimizin kullarına olan sonsuz merhametinin bir neticesidir.  Ülkemizde yardıma muhtaç pek çok aile vardır, bunun yanında sığınmacıların durumu çok daha vahimdir. Onların yardımına koşmayı, onlara nefes olmayı ve bu vesileyle Rabbimizin rızasına kavuşmayı unutmamalıyız. Allah Her türlü hayır ve hasenatınızı kabul eylesin.     

                                       

EN SON EKLENEN HABERLER

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanlar Konseyi Vali Nurullah Naci Kalkancı’yı ve Adıyaman Belediye Başkanı Hüsrev Kutlu’yu zi...

1836 yılında inşa edilen ve günümüzde halen aktif olarak kullanılan Osmanlı eseri tarihi ahşap caminin son hali, bakımsız olmasından do...

Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Rabia Akman, OHAL yasasının kaldırılmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Sağlık Sen delege seçimleri başkan adaylarından Safiye Eroğlu’nun yapmış olduğu başvuru sonucunda Ankara 2. İş Mahkemesi tarafından iptal...

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Keçiören Belediyesi ve Uluslararası ...

Şanlıurfa’da Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli bir doktorun hasta yakını tarafından darp edilmesine Eskişehir&r...

Eskişehir Web Tasarım