•               
                  
  •               
                  
  •               
                  
  •               
                  

İMAMI AZAM, EBU HANİFE

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

Asıl adı Numan b. Sabit olan İmam-ı Âzam rh. hicri 80 (m. 699) yılında, Irak’ın Kûfe şehrinde doğdu. Babası Sabit b. Zuta. Aslen Fars olduğu, soyunun İran’dan geldiği rivayet edilmektedir.

İmam-ı Âzam Kûfe’de büyüdü, orada yetişti. Babasından iyi bir terbiye ve din bilgisi aldı. Çok küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i ezberledi. Kıraati, ‘yedi kurra’dan biri olan İmam Asım’dan aldı. Rasulullah s.a.v.’in ashabından Enes b. Malik, Abdullah b. Ebi Evfa, Vasile b. Eska, Sehl b. Saide ve Ebu Tufeyl Amir b. Vasile’yi gördü. Onların sohbet meclislerinde bulunup hadis dinledi. Kendisine İmam-ı Âzam diye hitap edilmesinin sebebi kendi asrındaki âlimler arasında seçkin bir yere sahip olmasındandır.

Tüccar bir ailenin çocuğu olan ve kendisi de ticaretle uğraşan İmam-ı Âzamı, ilim öğrenmeye teşvik eden, kendisinden kelam ve münazara ilmini öğrendiği hocası Ebu Amr eş-Şa’bî olmuştur. İmam-ı Âzam’ın talebesi Züfer b. Hüzeyl’in rivayatine göre Ebu Hanife önce kelâm ilmini öğrendi daha sonra Hammad b. Ebi Süleyman’ın ders halkasına katılarak fıkıh ilmine başladı.

İmam-ı Âzam, dinini öğrenip öğretmekle geçirdiği hayatının elli iki yılını Emevîler yönetiminde, on sekiz yılını da Abbasîler devrinde yaşamıştır. Her iki dönemde de halife ve valilerin yaptıkları hatalara ve zulümlere karşı çıkmış, hakkı söylemekten asla geri durmamıştır. Hatta bu yüzden hapse atılıp işkence görmüştür.

İmam-ı Âzam ra, devrinin seçkin âlimlerinin pek çoğuyla görüşüp ders almış olsa da, asıl hocası Hammad b. Ebi Süleyman’dır. İmam-ı Âzam, hocası Hammad’ın derslerine on sekiz yıl devam etti. Bu sırada sık sık Hicaz’a gidip Mekke ve Medine’de çoğu Tabiîn’den olan âlimler ile görüşür, onlardan hadis dinler ve fıkıh müzakerelerinde bulunurdu. Ehl-i Beyt’e olan saygı ve muhabbetiyle de bilinirdi. Muhammed Bâkır’ın ve Zeyd b. Ali’nin sohbet meclislerinde bulundu. Hocası Hammad rh. vefat ettiğinde İmam-ı Âzam kırk yaşında idi. Talebeleri, arkadaşları ve halkın ileri gelenleri ondan hocasının yerine geçmesini istediler. “İlmin ölmesini istemem!” deyip talebe yetiştirmeye ve halkın meselelerini çözmeye başladı.

Her gün sabah namazından öğleye kadar halkın sorularını cevaplandırır, öğle vakti bir miktar istirahata çekilir, ardından yatsı namazına kadar talebelerine ders verirdi. Sonra evine gidip biraz istirahat eder ve tekrar camiye gelip sabaha namazını cemaatle eda ederdi.

İmam-ı Âzam rh, karşılaştığı olaylar ve sorularla ilgili olarak sayısız ictihadda bulunmuştur. Bu durum karşısında bazılarının “ayet ve hadisle amel etmeyip sadece kıyasla içtihat ediyor” şeklindeki ithamlarıyla karşılaşmıştır. İmam-ı Âzam buna karşı kendisini şöyle savunmuştur: “Biz önce Allah’ın Kitabı’nda olanı alırız. Onda bulamazsak Hz. Peygamber’in Sünneti’ne bakarız. Orada da bulamazsak Ashab’ın ittifak ettiğini benimseriz, ihtilaf etmişlerse aralarından istediğimizi seçeriz.

İlmini nerden aldın diye soranlara da: “Hz. Ömer’den ilim alanlar vasıtasıyla Hz. Ömer’den, Hz. Ali’den ilim alanlar vasıtasıyla Hz. Ali’den, Abdullah b. Mesud’dan ilim alanlar vasıtasıyla da Abdullah b. Mesud’dan aldım.” buyurmuştur. İbrahim en Nehai ile Alkame de hocaları arasında zikredilir.

İmam-ı Âzam, kıyas metodunu sıkça kullanmıştır. Çünkü bulunduğu ortam, pek çok olayın meydana geldiği ve çözümün arandığı bir bölgedir. İmam Âzam’ın içtihat metodu, yetiştirdiği talebelerin verdikleri fetvalardan da anlaşılmaktadır. Bu talebelerin arasında Ebu Yusuf, Züfer b. Hüzeyl gibi kıyasta ileri derecede bulunanlar da vardı.

İmam-ı Âzam rh, meselelerin inceliklerini görür, onları kolayca anlardı. Ayrıca halkın uygulamalarını da göz önünde bulundurur, dinin temel ilke ve esaslarına aykırı olmadığı sürece bunları delil olarak görürdü. Asla zorluk taraftarı değildi. Yetiştirdiği talebelerin sayısı binlere ulaşmıştır. Bunlardan çoğu ilimde iyice yükselmiştir.

Bir seferinde İmam Malik’in yanına gittiğinde İmam Malik rh. ayağa kalkıp ona hürmet göstermiş, o gittikten sonra da yanındakilere: “Bu zatı tanıyor musunuz? Bu zat, Ebu Hanife Numan b. Sabit’tir. Eğer şu ağaç için altındır dese ispat eder.” demiştir. İmam Şafiî rh. de: “Ben Ebu Hanife’den daha büyük fıkıh alimi bilmem. Fıkıh öğrenmek isteyen onun talebelerinin ilim meclisinde otursun, onlara hizmet etsin.” buyurmuştur.

Talebelerinin derlediği, “El Fıkhu’l-Ekber”, “El-Fıkhül-Ebsat”, “El-Âlim ve’l-Müteallim”, “Er-Risâle” ve “El-Vasıyye” adlı eserleri de bırakan İmam-ı Âzam Ebu Hanife hazretleri, hicri 150 (m.767) yılında Bağdat’ta vefat etti. Vefatıyla ilgili bilgiler ihtilaflıdır. Halife Mansur’un kadılık teklifini kabul etmeyince kırbaçlandığı ve hapse atıldığı kaynaklarda geçmektedir. Bazı kaynaklarda hapisteyken gördüğü işkence sonucu güçsüz düştüğü ve vefat ettiği bildirilmektedir. İmam-ı Âzam’ın hapisten çıktıktan sonra zehirlenerek öldürüldüğü hakkında da rivayetler vardır.

Büyük hadis âlimlerden Şu’be’ye vefat haberi ulaşınca, “İlim ışığı söndü, ebediyen onun gibisini bulamazlar.” dedi. İslâm âlimleri, “Yüz elli yılında dünyanın ziyneti gider.” hadis-i şerifinin de İmam Âzam’a işaret ettiğini bildirmişlerdir.

EN SON EKLENEN HABERLER

Restoratif Dişhekimliği Bilim Dalı’ndaki güncel gelişmelerin dinamik bir ortamda tartışılacağı ve bilgi alışverişinde bulunulacak kongre Es...

Tepebaşı Belediyesi’nin destekleri ile “Bir ilkeli insanın anısına” sloganı ile düzenlenen etkinlikte, Rüştü Bozkurt&...

Odunpazarı Belediyesi, “Kadınları ve Çocukları ile Mutlu Bir Odunpazarı” için çalışmalarına devam ediyor.

Eskişehir Valisi Özdemir Çakacak, 24 Kasım Öğretmenler Günü sebebiyle bir mesaj yayınladı.

Avrupa Havacılık Kümelerinin Türkiye’deki ortağı olan Eskişehir Sanayi Odası (ESO), Avrupa Birliği tarafından finanse edilen EACP ABRO...

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Eskişehir’in Savunma Sanayii ve Havacılık sektörü açısından önemli ...

YAYINLARIMIZ
Tarih:
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
PTT 1. LİG PUAN DURUMU
Eskişehir Web Tasarım