MÜSLÜMANIN MÜSLÜMAN ÜZERİNE HAKLARI

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

Allah Rasulü Hz. Muhammet (s.a.s.) Buyurdu ki: “Karşılaştığın zaman kardeşine selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah ” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun.” (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)

 

1- Davetlere iştirak etmek yani çağrılan yere gitmek, Müslümanlar üzerine bir haktır. Çağrılmayan yerlerde bulunmak ise insan haysiyet ve şerefine zarar getirir. Ama çağrılan yerde günah işleniyorsa oraya gidilmemesi gerekir. Fakirlerin davetine gitmeyip de zenginlerinkine gitmek ise İslam ahlakına uymaz. Kendinden aşağı olanların ziyaret edilmesi de tevazu alametidir. Şu halde çağrılan yere icabet, etik bir davranıştır ancak çağrılan düğün yemeğine icabet ise sünnettir. Hadis-i şerifte, (Davete icabet ediniz) buyrulmuştur. (Müslim).

2- Kişi hastalandığında ziyaret etmek, yani gerek müslüman gerekse gayri müslim olan komşuya, akrabaya ve tanıdıklara, mümkün ise ziyarette bulunmak bir haktır. Allah Resûlü (s.a.s.) bir hadislerinde: “Ashabım, hastaları ziyaret ediniz, açları doyurunuz, esaretinizdeki köleleri salıveriniz.” (Buhârî, Merdâ 4; Ebu Dâvud, Cenâiz 11) buyurmuştur. Hatta bir hadislerinde bu ziyareti, mü’minin mü’min üzerindeki beş hakkından biri olarak zikretmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar, hasta olan dostlarını ve komşularını uygun zamanlarda yanlarına giderek ziyaret ederler ve onlara şifa dilerler. Bu da Müslümanlar arasında sevgi ve dayanışmanın artmasına vesile olur.

3- Müslümanın Cenaze merasimine katılmak: İnsanın hayatı ne kadar değerli ise ölümü de aynı şekilde önemlidir. Bir müslümanın vefatında cenazesinin İslami usullere göre kaldırılması diğer Müslümanlar üzerine dini bir görevdir. İhmal edilip ilgisiz bırakılan bir cenazeden dolayı tüm Müslümanlar Allah katında sorumlu olacağından, Hz. Peygamber ümmetinin dikkatini çekiyor ki dünya ve ahirette mahcup düşmesinler...

4- Nasihat etmek:  Nasihat, insanî erdemliliklerin ve görgü kurallarının öğretilmesi amacıyla bilenlerin bilmeyenlere yapması gerekli olan öğütlerdir. Bu öğütler yapılırken asla bir art niyet güdülmez, dünyevî çıkarlar düşünülmez. Nasihat eden kişi güvenilir olur. Onun yaptığı nasihat samimiyetle yapıldığı takdirde etkisini gösterir. Müminler sürekli olarak birbirine öğüt vermek sûretiyle yardımcı olurlar. Cenab-ı Allah; "Hatırlat, umulur ki bu hatırlatman müminlere yarar sağlar, (öğüt alırlar)" (Zâriyat, 51/55) buyurmuştur. Resulullah (s.a.s) da: Din nasihattir" buyurdu. Ashap; "Kimler için dediler. Resul-i Ekrem (s.a.s); Allah için, Resülu için, Kitabı için, müslümanların idarecileri için ve bütün diğer müslümanlar için nasihattır" buyurdu (Buhârî, İman, 42).

5- Selamlaşmak. Bir kimse selamsız, izinsiz girince, Resul-i ekrem efendimiz buyurdu ki: “Geri dön, selam ver, sonra içeri gir.” Ebu Davud/Sünen

Selam vermek sünnet, almak farzdır. Selam almayan müslümana melekler çok hayret eder.
 Peygamberimiz de: “Allahü Teâlâ’ya yemin ederim ki, mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız. Size bir amel bildireyim o sayede birbirinizi seversiniz: Aranızda selamı yayınız!” Müslim/Sahih

6- Aksırdığında Rahmet dilemek:  Bir kimse aksırdığı zaman elhamdülillah demelidir. Bunu söylediği zaman din kardeşi de ona: Yerhamukellah, Allah sana merhamet etsin! Demelidir. Kardeşi ona yerhamukellah deyince o da: Yehdikellahu ve yuslihu baleke, Allah sana hidayet etsin ve halini düzeltsin, demelidir.'

Aksırana rahmet dilemek müslümanın müslüman üzerindeki haklarından biridir. Bunun yerine getirilmesi halinde mümine sevap vardır. Ancak yapılmadıkları takdirde vebale girilmiş olmaz. Sünnet terkedildiği zaman kişi sevaptan mahrum olur.

7- Zalimden mazlumu kurtarmak. Peygamber efendimiz, Mazlum da, zalim de olsa din kardeşinize yardım ediniz buyurunca, Ya Resulallah zalime nasıl yardım ederiz? Dediler. Cevaben buyurdu ki: “Onun zulmüne mani olmak suretiyle yardım etmiş olursunuz.” Buhari/Sahih.

Bir Müslümanın sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allah affeder.” Buhari/Sahih.

“Bana zayıfları çağırın da onların yüzü suyu hürmetine Allah’tan düşmanlara karşı zafer dileyeyim. Çünkü siz ancak zayıflarınızın hayır duası, bereketi ile rızıklandırılır ve yardım edilirsiniz” buyrulur.

İnsanlık tarihi ezen ve ezilenler arasında geçen mücadelelerle doludur.  Hz. Muhammed (s.a.s) sadece peygamberlik görevi ile müşerref olduktan sonra değil öncesinde de zayıf ve güçsüzlerin sığınağı olmuştur. İlk vahyi aldığında heyecanlanıp korku ve titreme içinde evine döndüğünde başına gelenleri anlattığı eşi Hz. Hatice (radıyallâhu anh) onu teselli ederken bu özelliklerini şu sözleriyle saymıştı: “Hayır böyle söyleme, sevin! Yemin ederim ki Allah Teâlâ asla seni mahcup etmez. Çünkü sen akrabalık bağlarını gözetirsin, doğru konuşursun, zayıfların/güçsüzlerin yükünü çekersin, yoksulların derdine derman olursun, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardımcı olursun.” (Buhârî, "Bed'ü'1-vahy", 3; Müslim, "Îmân", 252)

“Bir kimse, bir mü’minden dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet gününde o mü’minin sıkıntılarından birini giderir. Bir kimse darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir. Bir kimse, bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul, din kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımındadır…” (Müslim, Zikr 38)

Ca‘fer b. Ebî Tâlib’in Habeşistan’a hicreti sırasında ülkenin Kralı Necâşî’ye söylediği şu sözler de önemlidir:

“Ey Hükümdar! Allah içimizden birisini elçi seçip bize gönderinceye kadar biz cahillerdendik, putlara tapardık, ölü eti yerdik, her türlü kötülük ve çirkinliği yapabilirdik, aramızdaki akrabalık bağlarını tamamen koparmıştık, komşulara her türlü kötülüğü reva görürdük, güçlü bulunan zayıf konumda olanı yercesine ezerdi. İşte biz bu haldeyken Allah içimizden, soyunu bildiğimiz, dürüst ve emin olduğunda asla tereddüdümüzün bulunmadığı, namuslu, şerefli birisini peygamber olarak gönderdi. O bizi tek olan Allah inancına ve sadece O’na kulluk etmeye davet etti. Atalarımızın taptığı taşlara, putlara inanmaktan vazgeçmemizi istedi. Bize doğru sözlü olmayı, emanete riayet etmeyi, akrabalık bağlarını gözetmeyi, komşularla iyi geçinmeyi, haramlardan uzak durmayı, kan akıtmamayı emretti. Her türlü çirkin işi yapmayı, yalan söylemeyi, yetim malı yemeyi, namuslu ve dürüst insanlara iftira atmayı yasakladı…”

EN SON EKLENEN HABERLER

Odunpazarı Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü başta olmak üzere; Park ve Bahçeler, Sosyal Yardım İşleri, K&...

Eskişehir’de bir vatandaşın onarım sonrası kendisine teslim edilen cep telefonunu şarja takıldıktan bir süre sonra adeta bomba gibi patlark...

Eskişehir'de yaşayan hidrosefali hastası 2 yaşındaki minik Azra’nın ameliyat olabilmesi için gereken paranın, sanatçı Haluk Levent...

Eskişehir Valisi Özdemir Çakacak, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Cenksu Üçer&...

Tepebaşı Belediyesi’nin her yaştan bireyi matematiğin gerçek dünyasıyla tanıştırmayı amaçlayarak hizmete sunduğu Matematik Ev...

Eskişehir Emniyet Müdürlüğü tarafından uyuşturucuyla mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonda 6 şüpheli y...

Eskişehir Web Tasarım