06 Eylül 2010 Pazartesi

 REKLAMLARINIZ İÇİN 0 222 220 04 00

Anasayfa | Sık Kullanılanlara Ekle | Sitene Son Dakika Ekle

          

SİTE İÇİ ARAMA  

 

  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  GÜNÜN İÇİNDEN
  BÖLGE
  MİZAH
  İletişim

Kıbrıs Mektubu
Ahmet GÖKSAN
ahmetgoksan_1@hotmail.com Yazara Mesaj Yolla
3250 Kez Okundu.
Bu Yazıyı Facebook'ta Paylaş

UZLAŞMAZLIK UZLAŞISI

“Eminim ki iyi niyetle işe başladığımız gün, mutlak surette zafer bizimdir”
Dr. Fazıl KÜÇÜK

Geçtiğimiz Nisan ayında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu biliniyor. Seçimi uzun bir siyasi geçmişi olan Dr. Derviş Eroğlu’nun kazanması bir anlamda beklenen bir sonuçtu. Bir yıl önce yapılan milletvekili seçimi, böyle bir başarıya ulaşılacağının göstergesi oluyordu.
Türkiye’nin dış politikasının nirengi noktası olarak görülen Kıbrıs’taki uyuşmazlık 50 yılı aşkın süredir gündemdeki yerini koruyor. Belirli zaman diliminde saman alevi gibi parlayan uyuşmazlık bir süre sonra da unutuluyor gibi oluyor. Alevin parlamasının sona ermesine karşın içten içe yanmaya devam ediyor. Bu gerçek hiçbir zaman doğru olarak algılanmamıştır.
Bu süreçte uluslararası toplum da uyuşmazlığın çözümü konusunda doğru değerlendirmede bulunmamıştır. Bunun ötesine geçerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü olan İngiltere ve Yunanistan, yasal dayanakları olmayan Kıbrıs Rum Yönetiminin AB’ne alınmasını sağladılar. Buna onay veren diğer ülkeler de uluslararası hukuka açıktan tecavüz ederek suç işlediler. AB bu hali ile çözümsüzlüğü körükleyen taraf durumundadır.
Bu uygulamaya koşut olarak Ortodoks Kilisesi’nin tutumunun da dikkate alınması gerekiyor. Rum ve Yunan taraflarına koşulsuz destek vermesi inatlaşmayı ve çözümsüzlüğü de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle de çözüm dağların arkasında beklemektedir.
Kıbrıs Türkleri bugüne değin uluslararası toplum tarafından yapılan bütün önerilere ılımlı yaklaşmıştır. Kendi gelecekleri konusunda sıkıntıların yaşanacağının biliniyor olmasına karşın bu tutumlarını sürdürmüşlerdir. Buna karşın uzlaşmaz taraf damgasını yemekten de kurtulamamışlardır. Kıbrıs Rum mücadelesinin önde gideni olan Makarios’un “ ne zaman ateşle su bir araya gelir, ancak o zaman Türklerle birlikte yaşarız” söylemi bilindiği halde Kıbrıs Türkleri uzlaşmaz taraf olarak kabul ediliyor.
Makarios’tan sonra göreve gelen bütün Rum yöneticilerinin de çözüm konusundaki yaklaşımlarında, her hangi bir esneklik yaşanmamaktadır. Uzun süre karşı tarafın görüşmecisi olan Glafkos Klerides’in anılarında ve belirli zaman aralıklarında basına yaptığı açıklamaları ilginçtir. Çözüme ulaşmak yerine Türk tarafının uzlaşmazlığını kanıtlamak için yoğun çaba harcadıklarını gizlemiyorlar. Bu politikaların hazırlayıcısının Ortodoks Kilisesi olduğunu söylemeye gerek bile görmüyoruz.
Karşı tarafça çözüm yanlısı olarak kabul edilen bir önceki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanının yaklaşımı dahi çözüm konusunda Rumların direnişini kırmayı ne yazık ki başaramamıştır. Kıbrıs Türklerinin yok olması demek olan tek egemenlik, tek devlet ve tek kimlik önerileri konusunda gösterilen esneklik bile Rumları etkileyemedi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu günlerde ağladığını dillendirmesine karşın Rumları tatmin edemedi. Katı tutumlarını yumuşatamadı. Daha fazlasını almak isteklerinden olacak çözüm çabaları sürekli olarak boşa çıkmaktadır.
Kıbrıs Türkleri adına görüşmelere katılanlar, 1959 – 60 Anlaşmaları ile elde edilen haklarını ve kazanımlarını bile pazarlık konusu haline getirdiler. Rum tarafının bu konudaki görüşme isteklerini kabul edenlerin yanlış yaptıklarının bilinmesini istiyoruz. Evrende kazanılmış hiçbir hak, pazarlık masasında menü olamaz ve bu güne değin de olmamıştır.
Uyuşmazlığın aşılabilmesi adına Kıbrıs Türk tarafı toprak konusunda 29+ formülünü bile kabul etmiştir. Buna göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sınırları bu orana çekilecektir. %7’ye yakın oranda bir toprak parçasının Rumlara terk edileceği demektir. Mülkiyet konusunda herhangi bir sonuç alınmadan bu önerinin kabul edilmesi anlaşılır bir husus olmanın ötesindedir. Mantıklı bir açıklamasının olabileceğini düşünemiyoruz. Son olarak başlatılan görüşmelerde mülkiyet konusunun birincil öncelik olarak ele alınmasını olumlu buluyoruz. Sonuçları itibarı ile Kıbrıs Türklerinin aleyhlerine olan 29+ formülü ki bu ödün bile Rum tarafını yumuşatamamıştır.
Adada mülkiyet konusunda yaşanmakta olan uyuşmazlık çözülmeden, olası bir çözüm =ara çözüm dahil= formülü havada kalmaya mahkumdur. Kıbrıs uyuşmazlığının en can alıcı kısmı mülkiyet konusudur. Bu konuda ilerlemenin olması çözüm penceresini aralayabilir. Aksi halde siyasi konularda verilmesi düşünülen haklar da bir işe yaramayacaktır.
Rum tarafının kaşıkla vereceği tek egemenlik konusundaki göstermelik siyasi ödünü, çok kısa süre sonra kepçe ile geriye alınacaktır. Bu konuda gösterdikleri sabırlarını yaşayıp öğrenmiş bulunuyoruz. Konuya ilişkin olarak t-onlarca örnek verebiliriz.
Mülkiyet konusunda BM’in 1974 yılını izleyen yıllarda, iki kesimliliği kabul ettiği kayıt altına alınmıştır. Bölgelerdeki malların değerlerinin bu ölçüler doğrultusunda eşitlik temelinde çözüme kavuşturulmadığı noktada yeni uyuşmazlıklara da çağrı çıkarılacaktır. Adanın güneyindeki Türklere ait olan mallar için düşük, kuzeydeki Rum malları için de yüksek fiyatı dillendirmek eşitlik ilkesine aykırı bir durumdur. Böyle bir yaklaşım ise kalıcı çözümün önündeki en büyük engel olacaktır.


milliirade@hotmail.com / Telefon: 0 222 220 04 00

© 2006-10 Milli İrade Gazetesi
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: iletisim@milliirade.com
Sitedeki bazı harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Milli İrade Gazetesi harici linklerin sorumluluğunu almaz.